Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CENEVRE’YE AZ KALDI DERKEN… VE “SEÇİM DE SEÇİM!”

Gündem bile olmaması gerekir. Çünkü ilk kez taraflar Cenevre’ye kendi “olmazsa olmazlarıyla” gidiyorlar.

Yine de şeytan ayrıntıda gizledir. Çünkü Türk tarafının “iki egemen devlete dayalı çözümden.. Rum tarafının “federasyondan başka bir çözümü kabul etmeyeceğini” ısrarla açıklayıp tüm dünyaya dolayısıyla BM’ler sekreteryasına da duyurmasına karşın, neden yine de Cenevre’ye gitsinler?

Gezip tozmak, yiyip içip laflamak için değilse eğer amaç nedir?

Bir başka düşünce praktisiyle “yoksa” diyoruz. “Yoksa iki çözüm alternatifi arasına masaya bir başka “çözüm modeli” mi konacak? Bu düşünceden hareketle soruyoruz: ***NEDEN DESANTRALİZASYON? Bilinendir: Anastasiadis Crant Montana  zirvesinden sonra “federasyonu” yumuşatarak, bizim “konfederasyon” dediğimiz “desantralizasyonu” ortaya atmıştı..

Çünkü gitgide çözüm olasılığından uzaklaşıldığını görmeye başlamıştı. Oysa  1974’den sonra adada değişen siyasi ve fiziki dengeleri yeniden kurup en azından “kaybettikleri toprakların” bir kısmını kendi hanesine “kazanımlar” olarak katabilmesi için müzakerelerin devam etmesi gerekirdi.. (Nitekim süreç çözümsüzlükle devam ederken Türk tarafı olası bir çözümde Rum tarafına iadesi için sakladığı Maraş’ı da açarak Rum’un beklentisini rizikoya sokuverdi.)

Artı, Rum tarafı geçen zaman içinde Türkiye ve Türkiyelilerin Kuzey’e daha çok yerleşip kökleştiklerini, gün gele karşılıklı  görüşmelerde bu  kesimlerle de muhatap olması gerekeceğinin telaşına kapıldı!

Öte yandan Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin gitgide egemen güç haline geldiğini gördüğü de muhakkaktır.. ***ADADA DENGELER DEĞİŞTİ: Çünkü bölgede de değişti. Türkiye ile oluşan siyasi ve askeri dengeler biz fark etmesek de Kıbrıs’a da yansıdı. Nitekim artık Türk toplumu 1974 sonrası Kuzey’e sığınan azınlıktaki bir toplum değildir. Türkiye ile beraber hatta olası bir “siyasi ve askeri” değişimde tüm adanın kaderini yeniden saptayacak güce sahiptir…

Anastasiadis ile kurmaylarının adanın Kuzey’inde ve Doğu Akdeniz’de olagelen siyasi, askeri ve ekonomik değişimleri görmemesi mümkün değildir.

Bizim bu görebildiklerimizi Anastasiadis çoktan görmüş olmalıdır. Nitekim unutulup gitmiş desantralizasyon taşını yeniden “şah” diyerek öne sürmezdi! Ne var ki Türk tarafına yönelik bu gevşek federasyon teklifinden Rum tarafının  ne beklediğini zirve öncesinde değerlendirmek durumundayız.

Şöyle ki büyük olasılıkla konfederal sistemle birlikte Türk tarafının  “iki ayrı devlete” dayanan çözüm olasılığı kapıları kapatılırken, yanı sıra Türkiye’nin de adayı terk etmesi şartı getirecektir..

Ve konfederal sistemle birlikte Güney’de ve Kuzey’de  Kıbrıslı Türklerle Rumlar “federal kanatlar” oluşturucaktır.. Annan planında benzer “plan” çok daha karmaşık siyasi mekanizmaları ve toprak konusunda 20 yıllara kadar dayanan “al-ver’leriyle vardı! ***

PEKİ MÜMKÜN MÜ? Hayır! Türkiye ne bölgede ne de AB karşısında KKTC üzerindeki hak hukukundan feragat edecek kadar rahat değildir. Kaldı ki Kıbrıs’ta bölgeye yansıyacak yeni siyasi dengeler oluşturmak da mümkün değildir bunun için önce TC ile Yunanistan’ın anlaşması gerekmektedir.***

Öte yandan 1974’den beridir tüm dünya aleme “kendimizi ayrı devlet olarak lanse ediyoruz ama tanınmıyoruz.. Tutun ki bu kaderi Cenevre’de değiştirmek yine mümkün olmayacaktır. Bu da bizim kayıplarımız hanesinin müzmin sorunu olarak canımızı sıkmaya devam edecektir..

Buna rağmen sorulasıdır ama: Pekala “yumuşak federasyon” yani “desantralizasyon” kabul görebilir mi?

İşte benim yazımın başında “şeytan ayrıntıda gizlidir” dediğim de budur.. Kaldı ki Sn. Tatar da sık sık ifade ediyor. “Rum tarafıyla iş birliğine hazırız” diyor. İki ayrı devlet olarak mı yoksa Güney ile işbirliğine dayalı “konfederal” sistem içinde mi?

Tabi böylesi bir olasılığın ardından dünya kadar soru sual gelir ki birincisi şudur: “Türkiye ile mi Türkiyesiz mi?”

Cevabını veremiyorum. Sadece Türkiyesiz olamayacağını biliyorum..

Ve her neyse diyorum. Cenevre’ye az kaldı. Bırakalım da dananın kuyruğu orada kopsun!

NOT: Yazımı göndermeden önce Sn. Tatar CNN TÜRK Tv. ile bir mülakatta bulunduydu. Çok açık seçik, çok kararlı ve çok anlaşılırdı

Sonuçta benim de anladığım şu oldu. Türk tarafı (KKTC-TC) Cenevre’ye “çözüm alternatifi olarak niçin iki egemen devleti savunduklarını” anlatmaya gidiyorlar.. “Kesin” ve “son söz” gibi… Dolayısıyla Rum tarafının “gevşek federasyonu” (kesinlikle) kabul görmeyecektir diyebiliriz de bunu Guterres mi bilmiyor? Bu kez de “durun bakalım ne olacak” diyorum!   ***KISACA TAKILDIĞIM: (SEÇİM DA SEÇİM!)

Erken seçimin bile tartışmasını yapacak “erken seçim” tiryakileri haline geldik…

Bir çift ayakkabıyı, elbiselerimizi, ötesi giysilerimizi yıllarca giyebilir… Arabamızı yıllar yılı kullanabilir… Benzer yiyecekleri içecekleri değiştirmeden ayni minval yıllar yılı yiyip içebilir…

Ayni yörelerde hep ayni alışkanlıklarla yıllarca gezip tozabilir…

Ayni gazeteyi, televizyondaki ayni haber programını, benzer dizileri filmleri yıllarca izleyip keyfini çıkarabilir… Sevdiğimiz konular ve olaylara uygun kitapları sürekli okuyabilir…

Kedileri köpekleri ölene kadar besleyip sevebiliriz amma…

“ERKEN seçimsiz” yapamayız! Her bir buçuk iki yılda seçim sandıklarına taşınmazsak rahat huzur duymayız.

Nitekim vakti zamanı geldikte toplumca milingidiye bulaşmış gibi başlarız kaşınmaya: “Seçim de seçim” diye!

***

BOŞ GEÇİNNN: Kıb-Tek’e de vurun bir zımba, “Luna park gibi halkın seyirliği haline getirilmiş, kapalı iken açılan ve hâlâ ne olacağı bilinmeyen Maraş’a da!

Ben size bir fıkra anlatayım: Yeni evlenmiş ama saf bir adam şurada burada lafazanlık edermiş: Ben dermiş öyle bir zengin aileden kız aldım ki hiç kimsenize nasip kısmet olmaz.. Sürekli ayni minval bu lafları dinleyenler bıkıp usanınca, “hadi canım” demişler adama, “senin gibi aptala kim kız verir! Vardır mutlaka bir özrü..”

“Vallahi dermiş adam da tek bir kusuru yok.”

“Var var” derlermiş, “ya kördür ya sağır yada çok çirkin!”

..Yine birgün adamı, “vardır mutlaka bir kusuru” diye o kadar çok sıkıştırmışlar ki dayanamamış, “yoktur ama demiş biraz gebecedir!”