Köşe Yazarları

BU DA GEÇECEK..



Gelecekte bugünlerin tarihe düşen kayıtlarını okuyanlar, “bir sabah insanların uyandıklarında “koronavirüsle” tanıştıklarını öğrenecekler. Ya da nesilden nesile sürecek anlatımlarını dinleyecekler.

Hatta filmleri çekilecek! Belki edebiyatın “dram” türüyle tiyatro sahnelerinde temsil edilecek.. Hikâyeleri, romanları yazılacak!..

YANİ diyorum bu büyük dünyasal olayın tanığı olduğumuz için sevinmeli miyiz?

“Hadi Eşref” diyorum kendime! İnsanlığın 2. Dünya Savaşında bile böylesi bir felaketi yaşamadığı gerçeğinin kim tanığı olmak ister ki lafazanlığını yapsın!

Buna karşın evet: Belki “yarın belki yarından da yakından” bu virüs belası geçip giderken sonrasında kalacak olan hatırasının tellalı olacağız bu bir gerçek!

Ne var ki şimdilerde henüz kıyımına ve kırımına devam eden “Virüs”ün şerrine uğrayıp göçüp gitmemek için bu dünyadan, sadece mücadelesini yapıyor bize de bulaşmaması için tedbirler alıyoruz.

Ve bu vesileyle altını çizerek itiraf ediyorum: “Devleti yönetmekte zorlanan Tatar Koalisyon hükümetinin bu virüslü günleri aldığı “yasaklı tedbirlerle” bayağı da iyi idare edip sağ selim gördüğünü itiraf etmeliyim.

Bu nedenle çıkan sonuç da şu oluyor: Demek ki bu hükümetin de huyu, “yasaklarla devlet yönetme becerisidir.” Bilseydik ta başında “ne olursun allasen koy şu yasaklarını, es yağ gürle, öyle yönet bizi” derdik.. Kör talih meğer bunu öğrenebilmek için Koranavirüsün şerrine uğramamız gerekiyordu.. Da! ya sonrası?

***

Her çıkışın bir inişi her yükselişin bir alçalışı var. Neyse ki “zıtlar dengesi” üzerine kurulmuş dünya nizamları ne iyilik sağlıklar ne de hep kötülük ve hastalıklarla kaimdir. Zaten bu nedenle demez miydik “her akşamın bir sabahı vardır.”

O sabahı da göreceğiz bir gün.

***

YILLAR SONRA GELEN “ANLAŞMA!”

Aslında bizim 1974’lerin hemen sonrasında Türkiye ile imzaladığımız komşu ülkeler arasında da olan “kıyı ticareti” anlaşması vardı.

Fakat çok ilginçtir sanki yokmuş gibi ve sanki Türkiye ayrı gayrı bir 3. Ülkeymiş gibi yıllarca Mersin gümrüğünü bile aşabilmek sırat köprüsünü de geçmekten daha zor bir vakıa olduydu!

“Rüşvet”in tavan yaptığı o gümrükte tırlarımız rehin kalıyordu! Hatta tanınmış iş insanlarımızdan  olan rahmetlik Orhan İtimat o gümrük kapılarının şerrine uğruyor ve vermeyi reddettiği rüşvet yüzünden hapislerde çürüyordu!

O günler ne kadar geride kaldı bilmiyorum. Fakat 1974’den sonra TC ile olagelen “Anavatan-Yavruvatan” efsanesi “Ticari ve ekonomik” ilişkilerde hep bozuk çaldıydı! Ki yıllarca bize “tembelsiniz” dedilerdi! Hem de onca bankanın, üniversite’nin sahibi olmamıza karşın!

İŞTE geçtiğimiz günlerde “Koronavirüsün sayesinde bu TC ile yıllar sonra bir anlaşmaya vardık.

BİLİNİYOR: Malum hem narenciyemiz dallarında hem sütümüz stoklarda hem enginarımız tarlalarda kalakaldıydı. Çürüyüp dökülmelerinden başka da çare yoktu.

Ve bulundu: Meğer KKTC’de günde 100 bin, ayda ise 3 milyon litre  süt pazarlanıyormuş. (Tabi bu Sütek’in Kooperatifleşmesi nedeniyle sağlanan bir üretim başarısı..)

Geçtiğimiz hafta elde kalan süt nedeniyle Hükümet devreye girerek ve Türkiye ile temasa geçerek 3 milyon litre sütün KKTC’de işlenerek Kaşar Peyniri haline getirilip Türkiye Tarım ve Kredi Kooperatiflerine ayda 300 bin kilo satılması kararına varıldı…

YAZMAK istediğim buydu! Yamacımızda 80 milyonluk dev bir Pazar varken neden KKTC’de üretim kısırlığı çekmekteyiz? Neden üretmiş olsak da Pazarlama sıkıntısı yaşamaktayız?

Yada şöyle yazayım: KKTC-TC ticari ilişkilerinin yeniden devreye girmesi için Korenavirüsün mü aracı olması gerekirdi!

Yine de hadi hayırlı olsun diyorum..

***KISACA TAKILDIĞIM: (ÇOK AYIP) Bir süredir İngiltere’deki zor koşullarda ve ailelerinden uzak adeta kaderlerine teslim olmuş öğrencilerimizin KKTC’e dönüşleri için büyük çabalar gösterilmektedir. Nitekim bir grup öğrencimiz gelmiş karantinaya yerleştirilmişlerdi..

İşte “çok ayıp” dediğim o öğrencilerin üzerinden bir haftadır “sosyal medyada bazı kişiler tarafından kopartılan haksız ve terbiyesizce söylemler, ithamlar, kara çalmalardır. Bu gün yeni bir öğrenci kafilemiz daha geliyor. Bunlar bizim gençlerimiz, çocuklarımız, torunlarımız.. Utanmadan kendi çocuklarımızı “yer beğenmiyorlar” ithamında bir haftadır türlü çeşitli kokkabazlıklarla çekiştirip duruyorlar…

Konuya devam edeceğim. Bu arada Londra’da çocuklarımızın KKTC’e dönmeleri için elinden geleni yapan temsilcilerimizden METİN HARPER’e “kişisel” teşekkürlerimi iletiyorum.

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı