Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çocuk Parkı

Meclis’te bursların kesilip kesilmemesi konusu tartışılıyormuş.

Bir vekil karşı çıkmış, “vekillerin maaşlarından kesilsin” demiş.
Gücüne gidenler olmuş.
Çoğu vekil karşı çıkmış.
Hatta biri “Burası çocuk parkı değil” demiş.

Benim gibi saplantısı olanların aklına hemen Çocuk Parkı geldi!

Ne güzeldi o park…

Henüz silahlar patlamamıştı.
Sokaklar sakin, ful ve fesleğen kokmaktaydı.
Memurların maaşları da kesilmemişti.
Burs falan konuları hiç yoktu zaten.
Bu açıdan tartışma da yoktu.
Maaşlar kesilecekse, herkesten kesilecekti.
Ama vakit henüz erkendi.

Bisikletçi Köse Sarayönü’ndeki dükkanındaydı.
Çoronik yaşıyordu.
Osman Gezer de seyyar arabasının başındaydı.
Aynalı havanın müsait olduğu vakitlerde Lefkoşa sokaklarında turlamakta, uyarsa bir de destan okumaktaydı.

Bisikletlilerin arabalılardan daha çok olduğu yıllardı.
Çarşı pazar Cuma günleri kalabalık olur, Foto Şık’ın Mısırlızade Apartmanı’nın altındaki dükkanı en çok o günlerde çalışırdı.
Köylerden kasabalardan şehere inenler, alış verişin hızını artırırlardı.
Buzcu Enver dayı da Selimiye Camii’nin karşısında bulunan köşedeki dükkanındaydı.
Herkes hayattaydı ve Küçük Aysel’in sesi kulaklardaydı.
Berberler, terziler, demirciler, dülgerler, kunduracılar, toptancılar.
Sanki zaman hep böyle devam edecekmiş gibi işinde ve gücündeydi herkes.
Sanki o berber dükkanları, sanki o terziler, sanki o İngiliz kumaşı satan mağazalar ilelebet yerlerinde kalacakmış gibi.

Ne güzeldi o Çocuk Parkı.
Hisar çocuklarının en vazgeçilmez yeriydi o bahçe.
Gündüz gece mutlaka insanların gidip dinlendikleri, vakit geçirdikleri adamakıllı bir bahçeydi.
Herkes temiz pak giyinir, çoluğu çocuğu ile o parka giderdi.
Şimdi tartışılan konuların nerdeyse hiçbiri yoktu.
Huzur içinde parkta oturulur, güzel bir akşamüstünün keyfi çıkarılırdı.
Hayat Samanyolu gibi hep böyle kalacaktı sanki.
Yoksulluk vardı ama huzur da vardı.
Bu huzur bozulacak ama henüz vakit erkendi.
İşte,
O huzurun erken döneminde,
Zaten bilgisayar yoktu, internet yoktu, sanal dünya yoktu.
Sanal dünyada aşk, sanal dünyada kavga, sanal dünyada siyaset yoktu.
Kimse siyaseti Facebook’larda yapmaz, kendini tweet atarak anlatmaz, kişiliğini bu şekilde kazanmazdı.
Göz göze gelmek,
El ele tutmak önemliydi.
Bilgisayar aracılığı ile değil, yüz yüze görüşmek, gözlerinin içine bakarak konuşmak önemliydi.
Bir köşede, bir bucakta, bir pastanede.
Kimsecikler görmeden.
Hatta o bir çift gözü görmek, o elleri tutmak için ne fedakarlıklar yapılır, ne badirelerden geçilirdi.
Siyaset yapmak da fedakarlık isterdi.
Siyasetçiler dertlerini anlatmak için insanlarla birebir bir araya gelirdi.
O köy cehennemin dibinde olsa da…

Hayat Samanyolu gibi değildi elbet.
O vakit gelecekti.
Sirenler çalacak, sığınaklar hazırlanacak, karartma günleri yaşanacak, sokaklara korku salınacak ve insanlar gettolarda yaşayacaktı.
Zor dönemdi.
Domdom sesleri yırtardı geceleri.
Lakin zor dönemde fedakarlıklar paylaşılır ve zorluklar aşılmaya çalışılırdı.
Maaşlar kesilecekse, herkesten kesilecekti.
Herkese tayin verilecekse, herkesin aldığı tayin aynı olacaktı.
Ne bir eksik, ne bir fazla.
Nitekim, vakit geldiğinde öyle yapıldı.
Bir dönem herkes 30 liraya çalıştı.
Aynı tayini aldı.
Aynı karneye bağlandı.
Ve kimsenin gıkı çıkmadı.
Aşılması gereken günler vardı.

Ve aşıldı.

Şimdi niye aşılamıyor?

Ne güzeldi o bahçe.
Keşke Çocuk Parkı olsa!..