Köşe Yazarları

Çocuk koruma sistemi

Bir annenin çocuğunu öldürmesi ülkede infial yaratırken,  ne yazık ki toplum olarak işin magazin kısmı ile daha çok ilgilendik. Aslında olay çok ciddiydi ve sonrası günlerde de ülkedeki çocuklar üzerinde ciddi etki bıraktı.

Olayın gerek yazılı basında, gerek görsel medyada, gerekse sosyal medyada hiç istemediğimiz şekilde yer alması çocuklar açısından işi daha da zorlaştırdı. Olay sonrasında binlerce çocuk gittikleri okullarda öğretmenlerine olayla ilgili çok ciddi sorular sordu. Bu hafta öğretmenler adına zor bir haftaydı. Bir annenin kendi çocuğunu öldürmesi bu küçük bireylere nasıl anlatılabilirdi ki?

Bu olay sonrasında hiç şüphe yok ki “acaba annem beni de öldürür mü?” diye düşünen çok sayıda çocuk olmuştur. Bu tür olayların duyurulmasında elbette medyaya önemli görevler düşmektedir. Biraz daha sorumlu yayınlar beklediğimizi vurgulamakta yarar var.

Hakkını vermek gerekir ki, bu olay sonrası en sorumlu ve en olması gereken açıklamayı KTÖS yapmıştır. KTÖS’ün bu çok önemli açıklamasında aynen şöyle denilmiştir: “Devlet ve kurumları, çocukları her türlü hak ihlalinden, ihmal ve istismardan korumak üzere uygun koruyucu ortam sağlamalıdır. Bunun taahhüdü ve sorumluluğunun tanımı ise çocuk koruma politikasıdır. Kıbrıs’ın kuzeyinde çocuk koruma sisteminin ne kadar yetersiz olduğunu ve çocuğun korunması konusunda ciddi eksiklikler bulunduğunu acı tecrübeler yaşayarak öğreniyoruz. Çocuğun korunması konusunu devlet politikası haline getirerek, tüm toplumun dahil edileceği, yeterli kaynak sağlanan çağdaş bir çocuk koruma sistemi oluşturmak gereksinimi her geçen gün kendini göstermektedir.”

KTÖS’ün vurgu yaptığı bu “çocuk koruma sistemi” çağdaş toplumların olmazsa olmazıdır. KKTC olarak bu konuda çok yetersiz kaldığımız gün gibi ortadadır. Ancak bu konuda canla başla çalışan kurumları taktir ettiğimizi de belirtmek isterim.

KKTC Anayasası’nda sadece çocuğun korunması ile ilgili ayrı bir maddeye rastlamadım. Anayasa’nın 35’inci maddesinde şöyle der: “Aile toplumun temelidir.  Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.” Anayasada çocuğun korunması için devlet ve kurumları gereken önlemi alır demesine rağmen bu olayda çocuğu koruyamadık.

Haaa!  Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var. Çocukların korunması konusunu sadece Sosyal Hizmetler Dairesi veya Çocuk Esirgeme Kurumu gibi kurumların sorumluluğuna bırakılıp sorumluluktan kaçamayız. Çocuk koruma sistemi, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler gibi tüm sorumlu kurumların içinde rol aldıkları bir sistem olarak yapılandırılmalıdır.

Bu bahsettiğimiz çocuk koruma sistemi, ihmal veya istismar ortaya çıkmadan fark etmeyi sağlayacak bir izleme ve ihbar sistemine sahip olmalı. Bu sistem tüm okullar, hastaneler, polis güçleri ve çocuklara hizmet veren tüm kurumları dahil olması gerekmektedir.

Konuya bu çerçeveden bakıp bundan sonrası için adımlar atılması gerekir. Mevcut yasaların yeterli olup olmadığını bilmiyorum. Yetmiyorsa da yeni yasalar çıkarılarak bu konuda ciddi bir organizasyonun yapılması kaçınılmazdır.

Eğitimin gündelik sorunları ile ilgilenmekten gerçekten ilgilenilmesi gerekenlerle ilgilenemeyen bir Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı organizasyonu var karşımızda… Bu anlamda da bakanlığın yeni bir organizasyon yapısında kavuşması gerekiyor. Mevcut yapı ile böylesi önemli konular ile ilgilenmek zor gibi görünüyor.

Aklıma gelmişken sorayım. Bildiğiniz gibi annesi tarafından öldürülen çocuk da bir öğrenciydi. Acaba devletimiz bu çocuğun sınıfındaki öğrencilere veya sıra arkadaşına psikolojik destek sağladı mı?

İşte bu “çocuk koruma sistemi” bu kadar önemli bir şey…




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı