Köşe Yazarları

 BÖYLE MEVSİMLERDE DENİZ YOLCULUĞU


Böyle deniz mevsimlerinde arabaları olmayanlar baslarla denize giderlerdi.

Belirli sahiller vardı.

Altı mil, altıbuçuk mil ve Mare Monte.

Sahiller olmasa bile her yerde denize girmek mümkündü.

Girne Kalesinin arkasındaki bölge bunlardan biriydi.

Çok sıcak günlerde “gaynadı galebaşı” sözü özellikle gençlerin dilinden düşmezdi.

Gerçekten de galebaşı sıcaklardan kaynardı…

Baslar sabahın erken saatlerinde Girne Kapısının çeşitli yerlerinde durur ve denize gidecek yolcularını beklerlerdi.

Kalkış saatleri de, dönüş saatleri de belliydi.

Bas biletleri en az birkaç gün öncesinden alınırdı.

Şoförler yolcularını sabırla bekler, tütün üstüne tütün içerlerdi.

Biletini gösteren yolcu basın boş koltuklarına yerleşir, aracın kalkması için son yolcuyu beklerdi…

Bu araçlara otobüs yerine “bas” denirdin o dönemler ki henüz bu coğrafya ortasından buruşuk bir kağıt parçası gibi ikiye yırtılmamıştı…

Herkes hazırlığını akşamdan yapardı.

Sabahleyin yapanlar arasında baslara yetişmek zor olabilirdi, nitekim bas hareket ettiğinde arkadan koşup aracı durdurmaya çalışan yolcular da olurdu.

Son anda hareket eden bası yetişen yolcu tatlı ve neşeli bir telaş içinde yerleşirdi araca ki ona son anda yetişmenin sevincini yaşardı…

Bohçalar, çantalar tıklım tıklım yiyeceklerle dolduruldu.

Karpuz ve kavun ekstradan…

Basla deniz yolculuğu neşeli geçerdi çünkü herkes birbirini tanırdı.

Tanıdık insanların doldurduğu araç neşe içinde Boğaz yolunda ilerlerken, koltuklara yerleşenlerin muhabbeti koyulaşmış olurdu.

Basın radyosunda çalan neşeli müziklere hep birlikte cıbbana tutarak iştirak ederdi yolcular sırasında.

Dönemin basları çok güçlü motorlara sahip olmadığından, Boğaz yokuşundan çıkarken zorlanır, adeta kaplumbağa misali tırmanırdı.

Ama olsun!

Neticede tırmanırdı ve buna da kimsenin aldırış ettiği yoktu.

Hayat bu şekilde güzeldi…

Böyle mevsimlerde,

Ve böyle pazar günlerinde,

Hafta sonları deniz sefası yapmak, yaz aylarının vazgeçilmez dinlencesiydi…

Her gidişin bir de dönüşü olurdu.

Vakit gelip dönüş saati yaklaştığında aynı yolcular kendilerini bekleyen baslara teker teker gelir, şoför herkesin geldiğinden emin olunca Lefkoşa’ya dönüş başlardı.

Bas ilerlerken, güneş de ufka yaklaşmış olurdu ki o vakitlerde o manzarayı Beşparmaklar’dan seyretmek ne müthiş bir şey.

Aynı akşam saatlerinde Lefkoşa’nın ahşap kapıları sahiplerini beklerdi sabırla.

Herkes denizden dönünce, evler tekrardan şenlenir, kerpiç odalar neşelenir, sokaklar canlanırdı.

Lefkoşa dediğimiz kadim kent, o insanlarla Lefkoşa olurdu ancak…

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı