Bu koşullarda müzakere mi olur?

10 Eylül 2018 Pazartesi | 09:55
Eşref Çetinel

Müzakereler başlamış  da olsa Sn. Akıncı  bu kriz ortamında masaya ne kadar huzur içinde  odaklanabilecek ki? İnsanın gözü arkada kaldı mı geleceklere tereddütlü bakar..

Demek istediğimiz önce evimiz! Temizliğinden tertibine, kalkınmasından  istikrarına, devlet inancından bütünselliğine varana kadar..

Yoksa “bu koşullarda biz kendimizi yönetemiyoruz dolayısıyla ya Rum’un istediği federal sistemi kabul edelim yada self determinasyon hakkımızı kullanarak Türkiye’ye bağlanalım”  kararlarımızdan ötesine varamayız!

FAKAT her iki alternatif de bağımsız ve egemen KKTC’nin siyasi lafzına aykırıdır! Onca büyük mücadelelerden geçmiş, bu günlere devlet mertebesinde gelmeyi başarmış  bu topluma yakışmaz!

Fakat yapılması gerekenler de basit değildir. KKTC’nin tepesinden en alt ucuna kadar tüm kurumlarını (tutun ki zaten elimizde AB müktesebatı  vardır) uygunluğunca yeniden yapılandırmak zorundayız.

TEKRAR edelim: Seçilmişler devleti kendi inisiyatif ve kafa yapıları doğrultusunda yönetirken;  iki dudakları arasından çıktı mıydı kanunlaşan   görüşleriyle değil; “kökleşmiş kurumlarla” yönetecek bir yeni düzene geçmelidirler..

Şöyle ki hükümetler gelip gidecek..

Fakat “kurumlar  kalıcılıkları ve “iş bilirlikleriyle” devleti süreklilik içinde   yönetirken ayni zamanda yönlendirecek de..

KISACA gelip giden  hükümetler kendi partisel çıkar hesaplarında yanlışlara bata çıka  düşerek değil!

Popülizm yaparak  değil!

Ne de “ben bilirim, ben yönetirim” iddiasında memleketi kaosa sürükleyecek yanlış kararlara imza atarak hiç değil!

Hatta  gerekirse Anayasa’da da değişiklikler yapılarak KKTC’i yeniden yaratıp yeniden yapılandırmak gerekecek..

(KAMU görevlileri yasası”   kimselerin  etki tepkilerine aldırılmadan,  gerekirse Türkiye’den de katılacak anayasa uzmanlarıyla ve kesinlikle uygulanma  kararlığında artık çıkarılmalıdır!)

Ki  TÜK gibi arpa alımıyla satımından sorumlu bir kurumumuza rağmen;  hayvancı yollara düşüp isyanı oynamasın, devletin canına okumasın!

İnsanlar pahasından dolayı et satın alamayacak durumlara düşerken, seslerini duyuramadıkları için “kader” deyip başlarını tevekkülle önlerine eğmesin!

Aracıya tefeciye yenik düşmesin!…                                                                                                     **********                                                                                                                                                  HAKLI DEĞİLLER!

Hayvan Üreticileri Birliği’nin ne kadar hak arayışı haklılığında olduğunu  söylemek mümkün değildir.

Çünkü polisin üstüne traktörünü sürecek kadar gözü kara.. Bakanlık kapısı kıracak kadar korkusuz.. Üç gün meydan savaşı verir gibi eylem yaparken bugün de eylemine devam edeceğini söyleyen  Hayvan Üreticileri Birliği ile kasaplar arası alım satımlar sonucunda, dünyada en pahalı eti satın  almak zorunda  kalan Kıbrıs Türk halkının yok olup gitmiş yaşam haklarına baktığımızda; “artık bu ülkede “haklar” çok tartışılır hale geldiler!

BUNA karşın ben “Erkut Şahali’nin başarılı  tarım bakanı olduğuna inanırım çünkü canı gönülden çalışıyor.

Nitekim geçen hafta yaptığı basın toplantısında soruna açıklık getirirken “arpanın fiyatını kamusal kaynakları da kullanarak uzun süre 77 Kr. tuttuklarını” söyledi. “Ancak bundan ötesinin artık sahip olunan kaynaklarla değil, aslında gelecekte sahip olunması gereken muhtemel kaynaklardan eksiltmek anlamına geldiğini” hatırlattı..

Ve bir toplumsal analiz yaptı “Maalesef dedi Kıbrıs Türkü bugüne kadar çocuğunun tabağından yemek yedi. Yani geleceğinden eksilterek yol aldı.. Şimdi çocuklarımızın hayatı da ipotek altındadır…”

İŞTE bunu daha doğrusu bunları anlamak zorundayız. Çocuklarının nafakalarıyla var olmaya çalışan memlekette yalnız “hayvan besicileri” yoktur!

Kaldı ki Şahali kaç kez arpa fiyatlarının neden yükseldiğini de anlattı. “Sadece dedi geçen haftaki açıklamasında, ithal arpaya yüzde 132 oranında artış geldi!”

DİKKAT ama: Bu memlekette Rum’dan da kalan on binlerce dönümlük arazilerde her yıl arpa ekilmektedir. Ve Çiftçi eğer mevsim kurak geçmişse “kuraklık priminden,” yağışlı geçmişse verimden  kazanmaktadır. Yani kaybetmek yok!                 Üreticinin başımızın üzerinde yeri vardır. Ancak piyasa değeriyle artışı yüzde 132 olan ithal  arpayı 77 kr. tutmak mümkün değildi.. 1.79’a yükseltmek zorunda kalındı, falan…

FAKAT hayvan besicilerinin bu son eylemlerini salt parasal rakamlarla ifade etmek yanlış olur. Sonuçta “iyi niyet varsa görüşmeler yoluyla çözülebilecek sorunlardır bunlar..”

Ama öyle olmuyor!. Geçmiş yıllardaki eylemleriyle şerbetli olan “hayvancılar” belki en son çaresizlikte bile “kalkışmayacakları” kalkışlarını daha ilk dakikadan “devlete şiddet olarak” yansıttılar!

EĞER hak aramalar böylesi “şiddet gösterilerine” dönüşürse memlekette anarşi kaçınılmaz olur.

Umut edelim ki bugün varılacak uzlaşı ile “köşemizdeki” değerlendirmelerimiz kadük duruma düşsün..                                                                                                                                                                                                                          **********

KISACA TAKILDIĞIM: (YARIM ASIRDIR DEĞİŞMEYEN SORUNLAR!)  

Yarım asır  önce gazeteciliğe başladığımda “inanılması güçtür ama” bugün de hâlâ yakamızdan düşmeyen dolayısıyla üstesinden gelemediğimiz sorunlarla boğuşuyorduk. Mesela bir tanesi  “aracılar, tefecilerdi” yine.!”

Geçtiğimiz hafta UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu kaç zamandır “pahalıdır” dediğimiz patatesle ilgili yaptığı açıklamada bakın ne diyordu:

Bugün piyasaya sürülen patates 2018 Mayıs ayı ürünüdür. Toptancılar 1.5-2 TL arasında perakendecilere, perakendeciler de 2-2.5 TL ile satıyorlardı. Geçtiğimiz günlerde binlerce ton stoku olan toptancılar patatesin kilo fiyatını 6 TL’e yükselttiler….”

Oldu mu patates 7.5-8 TL? Ve o büyük sorun: Denetim olayını halledemedik!  Çünkü “hükümetlerle-kurumlar”  birbirlerinden kopuk çalışıyorlar. Dahası kurumların “kalıcılıklarıyla devamlılıkları” da yok! “Yetkili ve sorumlular” Hükümetlerle geliyor hükümetlerle gidiyorlar! Kısaca adları “kurum” ama “kurumlaşamadılar!”