Çözümsüzlükle yaşarken oluşan kuşkulu sorularımız!

14 Aralık 2017 Perşembe | 11:52
Eşref Çetinel
Kıbrıs Town Houses

Bir süre önce Güney’e ziyaret eden AB Parlamento başkanı, Antonio Tojani’ye, neden Kuzey’i de ziyaret etmediğine çok kızdıktı!

Bu tutumundan dolayı Tojani’ye kızmamız çok olağandı! Yıllardır AB ambargosu nedeniyle sosyoekonomik yönden yaşadığımız sıkıntılarla kayıplarımız ortalardayken, Annan planına evet derken, Crant Montana’da kimin çözüm istemediği ayan beyan aynalanırken, AB Parlamento başkanının  hiç olmazsa bize de Güney komşumuzdan bir “ica” demesini beklerdik! Oysa mübarek adam bizi yok saydı!

BURAYA kadar çok ama çok haklayız.. Fakat şimdi gelin madalyonun diğer yüzüne bakalım:

Bir süre önce “köşemdeki” bir değerlendirmemde Türkiye’nin Kıbrıs siyasi sorununu uluslar arası ilişkilerine çokluk taşımadığını, Türkiye “politikasını” Kıbrıs politikası ile örtüşecek bir siyasi rota çizemediğini, onca büyük laflara ve gövde gösterilerine karşılık, Pakistan, Azerbaycan, Türkmenistan gibi dost ülkelere KKTC’yi tanımaları konusunda etkili bir politika oluşturamadığını, 1974’ü oldu bitti sayarak 43 yıl  gibi çok uzun bir süreyi “çözümsüzlükle boğuşarak” geçirmek zorunda kaldığımızı… Yazmıştım..

KALDIĞIM yerden devam ediyorum: Eğer Türkiye AB ile hani şu 2014’lerde yakaladığı siyasi ivmeyle  iyi ilişkilerini sürdürebilseydi.. Şu anda Rum’un müzakerelerdeki maskaralıklarını sineye çekmek zorunda kalmaz, bizatihi AB’nin mesela  Güney’i ziyaret eden Parlamento Başkanı, Kuzey’i de ziyaretle yetinmez, sürdürülüp götürülen ambargoların kaldırılmasından tutun da  ötesi pek çok ilişkilere kadar hatırımızı sayardı!

       TÜRKİYE’nin Ortadoğu’yu “siyasi davası” yaparken Kıbrıs’ta ilanihaye askerini daha kaç yıl tutabileceğini..                                         Bölge koşulları içinde garantörlüğünü nasıl sürdüreceğini..                                                      Daha ne kadar müzakere masasından çıkacak çözümü bekleyeceğini..                              Bu süre içinde adadaki Türk ve Rum halklarının sürüp giden gergin bekleyişlerinin daha ne kadar devam edeceği..                      Zamana terk edilmiş sorundan bir gün  hangi tarafın kârlı, hangi tarafın zararlı çıkacağının bilinmezliğini daha ne kadar taşıyacağız ki?                                                         Bu nedenle  geleceğe çok da serinkanlılıkla bakamıyoruz!

TABİ denecekse ki   “günü geldiğinde eğer bir siyasi emrivakiyle karşılaşırsak, savaşı da göze de alarak sorunların üstesinden mutlaka geliriz…”                                                                          İYİ  de Türkiye’nin elinde  politikanın  türlü çeşitli yolları yöntemleri varken neden bunları uygulamaya sokmak yerine  en son düşünülecek savaş gibi “felaketlere” düçar olalım?

Tekrar etmekte yarar var: “Kıbrıs sorunu Türk halkı için çok uzadı!”


 

     SEÇİME VE PARTİLERE  DAİR SOHBETİMDİR!

Seçmenlerin seçme haklarına bu kadar karmaşık bir sistemle “müdahale” edilmesine şimdilerde halkın arasına karışıp propagandalarını yapmaya başlayan siyasi partilerin neden müdahale etmediğini anlamak mümkün değil… Tüm seçmenleri “bir arkadaşımızın köşe yazısında vurguladığınca “havuz problemleri” gibi karmaşık “seçme sistemi” içine sokmak hangi akla hizmet edecek bilmiyoruz! İnşallah yanılan biz oluruz ve inşallah geçersiz oylar sandığımız kadar olmaz…

ÖTE yandan seçime çok az  süre kaldı. Bu süre içinde adayların ilçeler bazında  kendilerini seçmenlere nasıl tanıtabileceğini düşünebiliyor musunuz?

UBP bu seçimde “armada gemisi” rolünü üstlendi! Hükümeti tek başımıza biz kuracağız” diyor!

Eğer bu tek başına iktidar olmayı, “geride bıraktığı “hafriyatı” temizlemek için hayal ediyorsa iddiasını anlarım! “Yaptıklarını” temizlemek de faydadır!

ANCAK herkes “Gezici” gibi düşünmediğinden “bu iş zor diyor!” Artı yanında  iktidara susamış bir CTP var.. Varını yoğunu ortaya koyacak!                                             ÇOK olgun kadrosuyla TDP var..                      VE çok genç adaylarıyla bağıra çağıra ^”hükümette yer almaya geliyoruz” diyen bir HP var..

DP mi? Rahmetlik Denktaş’a şu anda çok ama çok büyük ihtiyacı vardır!   Her ne kadar adıyla bile idare ediliyorsa da vaziyetleri,  istikbali en kabadayısından seçimlerden sonra Mecliste “muhalefet” saflarında yerini alması olacak!

DİĞER partilerimizi hele “bağımsız adaylarımızı” şimdilik göremiyorum. “Seçimin” bir paydaşı ile yandaşı da “paradır!” Kim daha çok harcarsa o daha çok oy toplar! Eh UBP’nin Allahı vardır, Başkanından Bakanlarına, bazı milletvekillerinden partililerine kadar kalantor komprador sınıfındandırlar ki para değdiniz gani gani!

PARTİLERİMİZİ ve kampanyayı izlemeye devam edeceğim! Tek bir oyum vardır. Arzum, o tek oyumun seçim sonunda iktidara gelen partiye gitmesidir. Ki “helal olsun” diyebileyim!


KISACA TAKILDIĞIM: (İNSANLAR RESMEN TİTANİK OLDU!)

Seçim sathı mailine girildiği şu günlerde sesleri işitilen sadece seçime katılacak siyasi partilerimizin adayları değil. Ayni paralelde ve çoğu zaman daha yüksek sesle Sivil Toplum Örgütlerimizin sesleri de işitilmeye başladı!

Sorunlarını  ortalara sererken anlatıyorlar. Hatta şu sırlarda “siyasilerden”  daha etkin dolgun seslendirmeleriyle memleketin ahvalini öyle güzel ayazlatıyorlar ki “bravo” diyorum.

Mesela Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Birliği Başkanı Mahmut Kanber diyor ki “memlekette her 60 kişiye 1 işletme düşüyor! Çoğu plansız, denetimsiz! Borç harç da gırla! Ve ekliyor: Sıcak para dediğiniz  memurun cebinde!   Esnaf da artık bundan ne kadar yararlanırsa!”

Yani memleketin kaderi hiç değişmedi! Devlet memurlarına, memurlar çarşı pazara akıtıyorlar Parayı!

Zaten başladı yine reklamlar: Diyor ki Çangar “Gel, Gör, Al, Git!

İnsanın, “zahmet olacak ama oraya gelemem, acaba gönderir misin, adresimi veriyorum” diyesi geliyor!

Sonra? En son ve en tazesinden bir haber: “Gitgide ödenemeyen krediler artışa geçti!” Tam 16.3 milyar TL! Her halde kimse bu borca bakarak “yeme de yanında yat diyecek hali yok!” İnsanlar resmen Titanik oldu!