Köşe Yazarları

BUGÜN GÜNLERDEN NE?



ah kuşlar, yorgun kuşlar

kanatlarında eflatun müjde taşıyanlar

bugün de gelmediler mahalleye…

 

Bugün günlerden ne? Pazar mı? Sahi Pazar, tüm dünyada tatil günü müydü? Kahvaltı yapıp, ailemizle planlar mı yapardık? Maç var mıydı Mormenekşe’nin? Ya çocukların ödevleri, dersleri? Pazartesi iş bizi mi beklerdi. Sahi Pazar daha önce neydi? Koşuşturmacalı bir haftanın arefesi. Ütü, çamaşır, yemek, kitap, ondan bundan sohbet…

Sahi bugün günlerden ne? Biz ne yapar, ne düşünür, nasıl yaşardık daha birkaç hafta önceye kadar? O zaman yıl kaçtı, biz kimdik, kaç yaşındaydık?

Zaman denen kavramın farklı ilerlediğine bizzat tanıklık ettiğimiz bir dönem yaşıyoruz. Bütün dünya tepetaklak olmuş durumda. Ne düşünüp, ne planladığımızı, nasıl yaşadığımızı unuttuk. Hayallerimiz neydi? Aşk, sevda neydi? Hayat farklı ilerliyor. Günler farklı. Zaman bizden bağımsız ve bazen de acımasız.

Kalbimde bir yumru. Sosyal medyadaki haberler devleşip duvarlardan üstüme geliyorlar. Ölüler, hastalar, karantinalar. Çocuklarımın yüzüne bakıyorum. Nefes almakta zorlanıyorum. Bilgimizin olmadığı konularda ne çok yorum yapıyoruz. Facebook sebep olmuş herkes kendi cumhuriyetini ilan etmiş. Her kafadan bir ses yükseliyor. Kaygı git gide büyüyor.

Bu yaşanılanlardan bağımsız, dışarıda muazzam bir bahar yaşanıyor. Otlar tenhalıkta hışırdıyor. Kuşlar, özgürlüğün kanatları, gökyüzünün arkadaşları dansederek mavilikte süzülüyor. Ağaçlar şıkırdım, çiçekleri meyvelerini vermeye hazırlanıyor. Güneş haşmetinden hiçbir şey kaymetmemiş. Ay, hala o iç gıdıklayan gizemiyle aşkın en güzel şarkılarını çalıyor.  Dünyanın muazzam güzellikleri, insan hariç yaradılan ne varsa özgürce ve tutkuyla akıyor yaşamın içine. Korkusuzca salınıyor, boy veriyor, uçuyor, yürüyor, koşuyor, yüzüyor. Sayamadığım bin bir tür hayvan, bitki bu muazaam tabiatın içinde özgürce varlığını sürdürüyor.

İnsan, kendini her şeyin sahibi sanan insan, hayatına takılı bir pranga ile evde, karantinada, yasakta, korkuyla bekliyor. O böbürlenen, her şeyin üzerinde davranıp, doğayı talan eden insanlığın geldiği nokta virüslerin istila ettiği, korkuların kol gezdiği, her şeyin alt üst olduğu bir yer. Belki de bu yaşananlar bizim lanetimizdir. İhanet ettiğimiz, mahvettiğimiz , ırzına geçtiğimiz doğanın bir lanetini , yaşıyoruz. Belki de bu bize verilen bir ceza. Tanrısal bir güçle dünyayı hırpaladığımız, zarar verdiğimiz, hayvan türleriyle, insan genetiğiyle oynadığımız, doğada ve doğal olan ne varsa mahvettiğimiz için belki de bu bizim cehennemimiz.

Yediğimiz kutsal ekmeğin bile artık fayda etmediğini, ekmeğim sofralarımızda şüpheli ya da zararlı gıda haline getirildiği zaman başlamıştı belki de bu lanet. Ozonu deldiğimizde mi başlamıştı yoksa? Dereleri kurttuğumuzda mıydı? Türkiye’de “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa” türküsünde bahsedilen derelerin kuruduğu zamanlar olabilir miydi? Yok bence çok daha eskiydi bu.  Dere yataklarına ev yaptığımızda, seller bizi boğduğunda, tertemiz havaya azot karıştığında, kimyasal silahlarla zehirlendiğimizde, meyvelerdeki zehir kalıntılarında, sofralarımızda bereketin azaldığı zamanlarda mıydı yoksa? Genetiği Değiştiği zamanlarda mıydı tohumun yoksa? O herşeyin bir tohumla başladığını unutup, her şeye hükmettiğimizde, sahip olmaya çalıştığımızda? Deniz ve okyanus seviyelerinin yükseldiğine, buzulların eridiğine, kuraklığın yayıldığında ve ormanların yandığına mıydı yoksa?

Çöller genişlıyor,su azalıyor. Ahhh o kadar çok şey var ki. Doğa bize nasıl tahammül ediyor? Nasıl dayanıyor, nasıl kucaklıyor bizi hala? Sonra bu kafamdaki sorular sakinliyor. Doğa bizden intikam falan almıyor. Her şey doğallığında ilerliyor. O kendince ilerliyor. Hırsla onu tahrip eden insana rağmen. Doğa intikam falan almaz, bizi yeniden kucaklar, iyileştirir, yiyecek verir ve affeder.

Saksılarımdaki çiçekler köpürdü. Balkonumdaki kahve vaktim uzun saatlere yayıldı. Sokaklar bomboş. Sevdiğim o uzun yürüyüşlerim artık yok. Kimseyi beklemiyorum, kapı çalmıyor.  Sabahları beyaz deniz kuşları geliyor mahalleye. Güneşli havada kah kaldırımda, kah çimlere pinekleyen mahallenin köpekleri en yakın görüştüklerim.

Şairin dediği gibi hayatımı temize çekiyorum. İnsanlık belki de kendi tarihini temize çekmeli. Yürümeyi yeni öğrenir gibi acemi ve temkinli olmalı belki de. Düştükten sonra yürümek için hevesini kaybetmeyen bir çocuk gibi… İnsanlık yolunda hırs, kin, nefrettten uzak, doğaya yüzünümüzü döndürerek, birbirimizi severek ve affederek. Belki de bunca acının sonunda doğa ile insan yeniden barışabilir.

 

İnternette Sosyolog ve filozof Edgar Morin’in güzel bir röportajını okudum.  Röportaj Le Nouvel Observateur’den David Le Bailly ve Sylvain Courage tarafından yapılmış, Haldun Bayrı çevirmiş. Röportajın bir bölümünü paylaşmak istiyorum.

Evlere kapanma sayesinde, tekrar kavuştuğumuz ve artık kesik kesik olmayan, kronometreye bağlı olmayan, metro-iş-uyku döngüsünden kurtulan bu zaman sayesinde, tekrar kendimizi bulabiliriz, asıl ihtiyaçlarımızı görebiliriz; yani aşkı, dostluğu, şefkati, dayanışmayı, yaşamın şiirini… Evlerimize kapanmışlık, yaşam tarzımızdaki zehirlerden arınmamıza vesile olabilir ve iyi yaşamanın, “Ben”in çeşitli “Bizler” bağrında serpilip gelişmesi olduğunu anlayabiliriz.

En nihayetinde bu kriz paradoksal bir şekilde hayırlara da vesile olabilir mi yani?

Balkonlarından o kardeşlik marşını, “Fratelli d’Italia”yı (“İtalya’nın Kardeşleri”) söyleyen o İtalyan kadınlarını görünce çok duygulandım. Artık kapanık ve bencil olmayan, “yeryüzü”ndeki kader ortaklığımıza açık bir ulusal dayanışmayı yeniden bulmalıyız… Virüsün belirmesinden önce, bütün kıtalardaki insanların aynı sorunları vardı: yaşam küremizdeki bozulma, nükleer silahların çoğalması, eşitsizlikleri artıran mevzuatsız ekonomi… Bu kader ortaklığı var; fakat insanlar kaygı duydukları için, bunun bilincine varmak yerine, ulusal veya dinî bir bencilliğe sığınıyorlar. Ulusal bir dayanışmanın olması esastır elbette; fakat insanlığın ortak bir kader bilincinin gerekliliği anlaşılmazsa, dayanışmada ilerleme katedilmezse, siyasî düşüncede değişikliğe gidilmezse, insanlığın krizi vahimleşecektir. Virüsün mesajı çok açık. Bu mesaja kulak vermezsek vay halimize!

 

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı