CİRA’yı kullanmayacağım artık

24 Temmuz 2018 Salı | 10:53

Türk ve Rum gazeteci örgütleri, adı konmamış mesafeli ilişkiyi son yıllarda kısmen aşarak karşılıklı iyi ilişkiler geliştirmeye başladılar. Kuşkusuz bunda, Rum gazeteci örgütündeki yönetim değişikliğinin payı büyük.

Örgütler arası ilişkilerin gelişmesi, yurt dışına uzanmasıyla birlikte, tatmin edici olmasa da işbirlikleri oluşmaya başladı. Karşılıklı değişim programıyla genç gazeteciler karşı tarafta görev yaparak bir birini tanıma imkânı buldu örneğin. Ve son olarak da bu işbirliğinin sonucu olarak ilginç bir sözlük hazırlandı.

Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Güney Kıbrıs) de üye olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı öncülüğünde hazırlanan sözlük, tarafların görevlendirdiği eşit sayıdaki 4 kişilik komite tarafından hazırlandı. Basına yönelik “öneri” niteliğindeki sözlükte, tarafları rahatsız eden kelimeler belirlendi, bunlara karşılık arandı. Bazılarına bulundu, bir kısmı karşılıksız kaldı.

Havadis’te dün yayımlanan röportaj/incelemede detaylandırdık kitaptaki sözcükleri. Çoğu politik durumdan kaynaklanan terminoloji farklılığı, Kıbrıs sorununun simgeleri.

Rum siyasiler arasında fırtınalar yaratan, komitede görev alan ve sözlüğü destekleyen Rum gazeteci/edebiyatçıların tehdit edilmesine neden olan sözlük, AGİT yetkililerinin ısrarla vurguladığı gibi, aslında barış dili ve hoşgörü konusunda gailesi olanlara yönelik.

Sözlükten Türk/Rum ne kadar insan etkilenecek bilinmez, ama etkisi olacağı açık. Hatta Rum tarafındaki fırtınanın, yaygınlaşma ve etkilenme anlamında pozitif etki yapabileceği yorumları bile yapılıyor.

Sözlükle, bazı kelimeleri incitici olduğunu fark etmeden kullandığımızın da ayırdına vardık. Ben örneğin; hiçbir yazımda veya haberde kullanmamama rağmen günlük dilde kullandığım “cira” kelimesinin incitici olduğunu bu sözlükle fark ettim…

Veya “kapılar” kelimesi… Haberlerde de rutin olarak kullandığımız, sıradan, literatürümüze girmiş “kapı” yerine “barikat”  kullanılması gerektiğini bu sözlükle öğrendim.

Sözlükle ilgili yapılabilecek eleştiriler var ebette.

Örneğin, 4 kişilik komite “incitici” kelimeleri belirlerken ve karşılıklarını bulmaya çalışırken, daha geniş kesimle işbirliği yapabilirdi. Böyle bir durum hem çalışmanın kapasitesini geliştirebilir, hem sahiplenmeyi artırırdı.

Ayrıca, sözlüğün Kıbrıslı Türk ve Rum medyasına nasıl, hangi yolla ve etkili bir şekilde ulaştırılacağı, medyanın sahiplenmesinin nasıl sağlanacağı da belirsiz. Yaklaşık bir yıllık emek ve uluslararası destek/finansmanla basılan sözlüğün raflarda kalma, unutulup gitme riskini de gözden uzak tutmamak gerekir.

AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Desir’n önsözde belirttiği gibi, “sorunlu zamanlarda güven oluşturmak için iletişimin kaliteli olması ve dilin hassasiyetle kullanılması kaçınılmazdır.” Kişisel ilişkiler için bile geçerli aslında kaliteli iletişim.

İsrail/Filistin için hazırlanan İbranice ve Arapça sözlüğün ardından dünyada ikinci örnek olan sözlükte yer alan 50 civarında kelime, bir anda olmasa da kullanıldıkça yaygınlaşacak nitelikte. Tümüne adapte olunmasa da bazı kelimelerin kısa sürede yaygınlaşacağına ve literatüre yerleşeceğine inanıyorum. Çünkü tekrar, farkında olmadan literatür oluşturur. Bu konuda da konuyla ilgili gailesi olan gazetecilere, köşe yazarlarına, editörlere, genel yayın yönetmenleri ve medya sahiplerine görev düşüyor.