Artk herkesin cebinde gerizekalı bi’pil taşıyan, bi’mobil teklefonu var bildik. E bu ilerizekalı telefonların da konuşma ve kısa mesaj imkânı yanında, yine bildik video kayıt, mektup yazma-gönderme, koşu parkurunu ve de yakılan ortalama kaloriyi hesaplama, internette gezinme gibi özellikler yanında fotoğraf çekme dalgaları da var. Hani şu “aslında çok iyi tanışmıyoruz, birbirimizi biliyoruz ama Facebook’ta kankayız” hissi vary a, işte bu çerçevede önce sosyal medya düzeniyle ilişkilerimizi düzenleyip, kendimizi ifâde etmye çalıştık. Genellikle Apaçiler Face’de, ciddi görünümlü vahşi Apaçiler de ha’bire ‘her kuşun eti yenmez’ cinsinden Twitter’de boy göstermece yine bildik. Bu arada Instagram da kapak oldu her ikisine de. Fotoğraf merkezli çok etkili bi’paylaşım düzeni var bur’da. Insta’da yok öyle siyaset gabağı, potansiyel aşk acısı, küfür, hakaret, batsın bu dünya, durdurun bu dünyadan inecek var veya abuk sabuk dürtmeler, itelemeler, kaprisler ve de kompleks çıkışlar, protestolar. Instagramda herkes birilerinin ya da kendisinin kendi çektiği fotoyla boy göstermece. İşte, bu aralar da bi’selfie işlemidir gitmekte. Selfie kelimesi, “Self” ve “ie”den türetilmiş bi’kelime; İngilizcede; “Herhangi bir kimsenin bir cep telefonuyla veya fotoğraf makinesiyle kendi fotoğrafını çekmesini ve sosyal medyada yayımlamasını” ifâde etmekte. Ya kendi kendinizi çekersiniz, ya da arkadaki obje veya canlıları da kadrajın (çerçeveleme) içerisine alarak çekersiniz ya, aslında çevremizde olup bitenler ve de ‘merkezindeki biz’ anlamı var bur’da da. E spor yazarı dostlar da ha’bire sporumuza ilşikin selfie’lerle uğraşmakta ve de bunu hem görüntülü, hem de yazılı bi’biçimde resmetmekte ama yine de kadere boyun eğmekte. Örneğin endüstriyel futbolun selfie’sini çakacak olsak, o fotoğrafın içinde kaçımız olurdu acaba! E hade parası olanlar ara ara Türkiye maçlarıyla selfie dalgalarında rüzgâr yapsın. Daha çok parası olanlar kırk yılın başı birceğez Premier Leauge’ye fotoğraf çakar. E birçok gariban Kıbrıslı napsın. E haçana bir cam tv arkasından garagözlük yapmaca. Keder mi, kader mi, yoksa her ikisi de mi? Kuvvetle ihitimâl her ikisi de. Bi’defa endüstriyel futbol nesillerdir olağanüstü hatıralarla donattı bizleri. O müthiş yeteneklerle tutku dolu anlar yaşadık. “Pele good, Maradona better, George Best” dedi bizim kuşak. Şimdilerde de Uzaylı Messi ve de Ronaldo arasında ha’bire bi’soğuk savaş var. Tabii iki sezon öncenin Premier gol kralı Robin van Persie’de araya kaynak yapmaca. Bu yıldızlar sayesinde yeryüzündeki farklı ırk, ulus ve akla gelebilecek her türlü statükodaki insanı bazen böldü, bazen de birleştirdi. Bazen keyif, bazen de acı verdi ama herkesin futbolu oldu; patronun da, işçinin de, gencin de, yaşlının da, kadının da, erkeğin de ve de çoluk çocuğun da yaşam merkezi oldu. Endüstriyel futbol her zaman ve de her yerden takip edilir mâlum. Bazen stadın içerisinde, bazen barlardan, bazen iş yerindeki internetten, bazen de araba radyolarından bu şölen dikkatlice takip edilir. Bazen federasyon yöneticileri, bazen kulüp başkan ve yöneticileri, bazen futbolcular ve de her zaman spor gazetecileri bu selfie’nin içerisinde olur. E yurdum insanı bu işin neresinde? 5 Kasım Zirvesi’yle ilk kez FIFA’lı bi’selfie çaktık. E sonrası n’oldu? Sonrasında süreçle ilgili bi’frenleme var. Şu an ekim ayındayız. 5 Kasım zirvesinin üzerinden nerdeyse 11 ay geçti. Yakın gelecekte arkamızdaki endüstriyel futbolla bi’selfiemiz olur mu? Kargalar beyaz olmadan önce inşallah…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























