Gerçekten, gelinen aşamayı anlamakta zorlanıyorum.
Doğru başlayan bir süreç, nasıl bu noktaya varır, bunu tarih önünde de açıklayamayız.
Düşünsenize, Annan Planı’na türlü risk alarak evet demiş iki lider, şimdi olmadık suçlamalarla süreci tamamen düğümlüyor.
İzahı zor, dönüşü da mümkün olmayacak bir düğüm atılıyor sürece.
Bu noktadan nasıl geriye dönülecek ve liderler nasıl bir uzlaşı sağlayacak, doğrusu çok da mümkün görülmüyor.
Kriz üstüne kriz…
Herşeyden önce, zor da olsa İsviçre’ye üç kez taşınan süreçten bir sonuç alınamadı. Bu müzakerelerin ruhunu öldürdü.
Peşi sıra Türkiye’deki referandum süreci ve ENOSIS kararı tuz biber ekti. ENOSIS kararı ile birlikte ortaya çıkan üslup ise akıllara zarar.
Hem sayın Akıncı hem de sayın Anastasiadis’i bu süreçte tanıyamadım.
Sonrasını zaten malum.
Sakat doğmuş bir müzakere masası süreci daha.
Liderler hem birbirlerini suçlamaya devam ediyorlar, hem de yeniden aynı masa etrafında buluşuyorlar.
Barbaros gelmiş…
Gelse ne olur? Gelmese ne olur?
Kıbrıslı Türkler bu sürecin neresindedir. Bir platformda Rumlar oturuyor, Barbaros’u Türkiye kullanıyor. Arada ezilen, sesi kısılan, nereye sürüklendiğini bilmeyen bir Kıbrıs Türkü var.
Daha önce söyledim, yine tekrarlayım, Kıbrıslı Türkler hızla özne olmaktan çıkıyor.
Bu usanma ve bıkkınlık hali de Kıbrıslı Türkleri çözümden uzaklaştırıyor. Rum tarafında dikkat çekmek istediğim nokta budur.
Sermaye grupları, medya, siyaset yapma şekli hızla değişiyor. Kıbrıslı gibi düşünmeyen Kıbrıslı gibi algılamayan bir yapı hızla ama hızla kuzeyde egemen oluyor.
Üstelik, geçmişte Kıbrıslı gibi düşünenler de buna dahil oluyor.
Zira, kimse önünü göremiyor.
Barbaros dolaşsın.
2011’de de dolaştı.
Zaten KKTC, tüm haklarını bu konuda Türkiye’ye devrettiğini açıkladı.
Şimdi ayni film ısıtılıp yeniden vizyona konuyor.
Karada da arama yapılacakmış.
E Sınırüstü’nde anıt gibi duruyor zaten.
Gerilim bekliyor muyum?
Elbette.
Ne demişti Mustafa Akıncı: 2016 Aralık sonrasında, maalesef aynı şeyleri konuşmayacağız. Çözüm değil başka şeyler konuşacağız.
Kıbrıslı Türkler güneydeki doğalgaz çalışma sürecine ait değil.
Dışlanıyor.
“Çözüm olsun da zaten bu Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlik alanı dahilinde” deniyor.
E çözüm hani?
“Bu bizim egemenlik hakkımız” ifadesini kullanan Anastasiadis, çözüm olmayacağını da söylüyor bu şartlarda.
Hal böyle olunca da herkes gerilime oynuyor.
Belki can sıkacak ama yine söyleyim: Kıbrıslı Türkler bu tartışmanın hiçbir yerinde özne değildir. Türkiye’ye doğru ötelenmektedir.
Suçlama oyunu başladı
Gelinen aşamada ne yaşıyoruz?
Tamamen suçlama oyunu olarak algılıyorum. Sürecin buzdolabına doğru gittiğini görüyoruz.
Şimdi iki lider de, ‘süreci kim sabote etti” kavgasında.
İkisi de suçu birbirlerine yıkma telaşında.
Akıncı ya da Anastasiadis suçlu, benim için hiçbir önemi yok.
Kıymeti de yok.
Bir kez daha toplumların umutları yerle bir olurken, suçlama oyunlarının kimseye bir fayda sağlamayacağını öğrendik.
Ve bu oyun sadece ve sadece çözüme karşı olanlara yarayacak.
Milliyetçilik duyguları yükselecek.
Kıbrıslı Rumlar da bilsinler ki, uzun yıllar çözüm isteyen bir Kıbrıslı Türk lider olmayabilir karşılarında. Akıncı, en azından kendi adıma söyleyim, Kıbrıslılar için uzun bir aradan sonra yakalanan bir şanstı. Akıncı da Enosis kararına kadar dayanabildi.
Ayrılık kalıcı hale geliyor
Korkum odur ki, ayrılık kalıcı hale geliyor.
Anlaşmazlıklar derinleşiyor.
Talat- Hristofyas çözemedikten sonra kimse çözemez deniyordu, plana evet diyen iki lider masaya oturdu.
E onlar da çözemedi…
Yeni nesil mi çözecek?
Belli ki Kıbrıslılar anlaşamıyor. Biri diyor ya, ‘anlaşmalı ayrılık…’
Biz ayrılmak için dahi anlaşamayacağız bana öyle geliyor.
Belki temenni ama… Bu ada gerçekten hepimize yetecek kadar büyük ve güzel.
Üzerinde kavga edilemeyecek kadar değerli.
Uzlaşmayı başaramadık… Umarım kavga etmeyi de başaramayız.
“Bu Rumlar böyledir…”
“Bu Türkler böyledir” cümleleri şimdi daha sık kullanılmaya başlandı.
Bize düşen, bunları azaltacak girişimleri artırmak. Bunu da siyasiler değil, halklar yapacak, Kıbrıslılar yapacak.
































