Köşe Yazarları

BU ÜLKEYİ YARATANLAR

Başaran Düzgün yazdı






Kuş sesleri miydi yoksa kavakların çıkardığı hışırtı. Rüzgar pervazda yankılanıyordu.

Uyur  uyanık bir rüyadaydım.



O gelmişti ve sessizce evi dolaşıyordu.

Gitmemesi için uyanmak istemiyordum.

Hareler  içindeki yüzünü biraz daha görmek istiyordum.

Nasıl da özlemişim.

Kuşların cıvıltısı ve rüzgarın ıslığı çağırdı.

Gün doğumu çıktım bahçeye.

Evlerde derin uykunun sessizliği.

Bahçede doğa kıpır kıpırdı.

Üşümedim ilk kez sabah ayazında.  “Mevsim dönüyor” diye mırıldandım kendi kendime.  Yürüdüm ve boyumla yarışan gömeçlerin arasından geçtim. Nasıl da hayret ettim güzelliğine menekşe renkli gömeç çiçeklerinin.

Gömeçler çiçek açtı, badem ağaçları beyazdan çağlaya dönüştü, nar ise kıpkızıl.

“Dünyanın bir yarısı kızıl çağla bir yarısı kan-irin..” dizeleri düştü aklıma ve kendi kendime kızdım.

Gün 16 saat dünyasal dertlerle uğraştıktan sonra sırası değildi harikulade bir bahçede dünyanın dertleriyle ilgilenmenin.

Kuş sesleri ve rüzgar eşliğinde sağa-sola bakındım.

Belki de O benimle birlikte yürüyordu.

Her zaman yaptığımız gibi doğanın koynunda derin bir sohbete dalardık belki de.

Aileden haberler verirdi, günlük dertleri anlatırdı, nelere dikkat etmem gerektiğini sıralardı bir bir.

O’nu çok özledim

Şu sıralar bir bıçak gibi saplanıyor  göğüs boşluğuma özlemi.

 

***

 

 

Dün 8 marttı.

Peşpeşe yayınlanan bildirileri toplasanız kitap olurdu vallahi.

Ama  bu kitaptan faydalı bir paragraf kalmaz geriye.

Yaldızlı sözler ve boş temenniler manzumesi sadece.

Kime atfetmeli bu günü?

Kuaförde fönlenen saçlar ve özenle sürülen rujlardan sonra oturup çiçek beklemek mi?

Yoksa tuzu kuru kadınların emekçi kadınlar için attıkları dokunaklı  nutuklarını mı?

Biraz da özentiden kaynaklanan abartılı kadın sorunlarını gündeme getirenleri mi?

Yoksa kan ve gözyaşı üzerine yükselen kutsal bir mücadeleyi sıradan bir gün kutlamasına dönüştürenleri mi?

 

 

***

O’nu özledim.

Her geçen gün daha çok varıyorum farkına yarattıklarının ve ürettiklerinin.

Kuşatma günlerinde, kıtlık ve yokluğa rağmen bizi nasıl da koruduğunu, esirgediğini.

Bir somun  ekmeği, bir avuç zeytini ve yeşil soğanı nasıl adilce bölüştürdüğünü.

Herkese yeten sevgisini ve en umutsuz anda direnen gücünü.

Sürekli ve biteviye yaşamı yeniden çoğaltmasını.

Bu topraklarda neslini sürdürmek için neler yaptığını.

Bu ülkeyi vatana dönüştüren kadınlara atfediyorum ben bu günü.

Annelerimize.

Hayatta olanlar değerini bilsinler, O’nu özlemenin sızısı anlatılmaz bir şeydir.

Ellerini öpsünler ve teşekkür etsinler, yaşamı bize bağışladıkları için.

Bu ülke onların ellerinde var oluyor…

 

 







Başa dön tuşu