Basına sızan bazı belgelerden anladığımız kadarıyla, 1960 Garanti antlaşması, hazırlanmakta olan “çerçeve anlaşmasıyla” birlikte büyük bir değişikliğe uğrayacaktır.
Tek taraflı müdahale etme hakkının olmadığı bir Garantörlük düzeni ufukta görünmeye başladı bile.
Sızan bilgilere göre, Türk heyeti içerisinde bir kısım uzman müdahalenin Kıbrıslı Türklerin davetiyle, sadece Kıbrıs Türk Kurucu Devleti sınırları içerisinde yapılmasını önermişlerdir. Türkiye bunu kabul eder mi? Belki. Rumlar kabul eder mi? Zor ama mümkün. Dönüşümlü Başkanlık’ta yapılacak açılım bu bağlamda önem kazanacak.Tabii bugüne kadar 0 Asker ve 0 Garantör isteyen Rum tarafının ise bu öneriye hangi koşullarda razı olacağı halen daha bilinmemektedir.
İddialara göre Guetteres, Akıncı’dan ayrıca sunduğu haritada bazı değişiklikler yapmasını istemiştir. Sanırım Omorfo, Maronit köyleri ve Karpaz’ın iadesi tekrardan olasılık haline getirilmiştir. Karpaz’a ek olarak Omorfo ve dört Maronit köyünün iade kapsamına alınmasının isteneceğini tahmin ediyorum (daha önce dört Maronit köyüne Maronitlerin yerleşmesine izin verilmiş olsaydı durum çok daha farklı olabilirdi. Çünkü askerin tuttuğu tüm köyler otomatik olarak boş ve iade kapsamına girecektir.
BM’nin Mülkiyet önerilerine göre Kuzey’de Kıbrıslı Türklere bırakılacak bölgedeki Rum mallarını kullanan kullanıcılar daha avantajlı konuma, sınır ayarlaması bölgesindeki yerinden olmuş mal sahibi Rumlar ise daha avantajlı bir durumda işlem göreceklerdir. Bu bence şimdiki kullanıcılar açısından çok önemlidir. Öte yandan yerinden edilecek Kıbrıslı Türk göçmenler için acil çalışmalar yapılmalıdır.
BM ve Türk tarafı, Dönüşümlü Başkanlığı Rum tarafına kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bundan dolayı da Garantörlük ve askersizleşmede Türk tarafı geri adım atmak zorunda kalacaktır. Talat’a göre üç yılda bir, bir yıllığına Federal Devletin Başkanı olacak olan Kıbrıslı Türk siyasetçi, Kıbrıslı Türklerin güvenlik ve garantisinin esas garantörü olacaktır. Yani sözlerinden Türkiye’nin Garantörlüğü mü, Dönüşümlü Başkanlık mı diye sorulursa, Dönüşümlü Başkanlığı tercih edeceğini anlıyorum. Nasıl mı? Bunu ona sorun. Sayın Akıncı’nın bu konudaki tercihini halen bilmiyorum.
Tabii bu çerçeveye alternatif başka öneriler de etrafta dolaşmaktadır. Başkanlık için “çapraz oylama” dillendirilmektedir. Örneğin Başkanlık yerine Federal Konsey’in devletin başını oluşturması benim kişisel tercihimdir. Ayrıca bence Başkanlığın herhangi bir etnik gurubu temsil eder nitelikten çıkartılması gerekmektedir. Bunun için ya Başkanı Federal Konsey’in seçmesi, ya da adadaki tüm toplumların oyuyla seçilmesi gerekmektedir.
Sular kaynamaya ve taraflar daha yaratıcı olmak için zorlanmaktadırlar. Bu da Cran-Montana sürecini diğer süreçlerden ayrı tutmaktadır. Bu nedenden dolayı sayın Eide’nin çabalarını kutlarım. Ayrıca yeni BM Genel Sekreterin farkı da yavaş yavaş kendini hissettirmektedir.
































