Ali Atamer: Sevgili Egemensoy ailesi Baf’a gitmeyen bilmeyen okuyucularımıza anlatır mısınız oraları? Eskilere götürün bizleri.
H.E: Ben İstinco’da doğdum. 1936’da. Baf kazasına bağlı bir Türk köyüydü. Etraf köylerde vardı Rum ama bizim köyde yoktu. Arada iş yapardık ama Rumlarınan. Bildim bileli nenelerim da dedelerim da hep Baflıydılar. Köyde hayatımız ezgiyla, tarlalarda geçti ömrümüz. Bişeyler ekerdik, sulardık, çapalardık. Sulak yerdi çok. Bahçelerimiz vardı. Arada okula da gittik. Ama önceliğimiz işti. Hayvan beklerdik, orak işi yapar demet bağlardık. Annemden tezgah dokumayı öğrendiydik. Ekmek yoğururduk, fırın yakardık. 15 gün yeterdi bize o ekmekler. Gara çarşaf da örtündüm. Evlendikten sonra attım çarşafı.
Ali Atamer: Bildiğim kadarıyla Baf’ın yemekleri tatlıları meşhur.
H.E: Uu soran hep yapardık. Gatsurez, gullirigya ve herseler yapılırdı. Hamırdan pekmezinan. Mayalı hamırdan daha iyi olurdu gullirigya. Mayasız yaparsan sert olurdu.
R.E: Şimdi oralarda bağlar olduğu için küpler dolusu incir, sucuk, köfter, magsilla (gara incir) yapar yerdik.
Ali Atamer: Ramadan dayıcığım sen söyleyince aklıma geldi. Kurutulmuş incirden bitta yaparlardı Erenköylüler.
R.E: Evet Sigo bitta Derik ona. Pademinan inciri döverler, guruturlar yerler. Biz onu yapmazdık. Gurutur yerdik ama onlar gibi yapmazdık. Eski yemişler şimdikinden daha iyidir. Hep vitamindi.
Ali Atamer: Dayıcığım seni de tanıyalım. Senin geçmişinde neler var. Paylaşır mısın bizimle?
R.E: 1932’de Melandra’da doğdum. Baf’ın köylerindendir. Ben biraz palazlandıktan sonra okul işi oldu. Okulda gitmek için hepeyi çektim. O zaman çocuklar okula 6 yaşını dolduracaydı ve muhtardan da mühürlü kağıt alacaydı da ona göre yazılsın okula. Gomşu köye gittim okumak için. Yıl 1938. Gardaşlarımınan gittim ama almadılar breni. Feti isminde Teralı öğretmen vardı. Gayıt olmak için gittikk okula ve sıramız geldi. Sordular bana hani kağıtların? E dedim eksiktir. Öyle olunca attı beni öğretmen dışarı. Oturdum dışardaki daşın üstüne. Gene gittim sınıfa gene attı beni dışarı. Bu olay 3-4 gün sürdü. Ben girerdim öğretmen atardı beni sınıftan. Sonunda öğretmen dayanamadı dedi bana “git oğlum köyüne gitmem dedim”. “Gel dedi buracığa otur oracığa”. “Seni sınav edecem bakayım bilirsan”. Sordu bana alfabe ezbere okudum gendine. Dedim gendine “eski Türkçeyi da bilirim”. Okudum onu da. Dedim gendine “Rumcayı da bilirim”. Öğretmen dedi bana “ama ben şeytanınan mı gonuşurum. Hade geç sınıfa ama müfettiş geldiğinde bişey sezmezsa geçirecem seni bir üst sınıfa”. Hatta ondan sonra o bir öğrencileri da başladım kontrol etmeye. Okuma hevesi işte. Orak zamanı geldiği için da yarıda bıraktım okulu.
Ali Atamer: Okul bittikten sonra o zamanın şartlarında neler yapmaya başladın?
R.E: 14 yaşında bir deniz kenarında gavecilik ederdim. Çok güzel bir para gazanırdım. Kola mola yoğudu. Bir gazoz işi olurdu. O da iksora köyünde olurdu. Rumlarınan da çalıştım ben çok. O zaman gavga mavga yoğudu. Ama bir gün gavga ettim. Tavla oynarken Rumun biri garışır devamlı oyunumuza. Ben zar atardım o da alır daşı götürür koyardı başka yere. Birkaç defa tekrarlayınca canım sıkıldı aldım tavlayı vurdum başına yarıldı kafası. Hade ganı durdurmak için ispirto rakısı goduk, zivaniya dökdük başına da durduydu gan. Ondan sonra tekrar barıştık.
Ali Atamer: Köyünüzde Rum olmadığını söylediniz ama gördüğümüz kadarıyla ikinizde çok iyi Rumca bilirsiniz.
H.E: Köyümüzde Rum Yoğudu. Rumlar gelemezdi bizim köye. Rumcam var. Rumcayı nenelerimizden öğrendik.
R:E: Her şeyi birbirimizden bakarak öğrendik. Onlar kinli olabilirdi ama içten içe belli etmezlerdi. Ama biz çok iyi geçinirdik onlarla. İngiliz zamanında ta okulun döneminde okula gittiğimizde Kral ve Kraliçenin resmini görür “yaşa kralım yaşa hakanım” der ona göre sınıfa girerdik.
Ali Atamer: Ramadan dayıcığım çok güzel herse yaptığını duyduk.
R.E: Bilseydim ki siz da seversiniz yapacaydım size. Ama bana söylemediniz ki seversiniz herse. Neyisa bu sefere şu geleceksiniz yapayım size. Buğday ıslanır, değirmen taşı çevirir yıkarlardı değirmeni, dökerlerdi buğdayı içine hem içki içerlerdi hem da değirmeni ve buğdayı garışdırırlardı ki üstündeki gabuk govertsin. Sonra Alırlardı gabuğu çıkarırlardı. Bir gazan dolusu herse olurdu.
Ali Atamer: Hatice teyzeciğim gara çarşaf giydiğini söyledin. Peki Ramadan dayım bu çarşafın içinde nasıl gördü beğendi seni?
H.E: E gendi bilir sorun Ramadan dayınıza.
R.E: Ben sana anlatayım be oğlum. Biz boyumuz gadar tütün eker satardık. Hatice’nin babası da tütün içerdi çok. O vesileynan tanıştık. Ma zaten Hatice küçüğdü. Bağda harmanda ya da tütünde yatacaydım bütün yaz. Ben da uydurdum oraşda tütün içerdim. E bunun bubasına Münür dayıya götürdük tütünleri akşamüstüleri içerdi. 1-2 okkacık götürürdüm gendine. Orda gördüm Hatice’yi. Büyüdükten sonra ben bu gızı alırım, başka da istemem dedim. Öyle geldi bana göynüm düştü gendine. Başka birine de bakmadım. Büyükler başka istedi. Yok dedim gararlıyım ben bunu alacam. Görücü usülüynan oldu. Söz verildikten sonra ne nikah nede nişan. Öyle galdık 1-2 sene.
H.E: E sordular bana da. İşte anlattı dedeniz. Beni nesdersiniz.
R.E: Andıroş goduk önüne durdurduk gendini. Andıroş otomobil cirilenirkan önüne goduğumz daş.
Ali Atamer: Eskiden dünürcülükler nenelerimizin manileriyle yapılırmış.
H.E: E söylendi bişeyler ama hatırlamam ne derlerdi.18 yaşındaydım nikah olduğumuzda.
Ali Atamer: Peki o 1-2 sene zarfında neler yaşandı aranızda?
R.E: Birbirimizi bilirdik giderdik zaten oralara. Rahat görüşme yoktu. Gaynatam bırakmazdı. Gezmeye bırakmazlardı. Sadece gonuşurduk. Yoldan geçerkana görürdüm. Özlesen da gızı gidemezdin. Gabahat sayardı. Kör değildik yahu görürdük. Ama birbirine gitme gelme yoktu. Kız tarafı ev eşyası, erkek tarafı evini yapacak da olsun düğün.
Ali Atamer: Hatice teyzeciğimin yaptığı paluzeciği yedik afiyetle. Tam Kıbrıs usulü olmuş. Ellerine sağlık teyzeciğim. Peki düğün faslına gelecek olursak gelin tarafının hazırlıkları neydi?
H.E: İç eşyasını biz dokuduk. Bez kısmını yaptık biz. Yastık yorgan gibi.
R.E: 1 sene sonra nikah düğün bir oldu. Resmi nikah gıydık. 57 yıllık evliyik.
H.E: Pembe geydim nikahta, düğünde da beyaz gelinlik geydim.
R.E: Düğün günü geldi çattı. O günlerda da sık sık düğünler olurdu. Çalgıcıda bulamayık. Ama gittim tera köyünden düğündeki çalgıcılar arkadaşımdı onarlı tuttum. Davul zurna klarnet çalarlardı güzel. Hüseyin roza derlerdi gendine teralıydı. Sonradan vurdulardı gendini. Bir da arkadaşı vardı Ramadan. Hade büyükler başladı yemek yapmaya. Biri badadez getirir biri fasulya getirir. Masayı donatırlardı. 4 gün sürdü düğün.
H.E: 2 gün evvel gaplandı yorganlar. Bir da çocuk cirilerlerdi yorganın içinden. Eski zaman adetleri.
Ali Atamer: Kız tarafın eğlenceleri nelerdi?
H.E: Kına gecesi kınalarlardı gelini o gadar. Sestacıkların içinde çörek, yemiş, badem verirlerdi. Öğretmenin hanımı geldi köyden gelin etti beni.
R.E: Düğünü idare eden sağdıç gumbaro vardı. Güveyinin yardımcısıydı. Düğün yemekleri herse fasulya, yahniler, gonyaklar desen gırla. Brodon, defteron , karşılamalar, diridon vardı oyun havaları oynardı herkes.
H.E: Ramadan dayınla garşılıklı da oynadık düğünde.
Ali Atamer: Savaş yıllarına dair hala daha unutmadığın yaşanmış gerçek hikayelerin olduğunu öğrendik Ramadan dayıcığım. Okuyucularımızla paylaşır mısın?
R.E: Lefkoşada oksilari polis yazıldım. O sırada gizli teşkilat guruldu Eokaya garşı. TMT’ye da gönüllü yazıldık. ‘60’ın sonunda Polislikten gaçtım. Köylerde mücahitlik başlayınca polisliği bıraktık. İstinco melatya, zaharga, samara o köylerde eğitim çavuşluğu yaptım. ‘74’e gadar. Bir anımı anlatayım size; Bir emir geldi günün birinde ve onu yapmak zorunda galdık. Türkiye müdahelesinden 15-20 gün önce istemediğim işlere godular beni. Trodos dağının eteklerinde yeşil bir ışık yanardı. Orada Rumların uçakları düşürecek aletleri vardı. Ve beni ora yolladılar fotoğrafını çekeyim. Komutan “bir kamera ve en yakın arkadaşını da alıp gidecen dediğim yere” dedi. Cemal isminde arkadaşınan gittik. Giderkana Rum askerleri çıktı önümüze. Saklandık onları görünce. 2 gece 1 gün yürüdüm. Yağmurun altında yürüdük, derelerden geçtik. Çıktı önümüze bir tepe. Arkadaşıma dedim “sen gal buraşda. Rumlar beni vurursa sen olsun gaçan giden”. Gittim yavaş yavaş baktım Rum askeri garagöz gibi silahı tutar şarkı söyler. Çektim ben fotoğrafımı yaptım görevimi döndük geri.
Ali Atamer: Sen bu yaşananları bilir miydin Hatice teyze?
H.E: Nerden bileceydim. Çocuklarımınan köyde galırdım.
R.E: Söylemezdim gendine ki.
H.E: Gayle çekerdik gendini.
R.E: 4-5 tane piyade vardı evde saklı. Garyola sustalarının içine koydum silahları. Bir gün geldim eve yok Hatice. Bakarım yatakta yok, gargolanın üstünde silah da yok. Aman Allahım şimdi bulamazsak teşkilat asacak bizi dedim. Ondan sonra der bana Hatice “neden söylemedin bana bu silahları”. Dedim “nasıl söyleyim sana her şey gizliydi”.
Ali Atamer: Bizleri köyünüze davet ettiniz sıcacık evinizin kapılarınızı atçınız. Kıbrıs misafirperverliğini fazlasıyla gösterdiniz. Bir yastıkta nice yıllara diliyoruz.
































