Yaklaşık 60 yıllık evli olan Gürmanoğlu çifti bize o kadar sıcak ve içten davrandı ki, onları gerçek nenemiz ve dedemiz gibi gördük. Yüzlerinde yılların verdiği yorgunluğu anlatan kırışıklıklara rağmen çevreye dağıttıkları gülücüklerle hepimizin sevgisini kazanan bu çiftimiz, koca bir ömrü sevgiyle saygıyla bugüne kadar paylaşmış. Bizlerde onlara nice mutlu yıllar diliyoruz ve mübarek ellerinden öpüyoruz. Eski yaşamdan savaş yıllarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içeren Bir Yastıkta 50 Yıl yazı dizisini keyifle okumanız dileğiyle.
Ali Atamer: Bizlere kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
F.G: Adım Fevzi Cemal Gürmanoğlu. 8 Mayıs 1930’da doğdum. Maalesef kardeşim yoktu. Bekarlığımı çok yaşayamadım. 12 yaşında okulu bitirdim. 1942’de boğaz tokluğuna hizmetkar olarak gittim bir yere, çünkü babam yoktu, çalışmak zorundaydım. 1945’den 63’e kumpanyada çalıştım. 1963’den 72’ye kadar askerliğimi yaptım. 72’den 74’e kadar Rumların yanında çalıştım. 74’den 76’ya kadar devlet çiftliğinde Akatu’da çalıştım. Ardından 1990’a kadar Dome Otel’de çalıştım. Bugüne kadar ise emekliliğimi sürdürmekteyim…
C.G: Ben Cemile Gürmanoğlu. Ben Baflıyım, 14 yaşına kadar orada büyüdüm, orada okudum. 14 yaşında Lefkoşa’ya geldik. Beni ustanın yanına koydulardı. Terzilik öğrendim 2 sene kadar orda çalıştım. Oradan çıktıktan sonra 18 yaşında nikah olduk, 7 ay sonra 1949’da evlenip Tatlısu’ya gittik ve 1951’de da ilk çocuğumu doğurdum.
Ali Atamer: O zamanlar ne işle meşguldünüz?
C.G: Bahçemiz vardı, her şeyimizi ekerdik. Yazın tazesini kışın kurusunu yerdik, mahsulümüzdü çünkü. Hayvancıklarımız, keçiciklerimiz vardı. Tarlamız vardı, buğdayımızı ekerdik… Böyle geçti gençlik yıllarım.
F.G: Cemile hanım bırakmadı bizi bekarlık, gençlik hayatı yaşayalım hemen evlendik…

Ali Atamer: Birbirinizle tanışmanızı anlatabilir misiniz?
C.G: Yengem Tatlısuluydu. Onun aracılığıynan bizi birleştirdiler. Görüşmemiz da büyük abimin evinde oldu, sadece bir gördük o kadar. Yoğudu o zaman konuşma, görüşme işte beğenin beğenmen alacan zaten.
F.G: Heyecana kapıldıydı o akşam Cemile. Ben o gün dondurma ısmarladıydım gene. Bir dondurmaynan gandırdım gendini.
C.G: Ha olur da gandırdın adet öyleydi o zaman oğlum
F.G: Cemile’nin güzelliğiynan aklımı başımdan aldıydı
C.G: Az güzel değildim yani
F.G: O zamanın devrinde nikahlını göremezdin. Hemen da görüşüp gizli gizli konuşasın hemen anası çağırırdı geni, gel da eve bulaşıkları yıkayasın, maksat buluşmayasın.
Ali Atamer: Dünürcülük-görücülük gecesi seni kim istediydi Cemile hanım?
C.G: Abim bana çeşit çeşit sordu yani. Nikah olmadan önce köyü gezdirdi, defalarca sordu bana istemezsen söyle eyi düşün eyi tartın, istemezsen olmaz bu iş dedi bana. Yani hop diye vermediler. Benim da görüşümü aldılardı. Ne benim ne de onun babası vardı. İkimiz de öksüzdük. Fevziynan beraber halası geldiydi o gece. Sadece gonuşuldu o akşam. Yüzükler sımarlandı.
Ali Atamer: Kız istendikten sonra hemen nikah hazırlıklarına mı başladınız?
C.G: Nikahımız aile arasında bir törenle olduydu. İşte bir gelinlik diktik, yenilirdi içirildi.
F.G: O zaman nikah gıyıldığında goduyduk 30 lira ağırlık.
C.G: Ama alınmadıydı o para. Durur o para daha.
C.G: Ama yalnız anneme dedim ki beni köyden getirdin gene köye yollayıyon?
Ali Atamer: Düğünde yapılan hazırlıkları, eğlenceleri aklınızda kalan güzel anlarla birlikte bize anlatır mısınız?
C.G: Neydi o zaman işte, ev eşyanı hazırlaycan, büyük eşyanı hazırlaycan öyleydi eskiden. Yorgan kaplanacak davullarla zurnalarla kaplardık. Çeyizler köye götürülüp yerleştirilirdi ondan sonra düğünümüz kuruldu
C:G: Düğünüm pazar günü oldu. Gelin oldum, tebrik ettiler. Ondan sonra taksiye bindik. Bir kamyona da akrabalar. Köye gittik, pazartesi günü gene akrabalar geldi lokum şeker ağırlandı davul zurnaynan da bitti düğün.
F.G: Düğüne mumunan aranırdı insanlar. Davet ettiğin insan ne mahsulü varsa getirirler da pişirirlerdi.
C.G: Gelin onarıcısı eve gelirdi, gelin çıkartırdı seni. Damadı da davulunan tıraş ederlerdi..
F.G: Camiye götürdülerdi beni namazımı kıldıydım da ondan sonra eve damat girdiydim…
C.G: O zaman eve girerken damadın arkasına vururlardı. Ama gendini koruyan biri vardı ama yetiştiren vurduydu. Adet öyleydi… Şimdiki gibi değildi ya 2 saat düğün olsun ondan sonra hade eve deyesin. Eskiden cumartesi günü gelini gezdirirlerdi köyü ondan sonra kınanın yapılacağı yere bırakılırdı gelini.
Ali Atamer: Kına gecesine özgü neler yapılırdı, nasıl eğlenilirdi?
C.G: Düğünden bir gün önce kına akşamı yapılırdı. Yemeli içmeli olurdu. Kuru yemişler dağıtılırdı.
F.G: Önce kınalarlardı herkesi, ondan sonra yemişler verirlerdi onu anlat ilk.
C.G: Kına bir yerde olurdu. Hususi bir yer ayarlanırdı kına için. Bütün kına geceleri orda yapılırdı. Kadınlar toplanır o evin içine… İnce çalgılar çalınırdı. Herkes oynardı cümbüş yapardık sabaha gadar. Kınaya para gorlardı. Beni ve Fevzi dayını kınaladılardı. Her yemekten yapıldı misafirlere. Herseler yapılırdı. Davulunan köyü gezdirirlerdi her şeyi, buğdayı. Ondan sonra değirmene gidilir öğüdülür herse olur gelinirdi eve. Evde pişirilirdi.
F.G: Erkekler da gavede eğlenirdi. Zeybek oyunları oynarlardı. Çiftetelliler. İsteyenleri gaveye gelip kınalarlardı. Kınayı yaptıktan sonra yenilir içilirdi sabaha gadar. Kına gecesinin kemancısını da kadınları görmesin diye kör seçilirdi

Ali Atamer: Evlendikten sonra geçiminizi nasıl sağlardınız? Rumlarla ilişkileriniz sizi ve çocuklarınızı ne şekilde etkilediydi?
C.G: Evlendiğimiz yıllarda Fevzi dayın gündeliğini alırdı. Ben terziliğimi yapardım. Biz çocuklarımızı çok iyi yetiştirdik. Okuttuk evlerini yaptık çok şükür. İyi geçti hayatımız.
F.G: 1955’den evvel eyi giderdik. Ha ondan sonra olaylar çıktıktan sonra EOKA kuruldu bozuldu ilişkiler. Biz gendi köyümüze gomazdık Rumları. Çünkü hep Türk’tük…1974 harbinde ben ve çocuklarım esir düştük. 90 kişi bir arabanın içine godular bizi. O kadar korktuyduk ki birbirimize sarıldıydık korkudan bir arabayı dolduramadık. 2 ay bizi Limasol okullarında esir tuttular. Limasol’a gittiğimizde arabadan indik ve bakarık şirolar çukur kazar, dedik “Bizi şimdi koyacaklar çukurların içine.” Daha sonra öğrendik ki uçaklara siper için kazılmış kuyular. 2 aydan sonra Rumlarla değiş tokuş ettiler bizi. Öyle olunca bizim servetimiz orada kaldı, onların serveti da kaldı burada. Yalnız hatırladığım bir şey vardı esir kaldığım kısa sürede bir gün tuvalete girdim ve asker da arkamda silahı tuttu sırtıma ve gittiğimde tuvalete korkumdan yapamadım tuvaletimi ve geri döndüğümde üstüme yaptıydım.
C.G: Fevzi çocuklarıynan esir düştüğü için yalnızdım. Hayvanlarıma bakardım. Akrabamın evimde galırdım napayım. Giderdik akrabamla keçilerin sütlerini sağardık da atardık bir köşeye napacan o marazda hellim mi yapacaydık, sayardık inekleri da tekrar dönerdik eve. Bunların esir kaldıkları dönemde ne gadar maraz üzüntü çektim yerlerde debelenirdim. Ölü müler sağ mılar belli değil.
Ali Atamer: Acı ve zor yılları geride bırakıp birbirinizle olan karı-koca ilişkilerinizi anlatabilir misiniz?
C.G: Gocamın huyu tüyü çok iyi. Biri birimizle anlaşırdık. Çocuklarımızla evin içinde çok iyi geçindik. Mızırlığı yoktu. Çok şükür… Tam evlenmek istediğim adamdı. Taşı kaynat koy önüne yerdi…
F.G: Yemediğim yemek yoktu.
C.G: Ne o beni ne ben onu kıskandım. Sezersen bir şey ora bura gider adam da kadın da serbest dolaşır o zaman tamam, kıskançlık olur ama ben terziliğimi evimde yaparken neyimi kıskanacak.
F.G: Para elinde pul elinde neyimizi kıskanacağız. Keşke herkes böyle mutlu olsa.
C.G: Anlaşma karşılıklıdır ama kadın biraz daha alt kalır. Erkektir bağırır çağırır. Sen sinip da kalırsan ne tartışma olur ne de kavga ama ararsan da karşılık veresin o zaman kavga olur
F.G: Böyle olursa gül gibi geçinip gidersiniz.
Ali Atamer: Son olarak genç çiftlere ne gibi öğütler vermek istersiniz?
C.G: Herkes kocasıynan geçinsin sonuna kadar evliliğini sürdürsün, çoluk çocuğunu büyütsün muradını görsün, dileğim bu.
F:G: Bir birlerine uymaları lazım geçim olması için. Saygı sevginin olması lazım. Bizim evliliğimiz çok mutlu geçti. Bu mutluluğun sonunda birimiz diğerinin acısını çekerek ayrılacağız, napalım bu da dünyanın kuruluşu…
































