Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BÜYÜKELÇİ BİR ÖNE GEÇTİ VE TÜRKİYE’YE YAPILAN MÜDAHALE

 

 

Kıbrıs’ta malum çevrelerin ve tetikçilerinin yarattığı olumsuz ortam nedeniyle Türkiye’deki gelişmeleri ve o gelişmelerin bize yansımasını sağlıklı bir şekilde değerlendiremiyoruz.

Yaratılan militan hava ve sloganlar üzerinden kavga etme ortamı nedeniyle birçok gerçeği es geçmek zorunda kalıyoruz.
Bu da bizi yanlış mecralara ve Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını zedeleyecek yollara sürüklüyor.
Adamlar,  yakın geçmişte Kıbrıs Türkü’nün barış istekleri üzerinden darbeler planladıklarını itiraf ediyorlar ve yargılanıyorlar ama bizim buralarda AK Parti düşmanlığı ağır bastığı için bunu tüm detaylarıyla ele alamıyoruz.
Ellerinde olmayan yetkiyi kullanıyorlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni asker-devlet rejimine çeviriyorlar ama Erdoğan’a olan husumet nedeniyle bunun yanlışlığını detaylarıyla tartışamıyoruz.
Ne ilginçtir ki Türkiye ilerliyor fakat geçmişte demokrasimizle Türkiye’ye örnek gösterilirken şimdi Türkiye’nin fersah fersah gerisinde kalıyoruz ve onu takip etmekte bile zorlanıyoruz.
Türkiye’de son 30 Ağustos’ta çok önemli değişimler yaşandı.
Türkiye’nin tarihinde ilk defa sivil bir cumhurbaşkanı başkomutan sıfatıyla 30 Ağustos’ta tebrik kabul etti.   
Eskiden Cumhurbaşkanları askerlerin önünde ceket ilikler sıraya girerlerdi.  Ve benzer törenlerin tümünde tanklar-toplar yürür, savaş uçakları uçar soğuk savaş dönemine has mantıkla asker-devlet düzeni öyle sürer giderdi.
Şimdi sandıktan çıkan sivil inisiyatif dönemi başladı.
Ve bu dönem gecikmeden bize de yansıdı.
Sibel Siber hükümeti Resmi Tatil ve Anma Günleri Yasası tahtında Milli Günleri Kutlama ve Anma Törenleri (değişiklik) Tüzüğü çıkardı ve böylesi törenlerde Cumhurbaşkanı’nın yanında büyükelçinin de olmasını karara bağladı.
Nitekim Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’ndaki tebrik töreninde geçmişte diğer misafirler gibi sıraya giren Büyükelçi bu kez birinci sırada tebrik kabul etti.
Büyükelçi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın temsilcisi olduğuna göre Türkiye’de nasıl Cumhurbaşkanı birinci sıradaysa onun KKTC’deki temsilcisi de öyle olmalıydı.
Zaten yapılan da bundan ibarettir.
Peki bu yapılanın bizim için anlamı nedir?
Geçtiğimiz hafta “Sen hangi meclisin başkanısın” başlıklı yazım aslında bu olayın bizim için ne anlama geldiğini iyi anlatıyordu.
Kuzey Kıbrıs’ta her türlü sorumluluk Kıbrıs Türk barış Kuvvetleri Komutanlığı’na aittir. Ve enteresandır ki uluslararası hukuk kurumları da bunu kabul eder.
Rum tarafının birçok konuda askerle anlaşma yapmaya çalışması da bundan dolayıdır.
KKTC, Türkiye’nin alt yönetimidir ve KKTC’den sorumlu olan da askerdir.
Meclis Başkanı’na “sen tanınmıyorsun ama ben tanınıyorum” diyen general aslında bunu anlatıyordu.
Bu gerçeği ortaya koyuyordu.
Bu gerçek 20 Temmuz 1974 Harekatı’nın başlama ruhuna aykırı ve Kıbrıs Türkünün aleyhindir.
Nitekim 39 yılda bunun bedelini de ağır bir şekilde ödedik.
Şimdi sivil bir görüntü verilmesini bir adım ilerleme saymak gerekir.
Fakat daha da ileriye gidip gerçek anlamda sivilleşme ve demokratikleşmeyi tesis etmek gerekir.
Yeni seçilen parlamentonun böylesi tarihsel bir görevi vardır.

       ***

Dünkü yazım üzerine arayan bir okur enteresan bir soru sordu?
“Biz hep Türkiye’nin KKTC’de yapılan seçimlere veya hükümete müdahalesini konuşuyoruz da buradan Türkiye’deki seçimlere yapılan müdahaleleri niye konuşmuyoruz?”
Doğrudur.
Rahmetli Denktaş, ilçe ilçe, kasaba kasaba gezip de AK Parti hükümetini kötüleyen konferanslar verdiğini,  Kıbrıs sorununda milliyetçi hassasiyetler taşıyan Türkiye seçmenini etkilediğini ve AK Parti’ye oy kaybettirdiğini çabuk unuttuk.
Aynı durum devam ediyor.
Rahmetli Denktaş kendi gücünden kaynaklanan bir cesaretle bunu açıktan yapıyordu da saltanat heveslileri el altından götürüyor.
Her türlü tetikçiyi besleyip statükonun devamı adına Ak Parti’yi ve Erdoğan’ı kötü göstermek için hiçbir masraftan kaçınmıyor.
Bunu da tartışacak mıyız?
Yoksa sloganların girdabında boğulup gidecek miyiz?