Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu ülke bir gün kurtulacaksa

‘Üzerimde gönderilmiş bir selamın ağırlığı kaldı. Bütün dünyaya hiç olmadıkları şekilde yansıtılmış ya da ülkeleri ve yeryüzü için yaptıklarından yeterince bahsedilmemiş bu insanlar, o kadar çok anlaşılmak ve sözlerini iletmek istiyorlardı ki böyle bir kitabı yazmak gerekti.’ diyor Temelkuran. Mutlak doğruların yerini sorulan soruların ve aranan yanıtların aldığı bir devrimin günlüğünü tutuyor… yani, Venezuella’nın.  Venezuella’nın şimdilerdeki durumuna bakıldığında ‘bu devrimci bir süreç mi?’ diye tartışılır elbette. Eleştirilecek pek çok yanı olsa dahi 15 yıl öncesine döndüğümüzde bu ülkede yaşananlar o dönem için dünyada alışıldık değildi ve en önemlisi ise insanlara umut vermişti. Bu ülkede tanık olduklarını satırlara dökerken vermek istediği mesajı henüz tek sayfa bile okumadan anlayabiliyorsunuz aslında.

Bu ‘bundan böyle dünyayı büyük sözlerin değil küçük insanların değiştireceğine dair bir işaret…’

Bizler büyük sözlerden en çok zarar görmüş ülkelerden birinde yaşıyoruz belki de. Yıllardır ülke yönetimine talip olmuş ve bu görevi üstlenmiş siyaset insanlarının bu topluma verdiği ‘büyük sözler’in, yani halkın deyimi ile ‘yalanlar’ın bedelini en ağır şekilde ödüyoruz.

Bärbel Wardetzki, toplum psikolojisi üzerine yazdığı kitabında toplumda yalan kültürünün yol açtığı sonuçlardan birine şöyle değiniyor; ‘Eğer insanlara devamlı olarak yalan söylenirse bu söz konusu yalanlara günün birinde inanmalarını sağlamaz, aksine artık hiçkimsenin hiçbirşeye inanmaması sonucunu doğurur. Bu insanların yön duygusunu kaybettirir, elini kolunu bağlar, ve onları otoriter muktedirler için kolay kurbanlar haline getirir.’

Siyasi problemlerin ve sosyal sıkıntıların kalabalığı içerisinde kaybolmuş yön duygumuzu, vatanımız ve vatanımızın geleceği için ‘elimizin kolumuzun bağlı olduğu’ hissinin ağırlığını omuzlarımızdan atabilmek için Temelkuran’ın satır aralarından kendimize bir pay çıkarabiliriz bugün. Bugün değişimi büyük insanların büyük sözlerinde değil de küçük insanların büyük adımlarında aramalıyız belki de.

Bu ülkede tanınmış bir aileye doğacak kadar şanslı, sıradan sayılmayan bir eğitim alabilecek kadar eline fırsatlar geçmiş yada içine kendinizi sığdırabileceğiniz entellektüel bir kılıfınız olursa Kıbrıs’ın kuzeyinde siyaset ve toplumsal gelişim için konuşan,yazan,çizen bir ‘aydın’lar sınıfının mensubu olursunuz. Yazarın kitapta bahsettiği gibi, ben de hiç sevmiyorum bu ‘aydın’ lafını. ‘Aydın olmak da diğer her türlü ayrım gibi haksızca ikiye ayırıyor insanları. Kendi dilince adaletten ve vicdandan söz eden, veresiye defterleri arasında her gün bu ülkede neden isyan çıkmadığını anlamaya çalışan Hacı Bakkal’ı ayırır ‘okumuş’ olandan.’ Aydın kesimin büyük sayılırken sözleri, Hacı Bakkal’ın görülmez bu ülke için sarf ettiği emeği. Oysa bu ülke bir gün ‘kurtulacaksa’ onu sözleri pek de büyük sayılmayan, küçük insanlar kurtaracak bana kalırsa. Bu ülkede kaç kadına nasıl yardım ettiğini reklamlarla süsleyen kurumlar değil, her türlü zorluğu ve toplumsal önyargı ile mücadele etmeyi göze alarak tacize uğradığı için şikayetçi olabilen Ayşe kadınlar taçlandıracak değişimi. Doğada gördüğü çöpleri sosyal medyada paylaşan ‘duyarlı’ insanlar değil, ‘bu doğa ve denizler hepimizin’ diyerek tüm sahili tek başına temizleyebilen Eray Karacamert’ler getirecek farkındalığı. Sporun öneminden bahseden, yine de çocuğunun hukuk okumasını tercih eden aydınların değil, bu ülkenin adının uluslarası platformlara taşınmasını sağlayabilen Meliz Redif’lerin, Ekim Özgüvenli’lerin ve Yiğitcan Hekimoğlu’larının hakkı var bu ülkenin başarılarında… Bu ülkenin hikayesini bu topraklar için halâ umudu olan gençler yazacak yine sil baştan. Kıbrıs, bambaşka bir Kıbrıs olacak bir gün. Değişim, büyük insanların büyük sözleri ile değil, küçük insanların büyük emekleri ile gelecek, ve herşey çok güzel olacak o gün.