Köşe Yazarları

ÇARELER TÜKENMEZ. FAKAT!


Rum’un uzlaşmaz tutumu nedeniyle  “son çarede” self determinasyon hakkımızı kullanarak Türkiye’nin egemenliğine sığınmak zorunda kalacağımızı (örneğin ben kendi Köşemde) çok yazdım..

Çünkü “çözümsüzlüğü” Rum’un paşa keyfi uğruna bir ulusal kader olarak taşımak ne Allah’ın emridir ne  peygamber kelamıdır..

Buna karşılık Güney’deki o Rum toplumuyla “bir iki kez çözümün eşiğinden dönüldüğü” gerçeklerde hâlâ ve sabırla olası bir federal sisteme imza atarak çözüme evet diyeceğini umut ediyoruz..

Umut insanın yaşama cehdidir. Yitip gittiği yerde zaten “çareler” de tükenmiş demektir!

PEKİ Kıbrıs’ta gerçekten de  “çözüm umutları” tükenirken “çareler” tükenmiş midir?

Yani Sn. Akıncı çözüm “umutları” tükenirken, Türkiye’ye yönelik son karşı çıkışıyla yeni çözüm “çareleri”  mi yeşertmektedir? O zaman nasıl?

Türkiye’nin KKTC’den elini çekmesiyle mi?

Askerinin, diplomatlarının, bürokratlarının görevlerini sonlandırarak hatta buradaki bir kısım TC’li yurttaşlarla ekonomik yatırımlarını da ilga ederek  Türkiye’ye  geri dönmesiyle mi?

Kıbrıs Türk halkını Güney’deki Rum halkıyla kaderine teslim etmesiyle mi?

Dolayısıyla artık “ben aradan çıkıyorum siz kendi aranızda anlaşın” diyerek mi?

BAKIN artık Doğu Akdeniz’deki enerji ile Ortadoğu’da gittikçe tırmanan çok sıcak gelişmeleri de yanına alan  Kıbrıs siyasi sorunu; bu saatten sonra ne “tek başına Sn. Akıncı’nın vereceği siyasi kararlarla bir çözüme varır ne de barışa!

Bölgede uluslar arası ittifaklarla da  pekiştirip bazılarının Kıbrıs’ı odak yapan saflaşmalarda yer alan   “güçler”  karşısında (çok açık yazayım) eğer Türkiye yanımızda olmazsa, öküzün boynuzundaki sinek kadar bile olamayız!

Ha oluruz! Safımızı Türkiye’den kopartır Güney’e bağlarız olur biter!

BİR kez daha “Sn Akıncı’ya dönüyorum:

Seçim propagandasına yönelik de olsa “Türkiye’yi rencide ederek”  oy derlemesi mümkün değildir çünkü artık bir mucize olmazsa Türkiye ile ilişki kuramayacak bir hükümlü durumuna düştü! Yani “gemileri yaktı!”

Denecek ki “yani Kıbrıs Türk halkı, liderleri bu kadar güçsüz, çaresiz midirler!

Evet! Çünkü kendilerine gerekli olan o “çare ile gücün” sahibi olacakları “ulusal konsensusü” yaratamadılar! Türkiye’nin verdiği paralar ve sağladığı olanaklarla   ucuz politikalarda “sen-ben” oyunları oynadılar!..

Tutun ki bir musibet bir nasihatten evladır. Sn. Akıncı eğri gemi doğru sefer eğer bunu bize hatırlatma fırsatı vermişse eh, yapmıştır bir iyilik!

*****

KISACA TAKILDIKLARIM:

GELİNEN YER: Şimdilerde Vekillerin, siyasilerin “ödeneklerini” de içeren astronomik maaşları sürüldü gündeme. Ki öncesinde Özersay’ın “nereden buldun” sorusu vardı. Çaluda ile Özgürgün’ü yaktı konu kapandı!

ARAYA sıkıştırılan “imar planı” ise “müteahhitlerin” karşı çıkışlarında biline ki çoktan kadük odu!

BAŞKA? 46 yıldır süren ve her gelen Hükümetle TC arasında imzalanan “Mali ve Ekonomik protokoller! Ki çoğu özelleştirme bekleyen kapsamlarındaki kurum yada kuruluşlar “çürüyerek kokuştular!” Buna karşılık devleti pirana balıkları gibi kemirip bitirmeye  devam ediyorlar..

…VE beklenen asgari ücret:

Kaç işveren  çalışanına “asgari ücret” verir, kaç işveren altında ve üstünde ödeme yapar bilmiyoruz.. Tıpkı devletin “kaçak işçi sayılarını” da bilmediği gibi! Öğrenmesi için rastgele yakalaması gerekir! Ki asıl asgari “ücretli mahkumlar” da işte bu kaçak işçilerdir ki  tespit edilenin altında yevmiye ile çalışırlar!

Aslında bu ülkede asgari ücretin en büyük düşmanı aynı zamanda yine bu kaçak işçilerdir! Üstelik bazıları 3. Ülkelerden ve üniversitelidirler maşallah!

…YENİ saptanan Asgari ücrete  gelirsek:   İşin Alicengiz oyununu bir yana koyarsak son asgari ücret, sosyal sigortalar, ihtiyat sandığı kesintilerinden sonra 3 bin 130 TL olarak saptandı..

BAKIN bu para ile “tek bir çalışan” mümkün değil hayatını idame ettiremez. Hele evli ise ev kirası veriyorsa düşünmek bile istemiyorum böyle bir ücreti!

BUNA karşın kişisel tespitimdir: Her şeye karşın  tekerlek dönüyor!” Çünkü “asgari ücret” kategorisinde  çalışanlar gitgide  Devletin kanun ve nizamlarının da ötesinde kendiliğinden alttan yukarılara doğru  maaş baremleri oluşturup saflaşıp gruplaşıyorlar…

Yani “çalışmak” zorunda kalan insanlarla “çalıştırmak” için eleman arayan “işverenler” arasında “birbirlerine muhtaç olmalarının” kaçınılmazlığında tutun ki bir maaş dengesi kuruldu..

ÖRNEĞİN  büyük marketlerde, dükkânlarda, benzeri işyerlerinde çalışan  gencecik  kızlar evli olmayan erkekler   asgari ücretlidirler.. Tek dertleri zamanında maaşlarını alamamaları bir, primlerinin yatırılmamış olmasıdır iki…  (İşte devlet asıl bu kaçakların peşinde olmalıdır!)

üniversite öğrencisi tanıyorum. Asgari ücretin üzerinde çalışırlarken, becerileri oranında da devre devre maaşlarına zam yapılıyor..

BUNLARI tabi ki “asgari ücreti” aklamak için yazmıyorum. Fakat  zaten “özel sektörün” kendi sistem ve maaş politikalarında dikkate bile alınmayan asgari ücretin adı üzerinde, kanunen “ödenmesi gereken en az ücret”  oluşundan başka  bir özelliği yoktur. Yoksa “özelde” çalışan insanlar hepten bu maaşa mahkûm bırakılsalardı, memleketin dingili kopardı!

 



Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı