Köşe Yazarları

Çam Ağacında Israr Neden?

Öztaç Düzgün yazdı






Orman Dairesi geçtiğimiz yaz yaşadığımız orman yangınları ile kaybettiğimiz orman alanlarını yeniden oluşturmak üzere 50 bin fidan dikimi yapılacağını açıkladı.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Mayıs ayında Kalkanlı ile Koruçam köylerimiz yakınlarında toplam yaklaşık 11 bin dönümlük bir alanda binlerce çam, zeytin ve harnıp ağacı yanıp yok oldu. Orman Dairesi şimdi yeni fidanlar dikerek bu boşluğu doldurmaya çalışacak.



Bence tam da bu sırada sorulması, tartışılıp cevaplanması gereken bir soru var: Yeni orman alanları oluşturulurken neden çam türünde ısrar ediliyor? Ağaçlandırma çalışmalarında çam türünü vazgeçilmez yapan veriler mi var? Bence bu yönde hiç bir veri yok. Bir bakalım.

Orman alanları oluşturulurken seçilecek ağaç türleri ile ilgili birkaç kriter sorgulanır. Öncelikle seçilecek türün çevre iklim ve toprak şartlarına uyumlu olup olmadığına bakılır. Sonrasında o ağaç türünün büyüme hızı göz önünde bulundurulur. En son ve en değerli kriter ise ormanın üreteceği ekonomik sonuçların ne ölçüde olacağıdır. Yani ormandan elde edilecek ürünlerinden yöre halkı ve toplum ne kazanmış olacak? Ormancıların dikkate aldığı bir kriter daha vardır ancak o kriter bu yazımızın konusu değildir; seçilen ağaç türünün kendi kendine çoğalabilme yeteneği var mıdır?

Önce çoğunluğu yanıp yok olan orman bölgesinin geçmiş hikayesine bir bakalım. Bölgenin içinde yer aldığı Akdeniz Körfezi, Kıbrıs’ta kendini yaz-kış hissettiren kuzey-batı rüzgarlarının adaya giriş yaptığı bölgedir. Denizden karaya yönelik yüzyıllardan beridir devam eden bu sert etki sonucu, önemli bir bölümü deniz seviyesinde olan geniş bir arazide, kumlaşmaya neden olmuş, arazi üzerindeki kum etkisi, bugünkü Tepebaşı-Güzelyurt anayoluna kadar ulaşmıştı.

Adanın orman varlığının genişletilmesi ve korunması için oldukça başarılı projeler üretmiş dönemin İngiliz sömürge yönetimi, 1930-40’lı yıllarda açtığı ormancılık okulu sayesinde yetiştirdiği teknisyenlerle birlikte, bu erozyon bölgesine odaklanmış ve esaslı bir projeyi uygulamaya sokmuştur. Bu projeye göre İngilizler önce sahil şeridi boyunca rüzgar hızını perdeleyip azaltmak gerektiğine hükmetmiş ve sahil boyunca çok yaygın olarak hızla büyüyebilen ve çoğalabilen akasya fidanları yerleştirmişlerdi. Fidanların büyümesine paralel olarak perdeleme başarı getirmiş ve ikinci aşamada aşırı kumlaşma ile niteliğini kaybetmiş arazinin toprak yapısını islah etmek için çam ağaçları ekimine geçilmiştir. Çok yaygın bir bölgede ekilen çam fidanları boy atıp geliştikçe, toprak yüzeyinde iyileşmeler başlamıştır. Günümüzde bölge, iyi tarım yapılabilir verimli topraklara dönüşmüştür. İngilizlerin çok yıllar önce bölgede uyguladıkları bu proje, günümüzde Türkiye’deki orman fakültelerinde örnek bir uygulama olarak ders kitaplarındaki yerini almaktadır.

Şimdi de yangının yaşandığı geçtiğimiz Mayıs ayından önce ormanla yöre halkı ve toplum arasındaki ilişkilere bir bakalım. Ormanla en yakın teması olan dört köy Tepebaşı, Akdeniz, Kalkanlı ve Koruçam köylülerinin bu orman arazisindeki ürünlerden faydalanabildiklerine dair herhangi bir bilgi yok. Hastalanan ya da yaşlanmış ağaçların tasfiye edilmesi sonucu ortaya çıkan odunlar, Orman Dairesi tarafından ya kömür yapımcılarına ya şöminesi olan yurttaşlara para karşılığı satılmakta. Ormanla köy yaşamı birbirlerine oldukça yabancı durumda. Köylüler, orman alanı içindeki ağaçsız alanlarda mevsimlik tarım yapmaya çalışmakta belki de ağaçları bu iş için engel olarak görmektedirler. Yani, karşılıklı çıkar karşılıklı sevgi ilişkisi yok. Buna karşılık bu yöre köylerinde son yıllarda zeytin ağacı yetiştiriciliği alanında kayda değer girişimler var. Hatta bölgede dört beş bin ağaçlık plantasyonlara rastlamak bile mümkün. Zeytincilik faaliyetlerinde profesyonelleşmeye yönelik ciddi girişimler var. Üstelik Kalkanlı’da, bölgenin orijinal ismi olan “Kaputi Vadisi”nde Kıbrıs’ın Lüzinyan periyodundan kalan yaşları 700-800 yıllık zeytin ağaçlarının oluşturduğu turistik çevre koruma alanı bile var.

Bütün bu faktörler dikkate alınarak yangın sonrası ağaçlandırma faaliyetlerinden önce çevre halkı ile barışık yeni bir strateji geliştirmeli. Bunun için “kazan kazan” ilkesi benimsenerek her türlü gereksinimi karşılayacak karma ağaç türleri dikimi yönüne gidilmeli. Şöyle ki:

1- Köylere yakın uygun alanlarda, köylülerin yeni tür işbirlikleri ile koruyup geliştirip yararlanacakları büyük zeytinlik alanlar yaratılabilir. Bunun en güzel örneğine Yunanistan’ın orta bölgelerinde içinde beş milyondan fazla zeytin ağaçlarının olduğu vadiler ve dağ yamaçlarında tanık olduğumu söyleyebilirim. Yine Bulgaristan’da geniş tepelik alanlarda ceviz ormanları oluşturulduğununu biliyorum.

2- Sözünü ettiğimiz geniş alanda bölge halkının rahatlıkla eğlenmek ve piknik yapmak için gidebilecekleri tek bir alan var. Kalkanlı köyü yakınlarında bulunan ve bir de pınara sahip olan bu alan, oldukça küçük ve toplu kullanıma çok da elverişli değil. Üstelik alandaki çam ağaçlarının yarattığı ambiyans dinlenme ya da eğlenmeye gelenlere iyi fırsatlar veremiyor. Bu nedenle bu alan ve daha farklı noktalarda, daha çok sayıda insanın kullanımına sunulabilecek mesire yerleri düzenlenebilir ve bu amaçla her dönem yapraklı hızlı büyüyen park peyzaj ağaçları dikilebilir. Bu amaçla en uygun ağaç türü ise son yıllarda ilçe merkezlerinde meydan ve cadde boylarında çok iyi örneklerine rastladığımız, halk arasında Benjamin diye isimlendirilen bambu türü olabilir. Çok hızlı büyüyen, koloni halinde dikildiği zaman yaz aylarında çok serin bir ortam yaratabilen ve yangın riski çok düşük olan iyi bir ağaç türü.

 

Son söz: Çam türü ağaçlar, KKTC şartlarında final boya ulaşabilmek için eğer toprak ve çevre şartları uygunsa 40-50 yıla ihtiyaç duyarlar. Odunları geçmişte bağ bahçe sınır direği, tahta kasa yapımı gibi maksatlarla kullanılırlarken günümüzde nerede ise kullanım değeri kalmamıştır. Kömür yapımı, şömine odunu olarak dahi değer bulmamaktadır. Nitekim Orman Dairesi, yanan ağaçların tasfiyesi sırasında çam gövdelerinin metre küpüne sadece 40 liradan alıcı bulabilmiştir. En önemli sakıncası ise, en küçük bir kıvılcımdan tutulabilmelerine, yandığı zaman ise durdurulamamaktadır.

 

Yangın bölgesinde yapılacak ağaçlandırma, insanla ormanı barışık yapacak, karşılıklı bağımlılık ilkesine göre karma türlerden olmalıdır.

 







Başa dön tuşu