Köşe Yazarları

ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER…

Başaran Düzgün yazdı






Cenevre dönüşü telefonda konuştuk.

-‘Nedir durum’ dedim.



-‘Bir da bunu deneyceyik’ diye cevap verdi.

‘Sen beni bilin, ben Kıbrıslıyım, kimseye biat etmem, kimseye da küfretmem. Sen bilin, tırnaklarımı kazıyarak bu yerlere geldim…’

‘Çavuşoğlu projesi’ saptamama karşılık bunu söyledi herhalde.

Kendisini bildiğim ve tanışıklığımızı çok uzun yıllar öncesine dayandığı doğrudur.

İstanbul Kültür Derneği Başkanı ilken Kıbrıs sorunuyla ilgili düzenlediği bir toplantıda her yer KKTC bayraklarıyla donatmış ve KKTC’nin tanınması gerektiğine ilişkin yüksek ses tonuyla heyecanlı bir konuşma yapmıştı.

Rahmetli Denktaş mikrofonu aldığında şöyle bir espri patlatmıştı;

‘Oğlum Ersin sana her şeyi öğretim ama mikrofonun ses yükseltme aleti olduğunu öğretemedim.

 

*

 

Ersin Tatar’ın KKTC’nin tanınması ve böylece iki devletin bir birini tanıyıp bir çözüme ulaşması fikrini çok önceleri de savunduğu doğrudur.

Bu fikrin ağababası  rahmetli Denktaş’tır.

Bir mülakatımızda şöyle demişti ve hayrete düşmüştüm;

‘1972 yılında Lefkoşa surlariçi, Köşklü Çiftlik, Kumsal, Göçmenköy, Ortaköy, Gönyeli Boğaz, Ağırdar ve çevre Türk köylerini kapsayan (ki Kıbrıslı Türklerin elindeki en büyük bölgeydi) bu bölgede bağımsız bir devlet ilan edelim ve biz de Makarios ile eşitlenelim. Böylece Mart 1964’de yaptığımız hatayı telafi edelim.’

Resmî tarih bu konuyu es geçer ama 1963 saldırılarından sonra Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum saldırganlar tarafından işgal edildiğini ve iki toplumlu olma özelliğini kaybettiğini bunun için de iptal edilmesini ister.

Kurucu ortak olarak böyle bir ortak devletin olmadığını söyler.

Konu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin gündemine alınır.

Rahmetli Denktaş da Güvenlik Konseyi toplantısının yapıldığı New York’taki Birleşmiş Milletler merkez binasındadır.

Güvenlik Konseyi’den ‘Kıbrıs Cumhuriyeti vardır ve devam ediyor’  kararı çıkar.

Denktaş açısından işin zor kısmı Türkiye de bu kararı desteklemektedir.

Anılarında yazar,

‘O gün Birleşmiş Milletler binasından hünküre hünküre ağlayarak çıktım. Milli davamız büyük bir darbe almıştı.’

Rahmetli İsmet İnönü’nün yönettiği o dönemdeki Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını kabul etmiş, Kıbrıslı Türklere cumhuriyetteki görevlerinizin başına geri dönün demiş (ki devletteki 3 bakanlık Kıbrıslı Türklere aitti, yüzlerce Kıbrıslı Türk memurdu, ortak mecliste Kıbrıslı Türk milletvekilleri vardı ve en önemlisi  her türlü kararı veto etme yetkisi bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muavini Kıbrıslı Türk idi.

İsmet İnönü’ye rağmen zamanın Kıbrıslı Türk yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri dönmez.

Dönmemesi için haklı olabilecekleri gerekçelerde Makarios tarafından yaratılır.

Makarios Kıbrıslı Türkleri ‘devlet otoritesine karşı isyan eden çapulcular’ ilan eder.

‘Devlet otoritesini tesis etmek’ için de Yunanistan’dan getirttiği silahlı askerler ve onun başındaki önce Yunan solcu sonra da Kıbrıslı Türk katili Grivas’ı koyar.

Hedefleri Kıbrıslı Türk isyancıları ortadan kaldırıp anavatan Yunanistan’a bağlanmaktır.

(Köfünye saldırıları bunun en bariz provasıdır)

Bunun karşısında da ‘biz de  bağımsız devletimizi ilan edelim, Kıbrıs’ı ikiye bölelim, Taksim edelim’ diyen Kıbrıs Türk yönetimi vardır.

Sonrası malum.

1974 faşist cunta darbesi ve 20 Temmuz çıkarması sonrası ada fiilen ikiye bölünür.

Denktaş ‘bağımsız cumhuriyeti’ ilan etmek için 1983’e kadar beklemek zorunda kalır.

Türkiye askeri darbeden sivil yönetime geçiş sürecindedir, rahmetli Turgut Özal seçimleri kazanmış fakat henüz yönetimi devralmamıştır ve KKTC’nin ilanını ‘kendine atılmış bir kazık’ olarak görecektir.

Denktaş ile de yıldızları hiç barışmayacaktır.

 

*

 

KKTC’yi ilan eden Denktaş KKTC’nin Rumlar tarafından kabul edilmesini çok savunur.

‘En azından 24 saatliğine kabul etmeleri şarttır’ der.

‘KKTC kabul edilmezse değil New York’a Ortaköy’e bile gitmem’ sözü meşhurdur.

Sonra tıpış tıpış her türlü görüşmeye gitmek zorunda kalır.

Ta ki Annan planına son şeklinin verildiği Bürgenstock zirvesine kadar.

Türkiye’yi yöneten AK Parti’ye rest çeker ve Bürgenstock zirvesine katılmaz.

Hükümete yani Mehmet Ali Talat ile Serdar Denktaş’a yetki verir, kendisi Lefkoşa’da muhalefet yapar.

Sonrası herkesin malumudur.

 

*

 

Kıbrıs’ta federasyonu savunan ve Annan Planını destekleyen AK Parti yönetimi şimdi de BM Güvenlik Konseyine ‘KKTC’yi tanıyın’ şartı koşuyor.

Ersin Tatar da ‘zaten benim görüşlerim de bu yöndedir’ diyor ve ekliyor ‘bunu da denemek lazım’

 

*

 

Kıbrıslı Türkleri hala ‘devlete isyan edenler’ olarak gören, federasyonu acı uzlaşma sayan ve azınlık gördükleriyle devleti yarı yarıya paylaşmak istemeyen bir anlayış var karşımızda.

Federasyonu savunan liderlerimiz bu anlayışı eşitlik ve ortaklık için ikna edemedi.

Şimdikiler “biz KKTC’nin tanınmasını deneyeceğiz” diyorlar.

Bırakalım denesinler.

Anadolu’da çok kullanılan bir deyim vardır;

Çivi çiviyi söker.

Anastasiadis  bunu hak ediyor…







Başa dön tuşu