Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Çok Katlı Rezidanslar ve yeni GİRNE- bir “kentsel bellek (yitimi)” hikayesi

Doç.Dr.Nil Paşaoğluları Şahin
Doç.Dr.Nil Paşaoğluları Şahin

Uzun zamandır bu konuda benim de söylecek bir sözüm olmalı diye aklımdan geçiriyorum. Hangi dost meclisinde toplansak mutlaka söz dönüp dolaşıp Girne’nin yeni yapılaşma eğilimine geliyor. Çevremdeki birçok kişi çok katlı rezidanslardan şikayetçi fakat bu durum sayılarının günden güne büyük bir hızla artmasına engel teşkil etmiyor. Klasik söylemlerden, şikayetlerden uzak, farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak istiyorum ben bugünkü yazımda Girne’nin yeni eserlerine ve Yeni Girne’ye. Hem bir Girne’li hem de bir akademisyen olarak kayıtsız kalmam mümkün değildi bu konuya. Genellikle çok katlı binalar ile ilgili başlıca tartıştığımız konular; bu binaların çevremize uygun olup olmadığı; altyapının yeterli olup olmadığı; tasarımları; rant meselesi veya yaşam tarzımıza uyup uymadığı gibi konular veya sorunlar. Benim değinmek istediğim konu bu tartışmalardan uzak “kentsel bellek” konusu.

Kentler farklı dönemleri, farklı yaşam izlerini taşıyan ve bununla da belli bir kimliğe sahip olan mekanlardır. Bu bağlamda kentin yaşadığı dönemlerden izler taşıması önemlidir çünkü, bu izler o kentin belleğinin önemli yapıtaşlarıdır. Evet, zaman içinde farklı verilerle beslenen ve yaşayan canlı birer organizma özelliği taşıdıklarından, kentler için de “bellek” kavramı söz konusudur. Kentsel bellek, kentle birlikte var olan, gelişen bir olgudur. Kentsel bellek, bireylerin mekanın kendisini ve tarihi ve sosyal çevresini deneyimlemesiyle oluşan bir çeşit toplumsal / kolektif bellektir. Özellikle, yaşamın geçmişten gelen öğelerini “şimdi” ile anlamlı şekilde buluşturabildiği ölçüde varlığını sürdürebilmektedir.

Kentsel bellek neden önemlidir?

Her kent, bellek elemanlarına sahiptir. Kentsel bellek kültürel unsurlar ve fiziki çevre ile var olmakta ve de gelişmektedir. Önemlidir! Çünkü, özellikle de insanların zamanla birlikte büyük ölçüde değişkenlik gösteren mevcut çevrenin parçası hissetmeleri için etkin bir araçtır. İşte tam da bu noktadan Girne’yi değerlendirmeye başladığım zaman bir dönemin izlerinin yeni gelişim eğilimleri ile yok olmaya yüz tuttuğunu gözlemliyorum bir süredir. Yukarı Girne’nin benim yaşamımda / belleğimde farklı bir önemi ve özel bir yeri vardır. Çocukluğumun geçtiği, ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımın belleğimdeki yeri Yukarı Girne ile şekillenir. Benim belleğimdeki Girne; Bittacı Fırını’ndan ekmek almak; biraz ilerisindeki annemin dükkanına gidene kadar mis kokulu sıcacık ekmeğin  kenarlarını yemek; Türk Mahallesi’nin daracık sokakları arasından geçerek Miss Knockley’e İngilizce dersine gitmek; Çarli’de bisiklet tamir ettirmek; Galyoncu bahçasındaki evlerin arasından geçerek, bahçelerindeki mis çiçeklerinin kokularını soluyarak okuldan eve dönmektir. Tam da bu saydıklarım sebebi ile özellikle Yukarı Girne, benim belleğimde çocukluğuma kıyası olmayan göndermeler yapan bir yer olarak çok özel bir yerdedir.

 

Belleğimdeki her bir anı kuşkusuz Girne’nin farklı mekanları, evleri veya mimarisi ile şekillenmektedir. Özellikle çocukluğum ile özdeşleştirdiğim Yukarı Girne’de yıkılıp yerine çok katlı binalar yapılan tek veya iki katlı bahçe içerisindeki evlerin her biri kendine özgü zengin mimari detaylara sahip olan bir dönemin önemli eserleriydi. Fakat, bugünlerde bu imgeler her geçen gün bir bir yok oluyor ve belleğimdeki Girne’den uzak, yeni bir Girne şekilleniyor. En kötüsü de sayıları hızla artan çok katlı yeni yapılar arasında yine de yaşam savaşı vermeye çalışan yapıların / evlerin de her geçen gün bir bir bu savaşı kaybetmeye başlaması. Kısa aralıklarla birer birer bahçe duvarlarının üzerine asılan satılık ilanlarının ardından bir yenisinin daha yıkılması ile bir dönemin son bulmasına şahitlik ediyor olmak çok üzücü. Bugünlerde bu gelişimin sonucu olarak Girne’nin kentsel belleğinden Yukarı Girne’nin bir dönemi siliniyor ve 2015 sonrası yeni bir kentsel bellek ve kent silüeti oluşumu gözlemleniyor.

Unutmamalıyız ki mekan ve mimari kentsel bellek ile herzaman yakından ilişkilidir. Kentte kimliği ve belleği yansıtan, yaşatan ve bu anlamda nitelikleriyle öne çıkan alan ve yapılar bulunmaktadır. Bu alan ve yapıların korunması ile geçmişle olan bağın zaman içerisinde yaşamın her noktasında gerçekleşen değişim / dönüşümün ve kimliksizleşmenin yaşandığı, anıların yitirildiği bir süreç olmaktan çıkarılıp kentsel belleği zenginleştiren bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır. Bu bağlamda, gelişen yeni yapılaşma eğilimlerinin kentin hafızasını silebilme gücüne sahip olduğunu ve hatta bu eğilimin bir insanın tüm geçmişini yok etmekle eşdeğer sayılabileceğinin farkında olunmalıdır.

Belleğini  koruyabilen kentler toplum tarafından sahiplenilen anlamlı mekanlar haline gelmekte ve kent kimliğinin devamlılığını sağlamaktadırlar. Kentsel belleğin yitimi,  bir toplumun belli bir dönemdeki kent kültürü ve yaşama tarzının yitimi ve zamanla da kimliğinin belirginsizleşmesi anlamına  gelmektedir. Bu da toplumda önemli etkiler ve kayıplar yaşatmaktadır. Kentsel bellek yitimi ile ilgili bir yazıda rastladığım bir cümlede şöyle diyordu: “…bu işin toplumsal dokuyu ve bizim yaşama tarzımızı bozan bir yanı var. Kendi kültürümüz ile ilgili konulara özenmiyoruz ve hayatımızı garip bir yere sürüklüyoruz.”  Hayatımızı süreklediğimiz bu garip yerde bize düşen kentsel belleğimiz daha da fakirleşmeden önlemler alınması için küçücük de olsa katkıda bulunmaktır. Birey olarak “Kentsel belleğimize yeterince sahip çıkıyor muyuz?” diye sorarak katkıda bulunmaya başlayabiliriz.

Doç.Dr.Nil Paşaoğluları Şahin