Cinayet Sokağı - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
ManşetPoli

Cinayet Sokağı

Sokak sokak Lefkoşa 5

 


Lefkoşa sokakları sırasında bayram yeri gibiydi,

Sırasında her sokağında ölüm kol gezmekteydi…

 

Abdi Çavuş Sokağının bir ucu Reşadiye’de bir ucu da Mecidiye Sokağında kesişir.

Oldukça eski bir sokaktır.

Yakınlarında Abdi Çavuş türbesi de olduğuna göre, adını buradan alıyor.

Abdi Çavuş, 1571’de fetih sırasında Lerfkoşa’da ölen Osmanlı askerlerinden biriydi.

Reşadiye noktasından Abdi Çavuş sokağına girildiğinde,

Köşedeki evin bir kısmı Reşadiye’ye, bir kısmı da Abdi Çavuşa bakmaktadır.

Bu evde Kıbrıs folklörüne büyük katkıları olan ve bir dönem Polo olarak bilinen Ferahsat’ın ailesi oturmaktaydı.

Ferahsat’ın babası Mustafa amca Bandabuliya’da manavlık yapar, en güzel muzları o satardı.

Ferhsat’ın SILA 4 Müzik gurubunun dört ayağından biri olduğunu da belirtelim.

Bu noktadan az ileriye gidildiğinde bir dört yol ağzı vardır ki, boydan boya Celaliye Sokağını oluşturur.

Bir zamanların ünlü Bakkal Yusuf’un evi de buradaydı.

Görkemli güzel, sarı taştan bir evdi.

Hâlâ görkemini koruyor.

Hem Bakkal Yusuf’un ailesi burada kalır, hem binanın bir bölümü bakkal olarak çalıştırıldı.

Bakkal Yusuf, 1974’ten hemen sonra adaya gelen ve Ecevit çizgisinde Halkçı Partiyi kuran Alper Orhon’un babasıydı.

Alper Orhan ile 74’ün ilk şehitlerinden Ecvet Yusuf Orhon kardeştiler.

Şair Pembe Marmara da ablalarıydı.

Bu değerli insanların da hayatı soludukları bir yerdi Abdi Çavuş Sokağı.

Sokakları birbirine bağlanır Surlariçi Lefkoşa’nın.

Celaliye Sokağının bir ucu Turan Sokağa diğer ucu da Girne Kapısını açılır ki,

Girne Kapısına açılan kavşakta Muzaffer Haşmet Gürkan’ın evi ve kliğini bulunmaktaydı.

Bir Lefkoşa Sevdalısı olan,

Ve Lefkoşa’ya dair birçok bilgiyi günümüze aktaran Haşmet hocamızı bu vesile ile anıyoruz.

Bakkal Yusuf bu sokakta otururdu. Köşedeki ev onlara aitti. Evin kenarlarına dikilmiş asma dev bir hal almış
Bakkal Yusuf bu sokakta otururdu. Köşedeki ev onlara aitti. Evin kenarlarına dikilmiş asma dev bir hal almış

Dört yol kavşağından ileriye gidildiğinde Halk Fırını oradaydı ve sahibi Turgut ustaydı.

Sabah vakitleri bu ince uzun yoldan geçerken taze ekmek kokuları yayılırdı etrafa.

Yıl altmışlı yetmişli yıllardı.

Bunun biraz ötesinde Abdi Çavuş, Alpaslan ve Mevlevi Tekke Sokağına bağlanır.

Mevlevi Tekke Sokağında bir sokak çeşmesi bulunur ki,

Bugünkü hali içler acısı olup döküm döküm dökülmektedir.

Buna rağmen eski Türkçe hitabesi hâlâ okunabilecek durumdadır.

Yazıtta çeşmenin Müftü Berberzade Hacı Mustafa tarafından yapıldığı belirtiliyor. (1893).

Bu noktadaki evlerin birinde, altmışlı yıllarda tarih hocamız olan Omsancık kalmaktaydı.

Onu iki yıl kadar önce kaybettik.

Aynı mevkide ve aynı sokak içinde Çetinkaya’nın ünlü futbolcularından Orhan’ın da kaldığını hatırlamaktayım.

Daha da ileriye çıkıldığında sokak Bodamyalı Sokakla kesişir.

Kesişme noktasından bir ilkokul öğretmenimiz ile bandodan bir arkadaşımızın evleri bulunuyordu.

Şimdi yalnızlığına terk edilmiş hepsi de.

Az ileride de araştırmacı yazar Ahmet Gazioğlu’nun evi bulunuyor.

Kerpiç evler arasında dönemine göre yapılmış modern evlerden biriydi.

Daha ilerde Alirıza Otel vardı ki Lefkoşa’da sayılı otellerden biriydi.

Onun karşısında adını bilmediğim Masıracı kalmaktaydı.

Masıracı amca, masıra, makas, zip (fermuar), yüksük gibi kadınlara yönelik eşyalar satardı.

Eski bir polisti sanırım.

Emekli olunca el arabası ile bu işe başladığı söylenirdi.

Masıracı, sokakları gezerken durduğu noktalarda “masıracı geldi bayanlaaar” diye bağırır,

Sesi işiten kadınlar tek tek kapılardan çıkar ve alış verişlerini yaparlardı.

Her kapı, masıracının hangi gün, saat kaçta sokağından geçeceğini bilirdi.

Sokakta köşklü evler bakımsız olmasına rağmen görkemini koruyor.
Sokakta köşklü evler bakımsız olmasına rağmen görkemini koruyor.

Yol, biraz daha yukarıda Tabak Hilmi Sokağına komşu olur.

Tam bu kavşakta, Liseli kadim dostlarımızdan Hıfzı Özdemir kalıyordu.

Edebiyata düşkün, özellikle şiirsever bir arkadaşımızdı.

Şimdi İstanbul’da diş hekimi olarak hayatını sürdürüyor.

Tabak Hilmi Sokağa daha sonra geleceğiz, çünkü burada acı hikayeler hâlâ çığlık atmakta…

Bu kavşaktan da yukarıya gidildiğinde daha önceleri sözünü edip fotoğrafladığımız Ali Ruhi Sokağın batı ucu Abdi Çavuş’la birleşir.

Bu bölgede cumbalı, köşklü evler vardır.

Evlerin bir tanesinde eski Türk hamamı hâlâ ayaktadır.

Alaybey Sokak da bu noktalarda Abdi Çavuşa bağlanır ki bir zamanlar Genel Hastane olarak kullanılan bina buradadır.

Genel Hastane yerinden taşınıncaya kadar Lefkoşalılara ve köylerden kasabalardan gelen adadın tüm hastalarına hizmet veren bir sağlık kurumuydu.

Özellikle olayların patlak verdiği 1963 yılı ile birlikte 74 savaşında Genel Hastanenin büyük hizmetleri olmuştu.

Dr. Kaya Bekiroğluları, Dr. Saffetler bu hastaneden geçmişlerdi.

Bu hastanenin kendine özgü bir asansörü vardı.

Hastane bölümüne çıkılan merdiven o kadar dikti ki, özellikle ağır hastaların bunu kullanması imkansızdı.

Modern asansör yerine, zincirli bir sistemle yukarıya çekilen asansör herkesin belleğindedir.

Bu asansörün ilkel durumu, o dönemlerde Kıbrıs Türklerinin yoksulluğunu anlatır gibiydi.

Böylece, Abdi Çavuş, bir ucu Sarayönü’ne çıkan Mecidiye Sokakla kesişmiş olur.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 158196,158195,158194,158193,158192,158191″]…[/images_grid]

Tabak Hilmi:

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Tabak Hilmi Sokağını sona bırakmıştık.

Bu sokak Girne Kapısı yolunun neresindeyse tam ortasına uzanmaktadır ve,

En ucunda Deniz Kırtasiyenin bulunduğu hatırlardadır.

Bir dönem Lefkoşa’nın renkli simalarından Ya Mustafa’nın çorbacı dükkanı bu sokakta bulunuyordu.

Mapolar kitapçı dükkanını kapatıp aramızdan ayrıldıktan sonra,

Oğlu Regü Mapolar bu sokakta Şehir Bakkaliyesine gitmek için ayrılan yolda bir süreliğine kitapçılık yapmıştı.

O sokak da Adana Sokak oluyor.

Bazı kaynaklara göre Tabak Hilmi Efendi 1930’lu yıllarda Kıbrıs Türklerinin önde gelenleri arasında yer alan varlıklı bir kimseydi.

İşadamlarından Hilmi Refik’in bir yazısından anlaşıldığına göre kendisinin büyük amcası oluyor ve bazı mülklerini kalkınma amaçlı Vakıflara vakfetmiştir.

Cinayet:

Yakın geçmiş açısından sokağın en önemli özelliklerinden biri de bir cinayetin ayak izlerini taşımış olmasıdır.

Kendine özgü güzelim Lefkoşa sokakları kendi halinde güzel günler yaşarken,

Zaman zaman da karanlık olaylara tanıklık etmiştir.

O kerpiç duvarlar, o ahşap kapılar birçok bilinmeyen olayın tanıklarıdır aslında.

Ancak hiçbir şey ilelebet karanlıkta kalmaz.

Gerçekler bir gün gelir gün ışığa çıkar.

O kapılar, o hanaylar, adeta insanın kulağına bir şeyler fısıldar…

Olay günü:

Sıcak bir yaz günü.

Tabak Hilmi Sokak’ta kan akacak ama henüz kimse bunun farkında değil.

Günlerden 2 Ağustos,

Tarih 1958.

EOKA olayları çoktan başlamış ve giderek iki toplumu karşı karşıya getirmişti.

Her taraftan kayıp ve ölüm haberleri gelmekte.

İnsanlar güvensiz.

Teşkilat kendine göre casus bellediklerini fişlemekte, onlar hakkında ölüm fermanı hazırlamakta.

Birçok kişi İngilizlere çalışır diye mimlenmekte, namlulara hedef olmakta.

Böyle bir zaman, böyle bir dönem, nere baksan kuşku ve endişe.

İki tetikçi Sarayönü’ndeki polis merkezine bakan ünlü kahvehanede pusu kurarlar.

Bellerinde tabanca.

Kahvehane kalabalık.

Bekledikleri kişi Mehmet Süleyman’dır. Sonradan Soyadı Yıldırım olarak bilinecek.

Mehmet Süleyman Petreli bir ailenin çocuğu.

Poliste Çavuş.

Bilgili, donanımlı biri.

EOKA onu aramakta, TMT onu aramakta.

Belli ki iki minare arasında sıkışıp kalmış, ya da bir minare bir kilise arasında.

O dönemin aciz teşkilatçıları kendilerine gelen ihbarlara kanmakta.

Cinayet Sokağı:

Vakit ilerler ama tetikçiler pusuya oturdukları yerden ısrarla kalkmazlar.

Nihayet bekledikleri an gelir.

Kan kokusu almaktadırlar.

Mehmet Süleyman kahvehane kapısından içeriye girer ve daha sonra ayrılır.

Tetikçilerden “T”  peşine düşer, diğeri (“A”) oturduğu yerde kalır.

Tabak Hilmi Sokağına dönen Mehmet Süleyman bu yolda 50-60 metre kadar ilerlerken,

Arkasından gelen korkak katil tetiğe basar.

Onu arkadan vurur yere serer.

Tabak Hilmi Sokağı bir anda kana bulanır. (*)

Lefkoşa sokakları sırasında bayram yeri gibiydi,

Sırasında her sokağında ölüm kol gezmekteydi…

(*)Bu hikayenin detaylarını “Sokak Sokak Lefkoşa” yazı dizimizde vermeyi uygun görmedik. Olayın detaylarını ileriki zamanlarda Mehmet Süleyman’ın nasıl “şehit” olarak kabul edildiğini, diğerinin de nasıl gözden düşüp hiç kimse tarafından anılmadığını başka bir yazı konusu olarak ele alacağız.

[newsbox style=”nb4″ title=”POLİ 285″ display=”tag” tag=”285″ number_of_posts=”5″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar