Köşe Yazarları

BU LANET COĞRAFYA…






Doğduğu coğrafya insanın kaderidir.

Yaşadığı coğrafya insanın kaderine dönüşür.
Doğduğunuz ve yaşadığınız coğrafyayı ne kadar severseniz seviniz,  o kader peşinizi bırakmaz ömür boyu.
Ve “acaba başka bir coğrafyada dünyaya gelseydim, ne olurdu” sorusunu sorarken kendi kendinize, o an anlarsınız coğrafyanın size dayattığı kahredici kaderi.
Çünkü o sorununun yanıtı yoktur.
Kendi ruhunuzu hırpalamaktan başka bir şeye yaramaz.
“Talihsiz bir coğrafyanın kadersiz çocukları” edebiyatı hep gönüllere hoş gelir.
Fakat, zaman da öylesine akıp gider,  çaresizliğiniz kalır geride.

      ***

“Keşke buralardan çekip gitseydim” dediğiniz anların çokluğu kalbinizi burkar ama gidip de dönenlerin fazlalığıdır tek teselliniz.
Hatta dönemeyenlerin “memleket özlemi” biraz olsun tevekkül sağlar kadersizliği içselleştirmenize.
Sonuç değişmez aslında.
Yine bu coğrafya ile başbaşasınız.
Ve dönüp dolaşıp “acaba başka yerde doğsaydım” diye düşünürken yakalanırsınız kendinize.
Hayata meydan okuduğunuz otuzlu yaşlarda veya vedaya hazırlandığınız zamanlarda  bile değişmez bu kural.
Son nefesinde, anne özlemiyle sayıklayanlara çok rastladım.
Yeniden ve başka bir yerde doğmanın hasreti saydım bu durumu.
“Anne özlemi” sadece o hayalin imgesel anlatımıdır.
      ***

Geçtiğimiz pazar, bir hasretin peşinden gittiğimiz İzmir’de, kordon boyunda geçirdik günümüzü.
Eskinin Rum konaklarının yerine koca koca apartmanlar diktiler şimdilerde.
Şükür ki kilometrelerce sahili yeşil alanlara ve yürüyüş yollarına çevirdiler.
Mustafa Kemal’in orduları İzmir’e girmeye hazırlandığında yanmaya başlamış sahildeki konaklar.
Körfezde biriken gemilere telaşla doluşmuş insanlar.
Gemilerin rotası elbette Selanik.
Sitilyani isimli bir kız çocuğu geride ölmüş anne ve babasını bırakarak o gemilerden  birine alınmış.
Sonra Selanik’teki akrabalarının yanında tutunamamış, Kıbrıs’ta, Vadili’deki akrabalarının yanına gönderilmiş.
Ebeliği de büyük teyzesinden öğrenmiş.
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin tek ebesiydi.
Ta ki 21 Aralık 1963’te başlayıp de 1964’te bitevi devam eden toplumlararası çatışmalara dek.
Köy ikiye bölündüğünde Türk bölgesine gelmeyi reddetmiş.
Tahta gaşa köy otobüsünde sancılanan annem ile çarşaflı nenemle çıkmışız Mağusa’ya doğru doğum yolculuğuna.
Her yıldönümünde “Kayıp Otobüsü” gördüğümde o inanılmaz yolculuğu zihnimde canlandırmaya çalışırım.
Gideceği yere sağ salim varma olasılığının çok çok düşük olduğunu anlarım dehşetle.
Şimdilerde bir yıldönümünde anma olarak geçebilirdik tarihe.
Ki sonrası da çok çok karşılaşacaktık böylesi durumla.
Eğer bugün hayattaysak bir tesadüftür.
Bir tesadüfler zinciriydi  bizi hayata bağlayan ve lanet bir coğrafyanın gönüllü tutsaklarına dönüştüren.

      ***

Geçenlerde İsrail’den bir bakan “Tanrı bize bu çölden ibaret toprakları vaat etti de yüzyıllardır acı çekiyoruz, İsviçre’de bir yerleri vaat etseydi ya” dedi ve yer yerinden oynadı.
Hakikaten.
Niye Büyük Okyanus’un ortasında kimsenin ilgilenmediği bir adada değil de kan ve gözyaşı kaderi olan bu adada dünyaya geldik?
Soru işareti gerçek anlamda kullanıldı.
Bunun gibi binlerce soru işareti bırakmıyor peşimizi ölene dek…







Başa dön tuşu