Nereye gitsek geri dönüp gelmedik mi?
Çok uzaklara,
Memleketten,
Nereye gitsek, nerede ekmek bulsak, nerede yaşasak gün gelip geri gelmedik mi?
…
Belki bir barda tabak yıkardın, sabahlara kadar kışta kıyamette, bilinmedik mevsimlerde, böyle geçerdi zaman.
Belki bir markette çıraktın, bir ütücüde, bir çamaşırhanede, dilini bile bilmediğin yerlerde, yıllarca ayaküstünde.
Hatta bir romanda geçtiği gibi “Öldüğüm zaman beni ayakta gömün, çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti” diyesin gelirdi çalışmaktan, hasreti mısra mısra çekmekten el memleketlerinde.
Mektup yazar dururdun kendi dilimizde, bir tek o anlar kendi dilini konuşurdun!
Yıllar yıllara eklenirdi.
Her şey dün gibiydi bütün hatıralar,
Hangi yürek dayanabilirdi uzaklığa, bir tren telaşı içinde raylarda sürüklenirken hayat,
Hasret kokardı tepeden tırnağa memleket…
…
Geriye bakmadan gitmiştik onlarcamız binlercemiz.
Demir karyolaları, loş kerpiç odaları, avluları, sündürmeleri, hanayları,
Kapıönlerine konan teneke saksılardaki sardunyaları,
Hisarüstlerini, Bayram yerlerini,
Sokak aralarını, köşeleri, bucakları,
Anamızın ve sevgilimizin gözyaşlarını geride bırakıp gitmemiş miydik?
…
Ne kadar sürer memleket acısı? Hesabı mı olur?
…
Gün gelir dayanılmaz hasret geri gelirsin o sokaklara.
Üstelik ne Oksford Caddesidir Girne Caddesi ve Dereboyu,
Ne İspanyol Meydanı, ne Kızılay Meydanı, ne Taksim Meydanıdır Sarayönü Meydanı,
Ne Marko Polo Sokağı’dır Abdi Çavuş Sokağı,
Ne Alp Dağlarıdır Beşparmaklar Trodoslar,
Ne Central Park’tır Kuğulu Park,
Ne Barselona’dır Lefkoşa.
Nereye gidersen git,
O caddelere o meydanlara o sokaklara geri dönmedik mi?
…
İstediğin kadar yer,
İstediğin kadar küfret:
Bu memleketin nesi var de,
Her şey puştlaştı de,
İnsanları bir garip oldu,
Kimseler kapını çalmaz de,
Nerede o eski günler de, hayıflan dur,
Vay anasını de,
İstediğin kadar şaşır kal, öfkelen haklısın.
Lakin,
Ne dersen de kardeşim,
Nereye gidersen git, nereye kaçarsan kaç,
Burnunda tüter memleket,
O her sabah kahve kokusu,
Masadaki çakıztes,
Sırasında ayakların bir kaya parçası gibi denize sarkmış.
Ne desem?
Yani dağına taşına, şinyasına lâlesine, böceğine kadar ne varsa yani, yerin altında ve üstünde.
Anlıyor musun?
Sevgiliye bir çıra gibi tutuşmaktan beter.
Hele de bu sonbahar günlerinde…
































