Köşe Yazarları

BUNA KAMU REFORMU DENMEZ


Meclis’in açılmasıyla birlikte, Kamu Reformu denilen, yeni Kamu Görevlileri Yasası’na son şekli verilecek. Yıllardır Meclis Komitesi’nde bulunan Taslak, orasından burasından ellenerek bugüne geldi.
Yeni kurulan hükümetin de belli tasarrufları olması beklenir. Bu durumda bir kez daha düzeltmeler yapılacak ve büyük olasılıkla da yasalaşacak…
Bununla birlikte, Kamu Hizmeti Komisyonu Yasası da değişecek.
Ayrıntılarını henüz bilmesek de, bunlar kötü şeyler değil…
Ancak çıkarılacak olan Yasa’nın, bir “Kamu Reformu” olduğu söylenebilir mi..?
Bir önceki taslağa baktığımda, yapılmak istenenin sadece bir yeni “Personel Rejimi” olduğunu gördüm. Yani içinde ne var, memurun atanması, yükselmesi, kademe ilerlemesi, maaşı, izni, disiplin cezaları, emekliliği v.s…
Nedir bunlar, hali hazırda geçerli olan Yasa’nın revizyonu. Tümüyle bir personel rejimi…
Kamuda reform dendiği anda akla gelmesi gereken, kamunun vatandaşın hizmetinde en iyi şekilde işleyen bir yapıya kavuşturulması olmalıdır. Yani verimlilik, pratiklik, bürokratik engellerin kalkması, çağdaş, teknolojik, hantallıktan kurtulmuş bir kamu hizmeti…
Halk arasında en çok şikayet edilen konu, kapı kapı gezip evrak imzalatma, kuyrukta bekleme, illa da devlet kapısına gelme zorunluluğu.
Bunun ortadan kalkması için ne lazım, adına e-devlet denilen ve taaa 2003’de kurulan sistemin işletilmesi…
Tek bir kimlik numarasıyla, evden seyrüsefer ruhsatını yatırabilmek, vergi ödeyebilmek, borcunu, vergisini görebilmek, pasaport, kimlik müracaatı yapabilmek, kamunun işleyişini tek bir tıkla görebilmek. Başka ne lazım, verimliliği arttıracak, kaliteyi arttıracak mekanizmalar lazım.
Hazırlanan taslakta “performans değerlendirmesi”nden bahsedilse de, bu konuda ciddi bir proje yok. Zamanında İngilizlerin oluşturduğu ve sistemimize asla uymayan bir yöntem….
Sordum, soruşturdum, bu yöntemin kesinlikle işlemediğini öğrendim. Bir kere içinde cezalandırma ya da ödüllendirme mekanizması yok. Yani yaptırımı yok… Geçmişteki “sicil” formundan öteye geçemedi. Onda da siyaset işliyordu, bunda da… Testiyi dolu götüreni, boş götürenden ayıracak, motivasyonu arttıracak bir mekanizma değil…
Ha, “Ben istihdam odaklı bir kamu yönetiminden vazgeçemem, yapım bu” diyorsanız o başka…
O zaman verimliliği ağzınıza almayacaksınız…
Yeni Yasa tasarısında üçlü kararname kapsamı da daraltılıyor. Halk artık yeni müşavir yapılmayacak diye seviniyor. Ancak getirilecek sistem daha mı iyi..? Atanacak olan üst düzey yöneticiler Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından atanacak. Kamu Hizmeti Komisyonu’nun yaptığı atamalar da ortada. O atamalar da ya siyasi güdülerle ya da nepotizm yani eş akrabanın kollandığı bir sistemle yapılıyor. Kamu Hizmeti Komisyonu’nun atama şekli tümüyle değişse de, maalesef tarafsız olabileceğine inanmıyorum. Kamu Hizmeti Komisyonu ile yapılan atamada kişiyi emekli olana kadar koltuğundan kaldıramıyorsunuz üstelik. Ama düşünün ki, adam oraya bir şekilde atanmış, yönetimler değişiyor, adam belki motivasyonunu kaybediyor, belki üstleriyle çelişiyor ve istenen verimi vermiyor. Yapabileceğiniz hiç bir şey yok. Emekli olana kadar o mevkide oturacak. İşler kilitlense de, oturacak. Siz mecburen onu bypass edecek bir yöntem bulacak, işleri başkasıyla yürüteceksiniz.
Oysa, üst kademeyi yine üçlü kararnameyle yapsanız, ancak görevden alındığında, bir önceki görevine dönme şartı koysanız çok daha iyi olmaz mı? Tabii gittiği yerde adam gibi bir performans denetimine tabi olmak şartıyla…
Eğer gerçekten kamunun, küçülerek hantallıktan kurtulması, pratik, vatandaşa eziyet çektirmeyecek, sonuç alıcı, verimli çalışmasını ve boş yere devletin sırtına yük olmamasını istiyorsanız, bu Taslak’la yapmanız mümkün değildir.
Esas reform, sistemi tümüyle değiştirmekle mümkün olacaktır, mevcudu ellemekle değil…

 

YERİN KULAĞI VAR
ÖZERSAY, NİHAYET:
Toplumun uzun süredir beklediği açıklama, hiç de beklenmedik bir zamanda geldi. Kudret Özersay, partileşme sürecini başlattıklarını ilan etti. Ana fikri, “Yerleşmiş siyasi kalıpların dışında bir oluşum”… Halkın güven duyacağı isimlerden oluşacağını da vurguluyor… Yeni bir oluşum beklentisi, elle tutulacak kadar somuttu. Önemli olan, kitleleri arkasından sürükleyecek güveni verebilmesi. Siyasette yeni bir yol açılıyor, kolay gelsin…

PARÇALANMAYA GİDİYOR:
UBP’de sular durulmuyor. Yeni tüzüğe göre yazılan üylere tepki gösteren diğer rakip adaylar, şimdi de kurultayın ertelenmesi ihtimali ile karşı karşıya kaldılar. Özgürgün’ün kurultayın ertelenmesi talebine sıcak baktığı iddia edilirken, bazı adaylar ise bu ertelemeyi, “Özgürgün kaybedeceğini anladığı için ertelemek istiyor” şeklinde değerlendirdi. Kısacası UBP’de her kafadan bir ses çıkıyor, en çok birlik olmaya ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, parti yavaş yavaş parçalanmaya doğru gidiyor ama, bunu durdurmak için adım atacak taban ortada yok…

MÜLTECİ Mİ, GÖÇMEN Mİ:
Bu işte bir kavram kargaşası oluştu sanki. Suriye’den gelen ilk kafileler, Kobani’deki dehşetten kaçanlardı, gerçek mültecilerdi. Ama şu anda Batı’ya doğru yürüyüş yine insani bir konu ama, yürüyenler mülteci değil, sadece iyi yaşam şartları arayan “göçmenler”… Baktım, batılı kaynaklar da söylemlerini değiştirdiler. Modern dünyada bu ölçüde bir göç ilk kez yaşanıyor. Artık bu kitlelere, savaştan kaçan mülteci gözüyle bakmanın imkanı yok. Genç adama soruyorlar, “İstanbul’da işin vardı, güvendeydin, niye gidiyorsun”? Cevabı, “Aldığım para 1500 liraydı, daha iyisini istiyorum” diyor. Dünya da ilk baştaki duygusallğı bir tarafa bıraktı ve olaya bu gözle bakmaya başladı…

ÇALIŞMAMAK, ÇALIŞTIRMAK:
Başbakan Ömer Kalyoncu, “Ülke gerçeklerine bağlı olarak ‘daha çok çalışmamız’ gerekirken ‘çalışamamak için bahane yaratmaktan’ vazgeçilmesi gerekir” diyor. Aynen öyle. İşe kamudan başlanmalı. Mesela iki gün üst üste okula gitmeyen ve başkalarının daha öncelikli haklarını ihlal eden öğretmenlerden… Kamu reformu konusuna bir de bu gözle bakılırsa, iyi olacak…

HELVASINI DAĞITIN:
KTHY’na ait  ofis masası, sandalye, dolap, klima, bilgisayar, yazıcı, para kasası gibi demirbaş, Devlet Emlak Malzeme Dairesi’nin belirlediği fiyatla perakende olarak satılıyor. Kim bilir nelere tanıklık etti, hangi anıları barındırdı bu eşyalar. Siyasilerin gömdüğü son meftalardan olan KTHY için satışların ardından helvasını da dağıtırlar artık…

SONUNDA BU DA OLDU:
Son yıllarda bu ülkede herşeyi görümüştük ama, “memleketin içine edenini” hiç görmemiştik. Fotoğrafı sosyal medayada gördünüz mü bilmem. Adam Lefkoşa’nın en işlek caddelerinden birinde hacetini gideriyor. Fuhuş, uyuşturucu, kumar ve daha birçok olayın günlük yaşamın bir parçası haline dönen ülkemiz, sonunda bunu da gördük. Adam şöyle bir baktı ve herhalde, “ben böyle memleketin içine ederim” dedi. Ülkeyi sorma gir hanına çevirenler herhalde mutludurlar. Bu fotoğrafı duvarlarına bir başarı hikayesi olarak assınlar…

ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Ekmekçi: Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda eğitimin ilk iki günü szöde “sivil itaatsizlik” eylemi yapan öğretmenlere sağdan da soldan da büyük tepki geldi. Hüseyin Ekmekçi toplumun vicdanını güzel özetledi; “Mutsuzluğunu temiz yüreklere sarılarak atlatan öğretmen modeli gitti. Çocukların mutsuzluğu üzerinden kendi haklılığını ispat etme çabasına giren öğretmen geldi. Yazıklar olsun…Haklılığınız batsın…”.

DİPTEKİLER
KTÖS: Ne açıklama yaparasanız yapın, gerekçeleriniz ne kadar haklı olursa olsun, Sendikanıza bağlı bir grup öğretmenin, okulların açıldığı ilk günkü hareketlerini haklı çıkaramazsınız. Bunun “sivil insaytifle” de bir alakası yok.  Bu düpedüz vicadansızlıktır. Ama kabahat onlarda değil, buna imkan tanıyan idarecilerde, daha doğrusu siyasilerin yarattığı sistemde. Lanet olsun…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı