Köşe Yazarları

 ÇOCUKLAR TARİKATLAR VE MİLLETVEKİLLERİ


Yenidüzen Gazetesi’nde Dila Şimşek’in, 11 Ocak tarihli Alsancak’ta “İzinsiz, kayıtsız, yatılı din kursu Süleymancı villası” başlıklı haberinde 5. ve 8. sınıf arası 60  bölge öğrencisine yatılı din kursu verildiği haberi yayınlandı.

Olay hakkında; Alsancak Belediye Başkanı da Din İşleri Başkanı da konu hakkında bilgileri olmadığını ifade ettiler. Eğitim Bakanlığı yetkilisi de verilen eğitimin izinsiz olduğunu söyledi. Adam gelecek, 60 çocuğu bir evde toplayacak, yatılı kurs yapacak kimsenin haberi olmayacak. Su vereceksin, elektrik vereceksin, belediye hizmeti vereceksin, her gün de çöpünü alacaksın ama haberimiz yok diyeceksin. Bu bir yönü,

Diğer yönü ve düşünülmesi gereken soru, Nerden buluyorlar bu cesareti?

Dila’nın değerli haberi hiç ilgi görmedi. Havadis Gazetesi Köşe Yazarı Ahmet Okan 12 Ocak’ta “Tarikatlar Dışarı” isimli köşe yazısına konuyu taşıdı ve “Tarikatlar dışarı… Hemen… Şimdi…” dedi.

Ahmet Okan dışında kimse bu olayı sütünlarına aktarmayı gerekli bulmadı, ele almadı, tartışmadı, hesap sormadı. Yoksa bu tür haberler kanıksandı mı? Doğal mı karşılanıyor? Toplumunun duyarlılığını da yansıtması gereken özellikle köşe yazarları Kıbrıslı Türklerin bu gelişmelerden rahatsızlık duymadığını mı düşündüler? Milletvekilleri konuyu meclise taşımadı, bu konuya ilgi gösterdiklerini belirten bir girişim veya beyanat da duymadım. Yoksa bu konu sakıncalı mıdır?

Konu, bireysel olarak Alsancak’ta haber olan yurt konusu değildir. Konu yıllardır Kuzey Kıbrıs’taki siyasal yapı ile irade noksanlığından yararlanan şeriat düşkünlerinin bu coğrafyada örgütlenme konusudur. Türkiye’de şeriat arzulayanların yol hikayesini sanırım hepiniz bilirsiniz.

 

Tarikatlar, cemaatler ve mezhepleri anlatmaya gerek yok ancak bilinmelidir ki bu teşkilatların büyük bir kısmının hedefi şeriat’tır.

 

Peki kimdir bu Süleymancılar?

Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı’nın 2002 yılı çalışmasında “İrticai Örgütlerin Tehdit Değerlendirmesi” başlıklı raporunda, Amacını şu şekilde belirtmektedir. “Cumhuriyetin ilanından sonra ortaya çıkan ve tarikat tanımlaması içerisinde mütalaa edilen İslamcı cemaatlerden olan Süleymancıların da nihai hedefi kendi görüşleri ile şekillenmiş İslam Devletidir.”   (https://www.birgun.net/haber/bilinmeyen-gercekleriyle-suleymancilik-nedir-137657)

Süleymancılar, Avrupa, Amerika ve birçok ülkede faaliyet gösterdiği bilinmektedir.

 

 

Kıbrısta Hep Vardılar

Bu ülkede yıllardır bu tür girişimler oluyor.  Rabıta ile KKTC ilişkilerini hatırlar mısınız?   1980’ li yıllarda Kıbrıs Türk İslam Cemiyeti’nin Rabıta’dan para aldığı söylentileri ayyuka çıkmıştı. (Uğur Mumcu’nun Rabıta isimli Kitabı’nın “Kıbrıs Bağlantısı” başlıklı sayfa 209 ve 243) Hatta KKTC Sayıştay Başkanlığı 1990’lı yılların başında Cumhurbaşkanlığı’nda rabıtadan gelen paralara (bütçeleştirilmeyen) ilişkin denetim gerçekleştirmişti. Özellikle çocuklara camilerde ve konutlarda  gerçekleştirilen kuran kursları hiç durmadı bu ülkede.

Aileler, ‘dinini öğrensin diye çocuğumu gönderdim’, şeriatçılar da ‘ailelerin onayı vardı’ diyecekler. Ancak çocukların ruh ve beden sağlığı, sadece ailelerin sorumluluğunda olan bir konu değildir. Devlet çocukları korumak için onların bulunduğu her etkinliği denetlemelidir. Bunu yapamıyorsa yurttaşlar devleti harekete geçirmelidir.

Yoksa  birşey yapmak için Türkiye’de bu tür yurtlarda ve kurumlarda çocukların başına gelenlerin burda da yaşanmasını mı beklemeliyiz?

Türkiye Cumhuriyeti’nde tarikatlar hep var oldu. Bazı dönemlerde yasaklandılar, ama yine var oldular. Çağdaş demokrasi yoksunu siyaset buna her zaman zemin hazırladı. Yığınla tarikatın siyasi emelleri olduğu bir çok rapora yansıdı. Birçok dönemde partileri kullanarak parlementoya milletvekili soktular.

 

Uzağa gitmeye gerek yok önümüzde dünyanın en güçlü islami örgütü haline gelen Gülen Cemaati var. Nerdeyse Devletin her kademesine yerleşti. Yüzbinlerce insanı arkasına takmış az kalsın iktidarı ele geçiriyordu. Türkiye’de şeriat düzenine ramak kalmıştı.

 

…laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma;… Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.” diye yemin eden milletvekillerimiz, tabiyatıyla Anayasanın Öğrenim ve Eğitim Hakkı başlıklı 59. Madde  2.fıkrasındaki  “Her türlü öğretim ve eğitim etkinliği Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.” ile 3. fıkrasındaki “Çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine aykırı öğretim ve eğitim yerleri açılamaz.” hükümleri için de yemin etmişlerdir.

Bu ülkede Anayasa  ve yasalar defalarca çiğnenmiştir. Halen daha çiğnenmektedir. Habere yansıyan yurtlar gibi daha niceleri olmadığını söyleyebilir miyiz?

Ben konu ile ilgili; Eğitim Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, Belediyelere veya yürütmenin diğer organlarına değil milletvekillerine seslenmek istiyorum.

Milletvekilleri olarak sizlerin seçimlerdeki vaatlerinizi yerine getirmemeniz veya İmar Planı’nın geciktirmeniz veya seyrüsefer ücreti artışı gerçekleştirmeniz bu meselelerin yanında talidir.

Bizim için önemli olan, ayni zamanda sizden beklentimiz, Kıbrıslı Türklerin varlığını korumak ve çağdaş toplumsal yaşamlarının geriye götürmeye ve yok etmeye yeltenen her müdahaleye karşı çıkmanızdır.

TAVSİYE ETTİĞİM FİLM

AGORA

Yapım      :  2009 İspanya
Tür          : Dram, Tarih
Yönetmen: Alejandro Amenábar
Oyuncular: Rachel Weisz, Max Minghella, Oscar Isaac
Süre        : 2 saat 7 dakika

 

Filmin Konusu

Bu film çok önemli mesajlar içermektedir. İzleyecek olanların keyfini  kaçırmadan çok kısaca bir kaç cümle kurmak isterim.

Film 4. yüzyılda Mısır’ın İskenderiye kentinde geçer 3 belki de 4 farklı dine mensup insanların birarada yaşadığı topraklar. Kavga ediyorlar.  Neden?  Dünyaca ünlü İskenderiya Kütüphanesi de yakılıyor.

Bilimsel çaba ve dini dogmatizm. Doğruyu aramak, aydınlanmak ve yıkmak.

Filmden bir cümle “Ben felsefeye inanırım”.

 

 “Tanrılar tarafından delik bir küpü suyla doldurmaya mahkum edilen danaides kızları”

 

Yunan Mitolojisinde Denizler Kralı Poseidon’un torunu olan  Danaidesin kızları, işledikleri bir suçtan dolayı Tanrılar tarafından yeraltına gönderilerek cezalandırılmıştır. Cezalarıoradaki ırmaktan aldıkları sularla delikleri olan küpü, doldurmaktır. Küpdeki suyla yıkandıklarında suçları affedilecektir. Ama küvet bir türlü dolmaz.

Acaba bizde mi suçluyuz. Yoksa beceriksiz miyiz ?

 

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı