Crans Montana Konferansı, 10 günlük yoğun ve yorucu toplantılardan sonra Rum ve Yunan tarafının süreci sonlandırmaya varan esnemez ve uzlaşmaz tutumu ile, BM Genel Sekreterinin de Cuma sabahı ilk açıklamalarıyla, Konferansın herhangi bir sonuca ulaşmadan sona erdiği, duyuruldu.
Akabinde KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı Cenevre’den yaptığı ilk beyanatında çok özetle; Kıbrıs Türk Tarafınca çözüm odaklı çok gayret sarf edildiğini ve çözüm haberi vermek istediğini, ancak bu konuda üzüntülü olmakla beraber vicdanen müsterih ancak yitirilen bu fırsatın her zaman olamayacağını, sonuçlansaydı her iki tarafın da kazanacağını, şimdi ise her iki tarafın da kaybettiğini, ifade etti..
Kıbrıs Türk tarafı; 2 yıldan beri süregelen müzakerelerin sonucunda KKTC Cumhurbaşkanı’nın da ifadesiyle, ‘Kıbrıs Türk tarafının inatçı ve istikrarlı çabaları’ ile, 5’li Konferanslara yükselerek dönüşen Cenevre müzakerelerinin dünyanın gözü ününde seyrettiği bir ortamda samimiyetini, iyi niyetini, çözüme odaklı irade kullanmada gösterdiği inisiyatif ve sonuç alma amaçlı geceli gündüzlü çalışmaları ve çabaları, ve alternatif önerileriyle, sürükleyici tarafı olduğu aşikârdır. Takdir edilecek çok önemli bir çaba harcanmıştır.
Buna rağmen Rum tarafında maalesef aynı istek özellikle son iki Konferansta hiç görülmedi. Rum ve Yunan tarafının toplantı Gündeminde olan ve iki yıldır tartışılan konular üzerinde esnemeden hareketsiz kalması, Yunanistan’la birlikte erteleme taktikleri, mukabil tekliflerle orta yolu bulma konusunda isteksizliği ile irade kullanmada tutuk davranması, hiç bir ileri adım atmaması ve müzakere ortamına hareketlilik getirmemesi, tabiatıyla önemli bir tıkanıklık yaratmıştır. Özellikle Türk askeri konusunda Türk tarafının çeşitli tekliflerine karşılık sıfır asker olarak başlayan görüşünün, sonuna kadar sıfır askerle kalması, diğer konularda da basına yansıdığı ile müzakerelerin başından beri süreci kolaylaştırıcı öneri yerine tıkayıcı tekliflerle sadece kendi isteklerinde ısrar etmeleri, çözüm istemeyen taraf olarak, sanırım veya umarım uluslararası camiada daha açık ve net bir biçimde yansımasını ortaya çıkarmıştır. Gerek BM ekipleri gerekse diğer ülkeler nezdinde inşallah her iki tarafın da durumları takdir, ve idrak edilmiştir.!.
Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin müzakereleri sürükleyici ve sonuç alma yolunda gösterdiği gayret ve isteği ve niyeti yanında, Rum ve Yunan tarafının inisiyatif ve irade kullanmadaki isteksizliğini, böyle bir platform vesilesiyle tüm dünyaya yakından göstermesi ve bu niyetin net olarak açığa çıkmasını sağlaması bakımından da, bence Türk tarafı önemli bir başarı daha sağlamıştır. Çözüm sonucu alınmasa da en azından Kıbrıs’ta iki tarafın niyeti çok geniş bir platformda dünyaya daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır.
Müzakerelerin en son Mont Pelerin ve Crans Montana’da en üst düzeyde gerçekleşmesi ve 5’li Konferansın mimarı Türk tarafıdır, ve Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da ifade ettiği gibi, ‘Türk tarafı olarak bu konuda bu kadar istikrarlı ve ısrarlı çaba harcamasak müzakereler bu seviyeye ulaşmazdı.’ Esasen müzakereler boyunca bu tablo tüm dünyaya yansımış bulunmaktadır. Sonuçta en üst düzeye taşınarak Garantör ülkelerle Dışişleri Bakanları ve heyetleri ve BM GS Buterres’in ve ekibinin koordinasyonunda ilk defa bu Konferanslar bu kadar yüksek seviyede olmuştur.
Özetle bir sonuç alınması konusunda Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye her türlü çabayı harcamıştır. Karşı taraftan da aynı istekle bir çaba olsaydı bir sonuca ulaşılabilecekti.. Ancak hiçbir birleşme tek taraflı olamadığı gibi ileride sürdürülmesine de tek taraflı olarak imkân sağlayamaz. Görülen o dur ki Rum tarafı Kıbrıs’ın tüm Yönetiminde Türk tarafını söz sahibi yapmamak hususunda çok kararlı görünmektedir. İsteklerinin sonunun olmamasının kökeninde de bu yatmaktadır.
Türk tarafı görevini fazlasıyla yaptığı cihetle vicdanen rahattır, bu kadar emek sarf edilen ve BM parametreleri çerçevesinde eşitlik temelinde çözüm hedefini amaç edinen Türk tarafının muhakkak ki bu kadar emekten sonra, sonuca gidilemedi ise de sonuna kadar halkına ve ülkesine karşı görevini yapmanın huzuru içinde olmaktadır.
Gerek Kıbrıs Türk tarafının gerekse Türkiye’nin, Konferansın sonucunu değerlendireceklerini ve ona göre politika üretecekleri yönünde açıklamaları olmuştur. Hiçbir son, son değildir, başka bir başlangıcın tecrübesi ve ışığı olur her zaman.. Hele devlet işlerinde ve uluslararası diplomatik ilişkilerde son yoktur. Burada son Konferanslar deyimi olarak, kanaatimce Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da kastettiği ve haklı olduğu, kaybedilmemesi gerekli olan ve ortaya konan ortam’lar ve fırsatlardır ki bir daha aynı ortamlar ve fırsatlar bir araya gelmeyebilir, gelmesi de çok zordur..
Zaman ve zemini iyi ve akıllıca kullanmak siyasetin başarısıdır. Akıllı Liderler de bunu yakaladığı zaman başarı sağlamak ister. Bu zemin yakalanmışken Rum tarafı isteyerek veya istemeyerek bu fırsatın kaçmasına neden olmuştur, ve Kıbrıs’ın geleceği ve kendileri için de akıllıca bir politika izlememiş oldular.
Belki arkasında çözüm sonucuna gitmekle menfaatleri ters düşecek başka güçlerin de etkisi olmuştur. Bilemeyiz ancak Kıbrıs üzerinde çok uluslu menfaatler sürdüğü sürece bu ihtimalleri de düşünmek gerekir. Kıbrıs’ta olumlu bir sonuçla doğu Akdenizde müşterek kaynaklar dahil barış içinde birlikte bir çok menfaatler medenice, insanca paylaşılabilirdi.. Ancak her ne ise.. şimdi önümüze bakmalıyız.
Uluslararası diplomaside bundan sonra Türk tarafının atakları ve talepleri olmalıdır. Öncelikle kısa vadede Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan çıkarılmaları için, direk temaslar, direk uçuşlar, direk ticaret talepleri vb her platformda sesler yükseltilmelidir.
Dünyaya açılma isteği içinde olan, demokratik anlayışa sahip aktif bir halk vardır burada. Sanırım uluslararası camia bunu şimdi daha iyi görmüştür. Adaleti her vesile ile savunan AB başta olmak üzere batılılar buna inanıyorsa, bu güne kadar tek taraflı haksız yere Cezalandırılanın Türk tarafı olmaması gerektiğini görmelidirler ve adım atmalıdırlar.
Öte yandan iç politikada yaşanmakta olan hukuksuzluklar ve adaletsizliklere son verilerek ciddi bir Yönetim için başta partizanlıklar kaldırılarak reform yasaları ve bozulan ve atalete düşen devlet icraatları ehil ve tecrübeli ve iş yapma kapasitesi olanlarla değiştirilmeli ve takviye edilmelidir. Halk hizmet beklemektedir. Her sektör adeta dökülmektedir. Proje gerçekleştirecek teknik ekipler yok edildi. Ve Hükümetler proje bile üretemiyor.!
Hükümet gayrı yasal olaylara, halkın sağlığı ve güvencesi ile ilgili konulara hassas ve saygılı olmalıdır. Halkın dertlerine ve sorunlarına sahip çıkılmamaktadır. Çevre pislikleri, denizlere dökülen pislikler, fiyatların uçması, yollarda ve inşaatlarda can güvenliğinin kalmaması çok üzücüdür. Her inşaatta insanların canı gidiyor.! sayılacak çok şey var..
Halk ciddi bir Yönetim arayışı içinde olduğu için, bir standarda ulaşma arzusunda olduğu için, bunlara vesilesi olacağı ümidi ve gerekçesiyle bu defa çözüme endekslenme geçmişten de daha çok istek vardı. Bu bir gerçek.. Gençliğimiz bir gelecek hedefi görmek istemektedir.. Durumumuzu süratle düzeltmek ve yeni politikalar üretmek gerekir.
































