Köşe Yazarları

Sınav sorusu görmek istemeyen çocuklar


Gün geldi çattı. Önümüzdeki Cumartesi Kolej Giriş Sınavı’nın birincisi yapılacak. Çocuklar son günlerde dershanelerin ek programları dolayısı ile gece saat 7.00-8.00’de eve geliyor. Sınav günü yaklaştık sonra stres had safhada… Çocuklar günlerdir soru çözmekten artık bunaldı. Evde anne-babanın “geç biraz daha soru çöz” talebine çocukların söylediği tek cevap var; “bana soru deme, bıktım usandım soru çözmekten”.

Bu çocuk bedenler artık bu yükü kaldıramıyor. 10-11 yaşındaki çocuklar oyun oynamak ve sevinebilecekleri aktiviteler yapmak yerine, öğleye kadar okulda, okuldan sonra da dershaneye gidiyor. Çocuklar çocukluğunu yaşamıyor/yaşayamıyor. Bu kadar yoğun bir ders ortamında sevdiği derslerden bile soğuyor. Sabah 8.00’den akşam 8.00’e kadar süren bir ders ortamında çocuklar ne dersi sevebilir ne de çocukluğunu yaşayabilir. Bu çalışmaları severek yapıyorum diyebilen kaç çocuk bulabilirsiniz ki?

Aileler en az çocuklar kadar heyecanlı. Bazı ailelerde heyecan ve telaş daha da ileriye gidiyor ve çocuklar üzerinde baskıya dönüşüyor. Çocuklarının koleje gitmesini bir “statü” olarak gören çok sayıda aile de yok değil… Hal böyle olunca da bu küçük bedenlerin yarışı aynı zamanda ailelerin de yarışına dönüyor. Tabii ki bu yarış dolayısı ile ortada çok ciddi bir rant var. Bu ranttan da çok güzel yararlanmayı becerenler var. Bu sistem böyle devam ettiği sürece de, ne yazık ki bu rant devam edecek.

Öğretim yılının sonuna doğru çocuklar üzerindeki sınav baskısı daha da artıyor. Geçtiğimiz yıl bir psikiyatrist dostumun söylediği beni çok etkilemişti. Bu kolej sınavı dolayısı ile kendisine gelen hasta çocuk sayısı için “ne sen sor ne ben söyleyeyim” dedi. Ne yazık ki durum bu…

Çağdaş batılı toplumlarda ve yeni eğitim paradigmalarında bu tür sınavların yeri olmadığını defalarca yazdık anlattı. Bıkmadan usanmadan yazmaya söylemeye devam edeceğiz. Yalnız kolej eğitimi ile kolej sınavı arasında fark var. Benim sorunum kolej programı ile değil, kolej sınavıyladır. Aksine kolej programının yaygınlaştırılması taraftarıyım. Çünkü kolejler GCSE ve A Level sınavları ile çocuklarımızı dünyadaki yaşıtları ile eşit koşullarda yetişmesine olanak tanıyor. Özellikle Kıbrıs’ın 2004’te AB’ye girmesinden sonra Türkiye dışındaki ülkelerde de üniversite eğitimi alabilme imkanının artmış olması, YÖK kararı ile Türkiye’deki üniversitelere A Level puanları ile girilebilir olması kolej programlarının daha da yaygınlaştırılmasını gerektiriyor. Yani aslında biz, mesleki eğitim dışındaki ortaöğretim programımızı “kolejleştirme” işleminden geçirmemiz gerekiyor. Aksi taktirde koleje giriş sistemi bu şekilde devam ederse, yarım puan ile koleje giremeyen çocukların günahı bu sistemi yaratanların ve yeniden ortaya çıkaranların boynuna asılacak.

Bu sınav çocukların ne bilgisini ne de yeteneklerini ölçüyor. Hiçbir bilimsel güvenilirliği de yok. Bir de kendi içinde bile adaletsiz ve ayırımcı. KGS-1’e İlahiyat Koleji dışındaki kolejlere başvuranların sayısı 1700 civarında… Yani 3800 olan çağ nüfusunun yarısı bu sınavla ilgilenmiyor. Bu 1700 civarındaki öğrencinin da sadece 500’ü kolej programını takip edebilecek. Yani aslında çağ nüfusunun sadece %13’ü kolej programını takip edebilecek. Peki geriye kalan % 87 ne oluyor? Bu soruya doğru dürüst cevap verebilen var mı? Geriye kalanlar nasıl bir eğitim sürecinden geçtikleri, onları nasıl yetiştirdiğimizi iyice düşünmemiz gerekiyor. Bu geriye kalanlar doğru dürüst yönlendiriliyorlar mı?

Yani düz bir liseden mezun olan ve üniversiteye gidemeyen bir genç ne oluyor? Hangi konuda yeterliliği vardır veya ne iş yapabilir? gibi soruların da cevaplarını bulmamız gerekir. Yani eğitim sistemimizi yeniden kurgulamak ve yeniden kurgularken de doğru adımlar atmak gerekiyor. Yani anlayacağınız gündelik çabalar ve palyatif tedbirler ile eğitim yönetilemez ve sorunlar çözülemez. Köklü bir değişim gerekiyor.

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı