Çağlayan yolunda yürürken…
…
Şimdi ıssız buralar…
Kör, karanlık…
…
Anılar, terk edilmiş evlerin sarı taşlarına sinmiş…
Çocuk Bahçesindeki ağaçlar yalnızlaşmış…
Ne o ağaçlar sizi tanımakta, ne siz o ağaçları…
…
Çağlayan yolu, sözleri kaybolmuş bir şarkı gibi…
Gelip geçen arabalılar, umursuzca bakıyorlar sağa sola…
Surların yüzlerce yıllık taşları tükürür gibi yüzümüze…
…
Çağlayan yolunda yürürken…
Hatıralar gölge gibi…
Hisarlarına bakarken…
Sanki bir çocuk inmekte aşağıya…
Sanki o aynı çocuklar salıncaklarda sallanmakta…
Sanki aynı bahçıvan makasıyla çitleri kesmekte…
Sanki aynı fıskiye sağa sola damlacıklar saçmakta…
…
Böyle gelir insana…
Yüzünüzde ıslak bir serinlik…
…
Bir ses gelir gider kulaklarınızda…
Sanki o ses Ayhan Işık’ın sesi…
Sanki Danyal Topatan çığlık çığlığa bağırmakta…
Sanki Belkıs Özener’in şarkıları kulaklarınızda…
…
“Sevemez kimse seni / Benim sevdiğim kadar…
…
Ağır adımlarla yürürken…
Bir çocuk yaklaşır gibi yanınıza…
Elinde bir demet yaz çiçeği…
Hurma dallarına dizilmiş…
Pastanede oturanlar tanıdık…
Sinemalara girip çıkanlar tanıdık…
Bahçede gezinenler tanıdık…
Dondurmacıdan dondurma alanlar, kahvede nargile içenler tanıdık…
Çocuk arabalarını sürükleyen kadınlar…
Çocukların ellerinde pamuklu şekerler…
Havada çiçek ve tümbek kokusu…
…
Yürürken…
Böyle gelir insana!
…
Darıcı. Henüz gelip yerleşmiş yerine…
Fıstıkçı fındıkçı el arabalarının yanında oturmakta…
Sinemalara biletler çoktan tükenmiş…
Ta Mücahitler Gazinosu’ndan müzikler yükselmekte…
Taksim Pavyonunda gençler Elvis Presley dinlemekte…
Muhtemelen bir hafta sonudur…
Her taraf kalabalık…
…
Yürürken…
Böyle gelir insana…
…
Halbuki ortalık ıssız…
Kör, karanlık…
Evler sessiz, ağaçlar sessiz, kuşlar sessiz…
Bir bela gezinir gibi ortalıkta…
…
Nasıl anlatmalı!..
































