Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

Bu Vatan Benim Vatanım Değil

Aşağıdaki makale Kiriyakos Cambazis tarafından yazılmış ve 4 Şubat günkü Politis gazetesinde yayınlanmıştır.

Yazıda görüleceği gibi Cambazis kendisini “Mesargalı” olarak tanıtır çünkü Gaziköy/Afanyalıdır. 1968 yılında Orhun Ülfet’le birlikte Kiyef’teki Rusça Hazırlık Okulu’na gönderildik. Tek kelime Rusça bilmiyorduk. Yol sokak hak getire. Cambazis gelip bizi buldu ve elinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştı. O zamandan beri dostuz, uzun yıllar görüşmemiş olsak bile.

Bazı Kıbrıslı Türkleri ilgilendirebilir düşüncesiyle makaleyi Türkçe’ye çevirdim.

XXXXX

Sayın Cumhurbaşkanı,

Hayallerimi süsleyen devlet, bu değildir.

Üstünde yaşamak istediğim vatan, bu değildir.

Doğdum doğalı, bir ömür boyu benden kendisini savunmamı talep ediyor. Yaşlılık olan üçüncü kuşağa eriştim, o hala benden talep etmeyi sürdürüyor. Bu bir anavatan değil, bu bir tefecidir. Bu ülkede kazara bana ödünç bir hayat verdi ama sürekli olarak benden borcumu ödememi isteyip duruyor.

Babam bana herhangi bir borç bırakmadan öldü gitti. Bu amaç için hiç para ödemek zorunda kalmadım. Ancak vatanım elini sırtımdan çekmiyor. Ve sürekli olarak bana “Şunu yap da bana olan borcunu öde” diyor.

Vatanıma, ona hiçbir borcum olmadığını söylüyorum. O ise beni tehdit ediyor: “Bunu söylemek vatana ihanettir”. Ben de kendisine, ona olan borcun ödenmesi için hayatlarını kaybeden akrabalarımı ve arkadaşlarımı hatırlatıyorum. Onlar, kendilerine “hain” veya “vatanın değersiz evlatları” olarak damga vurulmasından çekinmişlerdir. Heba oldular, halbuki onların da hayalleri vardı. Öğrencilik yıllarımızda okulun avlusunda oturduğumuz ve hayallerimizi paylaştığımız zamanlar bana kendi hayallerini anlatırlardı.

Aksi gibi ben, beni gözetecek ve sevecek olan vatanda bir geleceğim olacağını düşünüyordum. Mesargalı olmama rağmen Dillirga dağlarını adım adım yürüdüm ve ölüm korkusunu içimde hissettim. Vatanlarına ve toplumlarına hizmet etmek amacı ile ve bizzat vatanın açtığı yaraları tedavi etmek niyetiyle tıp okumak isteyen gençlerin Lorovuno tepesindeki mezarlarının üstündeki haçları gördüm.

Benim vatanım bu değildir.

Benden verebildiklerimden çok daha fazla şey istiyor. Elimden geleni ona verdim ama o istemeyi sürdürüyor ve bunda ısrar ediyor. Vatanımın diğer yarısından beni mahrum etti. Ona köyümü verdim ama o köyümü sattı ve ben bir daha köyüme dönüp dönemeyeceğimden emin değilim.

Ancak şunun şurasında anavatan ne demektir? Bazıları dağların ve vadilerin anavatan olduğunu söylüyorlar. Başkaları ise köyünün anavatan olduğunu söylüyor.

Babam ise şöyle derdi: “İnsanı olmayan bir yer, çöldür.”

Benden sürekli daha çok isteyen ama bana bir şey vermeyen bu vatanı durduracak insanlar arıyorum bu ülkede.

Başlarını kaldırarak “Artık yeter” diyebilecek insanlar arıyorum. Öne çıksınlar ki bir asır önce babalarımızın sahip oldukları barışı ve karşılıklı saygıyı, çocuklarımıza geri getirsinler. O babalarımız ki bu vatanın topraklarını terleriyle suluyorlardı.

Bana Kiriyakos Matsis’in sözlerini söyleyen babamı anımsıyorum: “Ben bu ülkeyi umursuyorum; üzerinde ister Türkler, ister Helenler veya Museviler yaşasın. Önemli olan nokta, üzerinde yaşayan insanların bu toprakları alın terleri ile sulamaları, onu gözetmeleri ve üzerinde özgür ve egemen olarak yürümeleridir. Yiğitlik ve güzelliğin serin havasını gururla teneffüs etmeleridir. Nefes alırken boğulmamalarıdır.”

Hayatımın yetmiş yılında tanıdığım bu vatan, boğucu bir vatandır. Benden sürekli talepleriyle ve “ver de ver” tutumuyla beni boğuyor. Yaşayabilmesi için ona daha çok vermek mecburiyetinde olduğumu anımsatmaktadır bana.

Boğucu vatan ve onu yöneten boğucu insanlar, vatanı yozlaşma ve yolsuzluk foseptik çukuruna sürüklüyorlar. Vatanı kurtarma adına onu parçalıyorlar.

Boğucu vatan ile boğucu yöneticiler, anavatan kavramını da rezil ettiler.

Bu benim vatanım değildir.

Bu, Matsis’in vatanı değildir. Öz vatanını geride bırakıp buralara gelen, buraları seven ve burasını anavatanı yapan dedemin dedesinin vatanı, bu değildir.

Bu boğucu vatan bizimki değildir. Ter dökmemiş olan bazı insanlar, servetlerini yağmadan ve dolandırıcılıktan elde edenler, birikimlerini etik birtakım ilkelerle süsleyerek ve kanuna aykırı olmadığına göre yasaldır diyerek kazançlarını kutsadılar. Bizler Tanrı’nın unuttuğu kişiler arasındayız, ötekiler Tanrı’yı yanlarında bulunduruyorlar. Bir zamanlar Ferisilerin bulundurduğu gibi. (Ferisiler ilk Hristiyanlara şiddetle karşı çıkan bir Musevi tarikatının müritleriydi. -BA) O nedenle haykırıyorlardı: “Onu çarmıha gerin, çarmıha gerin”. Hepimiz o çığlıkları anımsıyor ve Tanrılarının kilisesinin boğucu kişileri ile birlikte tüylerimiz diken diken oluyor.

Böylesine boğucu bir devleti istemiyorum, onu savunmayı da istemiyorum. Devletin böylesini, varsın, servet biriktirme ve açgözlülük yarışında vurgun ve yolsuzluk alanında uzmanlaşmış kişilerin çocukları ve torunları savunsun.

Boğucu vatan onlarındır, benim o vatanla hiçbir ilişkim yoktur.

Ne var ki bu vatanı kendi vatanım yapmak istiyorum. Matsis’in dediği gibi onu boğucu kişilerden kurtarmak istiyorum.