Köşe Yazarları

Bu bir uyanış olsun…


Sayıları önemli değil, iyi bir katılım sağladı gençler…

Söyledikleri, “Yol yoksa, seyrüsefer de yok”tu ama genelde bir başkaldırıydı.

Her kesimi kucaklayan eylemler çık sık olmaz. Belli toplum kesimlerinin kendi çıkarları için yaptıkları, küçük çaplı eylemlerdir sıklıkla görülen. Bunları örgütleyenler de çoğu zaman sendikalardır.

Sosyal medya üzerinden bir miting, bir eylem, bir tepki örgütlenmesi ilk oluyor.

Zamların geri alınması için hükümetten talepte bulundular. Fazla gerçekçi değildi, bu işlerin böyle yürümediğini tahmin etmedi çocuklar.

Oysa karşılarında bu işlerin tedrisatından defalarca geçmiş bir siyasi anlayış vardı. Umurları bile olmayacaktı. Önceki akşam meydanı dolduranların kendilerine oy veren kitle olmadığını zaten biliyorlardı. Tınmadılar bile. Sokağa dökülenler mesela çiftçiler, hayvancılar olsaydı, işte o zaman telaşa kapılırlardı. Çünkü oy depoları tehlikeye girerdi.

Olsun, hiç önemli değil. Önemli olan kendiliğinden başlayan bir tepki hareketinin gerçekleşmesidir. Sorunlar doğru tespit edilip, doğru taleplerle genişletildiğinde, kimse görmezden gelemeyecektir.

Bugünün gençleri çoğunlukla partisiz. Sendikalarla da alakaları yok. Bu da en büyük avantajları. Çünkü geçmişte binlerle ifade edilen kitleleri sokağa döken örgütlerin bugünlerde yaptığı eylemlere katılanları parmakla saymak mümkün.

Bir önceki neslin politika anlayışı, onlara özledikleri düzeni getirmediği için siyasetin çok uzağındalar.

Ama yaşadıkları bu ülkenin yanlışlarının düzeltilmesini istiyorlar. Bunun da nasıl yapılabileceği hakkında güzel fikirleri var.

Unutmayın, bu gençler Avrupa’da Paris’te başlayıp yayılan halk hareketlerini yakından takip ediyorlar.

Dünyaya bakışlarını, köhnemiş Sarayönü politikalarıyla tatmin etmenin olanağı yok.

Onların doğrularını görüp, onların taleplerine uygun politikalar üretmek ise cesaret işi.

Önceki akşamın organizatörü gençlere en yakın yaş grubundan insanlar bile siyasete girdiklerinde, nasıl oluyorsa derhal kolayı tercih ediyor, ideallerden vazgeçiyor, kendilerinden öncekilerin saplantılarına uymayı tercih ediyorlar. Statükonun cazibesi, yaşa eğitime, gerçekçiliğe falan bakmıyor.

Kıbrıs Türkünün kendi kendini idare ettiği tarihi 1974 olarak kabul etsek, aradan geçen 46 yılda normal olarak siyasetin kurumsallaşması, toplumsal çıkarlar temelinde politikalar üretiliyor olması gerekirdi.

Ancak ne yazık ki, başlangıçtaki noktadan çok daha gerideyiz. Popülizm açısından da, partizanlık açısından da, bozuk düzene uyma konusunda da.

Aklın mantığın almadığı işler yapılan bugünlerde, gençlerin çıkıp “durun bakalım” demesi güzel. Ülkenin kaderini belirleyen seçimlerde en büyük kitleyi oluşturan partisizlerin bu eyleme destek verip katıldıkları da bir kenara not edilmeli.

Umalım ki, bir uyanış olsun. Bir reddediş olsun. Toplumun tepkilerine, taleplerine öncü olsun.

Yol konusundan başlayan bu hareket, adaletsizliğe, eşitsizliğe, teslimiyetçiliğe, geri kalmışlığa karşı direnişle devam etsin.

Gençler, uzak düştükleri, güvenmedikleri siyasete ışık olsunlar. Yeter ki yola çıkmaya karar versinler.

Bu yol uzun bir yol… Çünkü kaybettiğimiz 46 yıl ve yitirdiğimiz çok önemli toplumsal değerler var. Onları geri kazanmak kolay değil.

Yine de bu karanlıkta, küçük bir başkaldırı bile bize umut veriyor…

YERİN KULAĞI VAR

BUNUN ADINA NE DENİR?:

Cumhurbaşkanlığı “bağımsız” adayı Kudret Özersay seçim harcamalarıyla ilgili olarak, “2015 yılındaki seçimlerde olduğu gibi, makbuz karşılığı bağış toplayarak yoluma devam edeceğim” dedi. 2015’de henüz partileşmemişti. Vatandaşlar da sözlerine itibar edip, desteklerini esirgememişti. Şimdi durum farklı, hem onu destekleyen bir partisi, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi bir de görevi var. Bu görevlerde bulunan birisinin “bağış” toplaması ne kadar etik olur.

 

MEMLEKET ŞENLENİYOR:

UBP Genel Başkanı Başbakan Tatar ve YDP Başkanı Arıklı, verdikleri tarihlerden önce adaylıklarını açıklayıp sürpriz yaptılar. Yarışacak dört aday belli olurken, şimdi gözler Denktaş ve Siber’de. Akıncı her ne kadar henüz adaylığıyla ilgili bir şey söylemese de, ziyaretlerini sıklaştırması onun da aday olacağının sinyali. Ortam şenleniyor.

 

YOK SAYDILAR:

“Yol yoksa seyrüseferde yok” eylemi sonunda gerçekleşti. Katılım sayısından çok, haksızlığa karşı bir başkaldırının sokağa yansıması bakımından önemli. Siyasetin bulaşmadığı bu “halk eylemi” ne yazık ki bazı gazetelerimiz tarafından haber değeri bulamadı ve yok sayıldı. Neden böyle bir karar aldılar bilmiyorum ama, onlar yok saydı diye yüzlerce vatandaşın destek verdiği bu eylem yok olmadı…

 

TALEBİNİZ DE CİDDİ OLSUN:

Sendikal Platform açıklamasını görmüş, hatta acı acı gülmüşsünüzdür. Asgari ücretin 9 bin 977 lira olması gerektiğini söylemişler. Böylesine uçuk bir talebi, yönetenlerin ciddiye alması mümkün müdür? Sanki de ciddiye alınmamak için ortaya atılmış gibi. Ülkenin şartları belli. Asıl yapmaları gereken bu şartların değiştirilmesini talep etmek olmalıydı. Vergi adaleti, teşvik, destek, sübvansiyonlarla sömürülen devletin bu yüklerden kurtarılmasını talep etmeliydiler. Şimdi kendilerine herhangi bir yanıt bile verilmeyeceğinden emin olabilirler…

 

ANASTASİDİS’E SÖYLE:

“Türkiye ile anlaşmak istiyoruz. Anlaşırsak, doğalgaz boru hattı Türkiye’den geçebilir” diyen AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili Türkiye’ye, “Bu işi artık bitirelim” çağrısı yaptı. Keşke Türkiye yerine önce Anastasiadis’e çağrı yapsaydı. Çünkü adada bir çözümün önündeki en büyük engel o…

 

KONUŞMASA:

Başbakan Ersin Tatar “önümüzdeki aylarda ekonomik olarak ülkenin aydınlık geleceğine ışık tutacak yeni gelişmelerin yaşanacağını” söylemiş. Aman biz halimizden memnunuz, aydınlık da, ışık da istemiyoruz. Birkaç ay önce “yıldızı parlayan ülke” dediniz, ne hale geldik. Yeni ışık(!)lara ihtiyacımız yok…

 

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Hem siyasette hem de toplumsal olarak yeni bir döneme girdiğimiz çok belli…

Ve bu dönemde Kıbrıslı Türkleri daha iyi anlatan, özne olmasını sağlayacak, TC-KKTC ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine çekecek siyaset ve siyasetçilere ihtiyaç vardır. ‘Gerilmek’ ya da ‘küçülmek’ yerine diyalog, diplomasi dilini kullanan kimseye küsmeyen, kimsenin önünde küçülmeyen, toplumları germeyen, konuşan ve anlatan bir lidere ihtiyaç vardır…”.

 DİPTEKİLER

Gönder Gitsin: Dört kişi ciddi darp ve mala zarar verdikleri için tutuklanmış. Dördü de ülkede çalışma izniyle bulunuyormuş. Mahkeme davaları görülünceye kadar kefalet karşılığı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmış. Ülkede çalışma izniyle bulunuyorlar madem, izinlerini iptal edip koyacaksın uçağa, geldikleri yere yollayacaksın. Bu şekilde suçların önünü alamayız… Ve sanki öyle de bir niyet yok gibi.




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı