Köşe Yazarları

Bu utanç hepimizin…








İki toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesi Kıbrıslı Türk Eş Başkanı Ali Tuncay, sosyal medyadan bir açıklama yaptı.




Konu, Lefkoşa surlarının haliydi… Arabahmet bölgesinde bakımsızlığa dayanamayıp, sonunda yıkılan surların restorasyonu AB fonuyla yapılmaya başlandı. Restorasyon, Arabahmet, Cumhurbaşkanlığı ve Çetinkaya burcundan Girne Kapısı’na kadar olan bölümleri kapsıyor.



Herkes, basın da dahil olmak üzere önce “vay surlar yıkıldı, kimsenin haberi yok”; sonra da “restorasyon gecikti” diye kıyameti koparttık.

Ama hiç birimiz yılların ihmalini görmedik. Buna konuyla ilgili sivil toplum örgütleri de dahil.

İşte Ali Tuncay mesajında buna isyan ediyordu….

“Bugün beni arayan bir gazeteci arkadaşa Lefkoşa surlarında yapılacak çalışmalar hakkında bilgi verdikten sonra, Lefkoşa surlarının içerisinde bulunduğu duruma entellektüel kesimler ile siyasi ve bürokratik seçkinlerin yeterli ilgiyi göstermediğine dikkati çektim.
Gözlemlediğim kadarıyla Cumhurbaşkanlığı, Lefkoşa Gençlik Derneği ve bir avuç insan dışında surların durumunu gündeme getiren bir kurum veya sivil toplum örgütü de olmadı.
Halbuki Lefkoşa surları yanında bulunan birçok kafe ve bar gerek entellektüel olarak nitelendirilebilecek kişilerin, gerekse siyasi ve bürokratik elitlerin bir araya gelip memleket meselelerini de konuştukları önemli bir buluşma yeridir.
Bu kişilerin 5-10 metre ötelerinde bulunan ve bakımsızlıktan yıkılmakta olan surlara ilgi göstermemeleri hem üzücü hem de düşündürücüdür.
Öte yandan Lefkoşa’daki ilgisizliğin aksine Mağusa’daki tarihi surların durumuna yakın ilgi gösteren yerel sivil toplum örgütlerinin yanı sıra büyükçe bir Mağusalı siyasi ve bürokratik seçkinler grubu da vardır. Yine sevindirici olan Mağusa’daki insanların siyasi çizginin sağından-soluna surlara ve içerisindeki tarihi eserlere sahip çıkma yönünde ortak düşünce içerisinde olması ve çalışmasıdır.
Özellikle Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeki bilim adamlarımızın Mağusa’daki eserlere verdikleri desteğe de vurgu yapmak isterim.
Kültürel Miras Teknik Komitesi çerçevesinde yapılan çalışmaların kalıcı olması bu eserlerin sürdürülebilir bakım ve idamesine bağlıdır. Siyasi ve bürokratik elitlerden beklentimiz bu yönde gerekli yasal düzenlemeleri yapması ve eski eserlerle ilgili kurumlarımızı güçlendirmesidir.
Lefkoşa surları ve içerisindeki eserlere sahip çıkma yönünde çaba gösteren dostlarımıza Lefkoşalılar tarafından verilecek ilgi ve desteğin çoğalması dileğiyle”…

Ben de bu yazıyı okuduğumda, üzüldüm ve düşündüm… Hep birlikte duyarsız kaldık, ta ki yıkılsın.

Daha önce kapıların açılması konusunda da yazmıştım. Hani Lefkoşa’da iki yeni kapı açılsın diyoruz da, hiçbir sivil toplu örgütü elini taşın altına koyup, öncülük etmiyor, örgütlenme sağlamıyor. Sadece şikayet ediyoruz.

Derinya kapısı nasıl açıldı? Mağusa İnisiyatifinin öncülüğünde. Ses çıkarttılar, durmadılar, güneyde muhatap buldular, birlikte seslerini yükselttiler, sınırın iki tarafında eylemler yaptılar, baskı unsuru oluşturdular, arabuluculuk ettiler ve sonunda kazandılar.

Lefkoşa’da kapılar konusunda, dün ticari gailelerle yapılan eylemi saymazsak, hiçbir sivil toplum örgütü devreye girmedi. Devletin ilgili Bakanlıklarını, Dairelerini ve onlardan sorumlu siyasileri saymıyorum bile…

Bunu da geçtim; Ali Tuncay’ın mesajında da var, Mağusa’daki eski eserlerin restorasyonunda DAÜ bizzat devrede oldu. Lefkoşa’da da sayısını bilmediğim kadar üniversite ve onların konuyla ilgili bölümleri yok mu? Neden herhangi birisi devreye girmedi? En azından tespitlerin yapılmasında, projenin hazırlanmasında. Hem bir toplumsal duyarlılık, hem mesleki deneyim açısından, hem de üniversitelerin bulundukları ülkenin sorunlarıyla ilgili olduğunu göstermek bakımından.

Hepimiz suçluyuz ve “üniversiteler adası”, “güçlü sivil toplum”, “duyarlı basın” ifadelerini kullanmaya da utanmalıyız… Eğitim düzeyiyle övünen ama kendi ülkesinin sorunlarına bu kadar duyarsız başka bir toplum daha var mıdır?

 

YERİN KULAĞI VAR

GREV HAKTIR AMA:

Grev bir haktır ve sendikalar da bunu kullanabilir ancak, elektrik gibi vatandaşın günlük hayatında önemli rol oynayan stratejik bir konuda toplumsal çıkar esas olmalı. Örneğin, yaşamı elektriğe bağlı, örneğin solunum cihazı kulanmak zorunda olan hastalar hayati tehlikeye maruz kaldılar. Sonra başta esnaf olmak üzere vatandaşın kaybını kim ödeyecek? Dünkü uzun süreli elektrik kesintileri mesaj vermek istediğiniz hükümetten çok, biz vatandaşların hayatını olumsuz etkiledi. Kusura bakmayın ama, toplumun tümünü cezalandırarak haklı bir davada haksız duruma düştünüz ve toplumun tepkisini topladınız…

 

SENDİKAL HAK NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER:

Yasa diyor ki; “Çalışanlar, işverenle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını korumak ve düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve her türlü grev hakkına sahiptirler”. Yani sendikanın görevi, çalışanların hak ve menfaatlerini korumaktır. Faaliyet gösterdikleri iş yerinin çalışanların haklarından bağımsız konularda yürüttüğü politikalar için grev yapma hakkı var mıdır? Santral alma konusu, çalışanların hak ve menfaatlerine girer mi?

 

O TAAHHÜT DE UNUTULMASIN:

Bu tantana içinde gözden kaçırmamak gereken bir konu da, Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy’un Sendika’ya yeni santral alımı konusunda taahhüt vermiş olması ve kısa bir süre sonra da bundan caymasıdır. Madem yapmayacaktın, sırf grevi erteleme adına nasıl böyle bir taahhüt verdin? Neden o gün de dik durmadın? Bu popülizm değil midir? Bugün bu halkın çektiği eziyetin temelinde bu yok mudur? Sendikayı eleştiriyoruz sonuna kadar ama, sendikayla pazarlık yapan siyasi beceriksizliğin hesabını da sormak gerekir…

 

SİZ NE İŞE YARARSINIZ?:

Memleketin her yanı yangın yerine dönmüş kimin umurunda. Sorunlara çare üretecek hükümetin gündemi ise, Akıncı’yı Berlin’e gitti diye, masayı dağıtmadı diye eleştirmek. Yahu memlekette ayakta kalan sektör kalmadı, vatandaş perişan sizin derdiniz başka. Sonra da çıkıp, “vatandaş niye siyasilere güvenmiyor?” diye sorgularsınız. Hepinizin derdi ülkenin değil, kendi geleceğinizi kurtarmak.

 

NİYETE BAĞLI:

Berlin görüşmesinde BM Genel Sekreteri’nin “Tüm organ ve kararlarda bir olumlu oy” talebimizi dile getirmediği eleştirisi yapılıyor. Özersay bunu görüşmenin değerini düşürmek için söylüyor, Rum basını da “kaybımız yok” demek için. Oysa atıf yapılan karardaki “federal devletin tüm organlarına ve kararlarına etkili katılımını gerekli kılar” ifadesi gayet açık. Genel Sekreter bunu vurgulayarak, Anastasiadis’i uyarmış olmuyor mu?

 

NASIL İŞLERİNE GELİRSE:

Metehan’da, geçişlerin kolaylaştırılması talebiyle eylem yapan örgütlerin arasında, anlaşmaya ve iki halkın temaslarına siyasi olarak karşı çıkan örgütlerin de bulunması dikkatimi çekti. Konu ticari çıkara gelince, nasıl da yollara döküldüler. Keşke adanın geleceğinin de iki halkın uzlaşmasında olduğunu bir görebilseler…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Evet, burası normal bir ülke değildir. Evet, buradaki demografik yapı yani nüfus değiştirilmek istenmiştir. Bunları sanmıyorum ki herhangi bir Kıbrıslı inkar etsin. Demokrasiye, iradeye, nüfusa, hiçbir müdahaleye ses çıkartmaz, yalnızca sözcüklerin peşine düşerseniz, pek bir inandırıcılığınız olmaz. İyi de ‘yasaklamak’ nedir ki? Ne kadar aşağılayıcı olur ‘Burada Türkiye’ye işgalci denmesi yasaktır’ gibi bir sonuç üretmek. İşgalci desen, bu kadar hakaret olmaz…”

 

DİPTEKİLER

Soruşturulacak Olan Sağlık Sistemidir: 10 yaşında bir çocuğumuzu toprağa verdik. Sağlık Bakanlığı, taburcu edilmesinden sonra hayatını kaybetmesi üzerine soruşturma başlatmış. Teselli mi olalım? Tam tersine, bu olay olduktan sonra soruşturulacak olan KKTC’nin sağlık sisteminin kendisidir. Ona buna suç isnat etmekle bir yere varılamaz. Devlet en temel eğitim ve sağlık görevlerini yapamaz haldedir. Çocuğa teşhis konulamadığı gibi, otopsisi de sonuç veremedi. Soruşturulacak olan ülke yönetimidir ve o soruşturmayı da halk yapmalıdır. Hepimiz aynı risk altındayız ve verdiğimiz vergilerin hesabını, toplanmayan vergilerin hesabını yönetenlerden sormuyoruz bile…

 





Başa dön tuşu