Crans Montana’da Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanması ile gerçekten çok büyük bir fırsat kaçırılmış oldu.
Böylesi bir fırsatın yeniden doğması, gerçekçi olmak gerekirse bundan sonrası için kolay olmayacak.
Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli olan bütün aktörlerin masa etrafında toplandığı Crans Montana’da kaçan büyük fırsatın ardından Rum Lider Nikos Anastasiades yaptığı açıklamalarla herkesin zekası ile dalga geçiyor.
Hele de Rum gazeteci arkadaşlara söyledikleri ile…
Neymiş, “Anastasiades çözüme hazırmış ve masaya gelinmesini bekliyormuş”.
Olacak iş değil.
Neyse Nikos Anastasiades’i bir kenara bırakalım ve önümüze bakalım.
Crans Montana’da sürecin çökmesi ile birlikte yeni bir yol haritasının belirlenmesi konusu gündeme geldi.
Aslında yapılması gereken çok şey var.
Ama bunlar uluslararası hukukun içinde kalınarak, sağduyulu ve akılcı bir şekilde yapılmalıdır.
Kıbrıs sorununun çözümünün masadan geçeceği ve ortaya nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın bunun Kıbrıs’taki iki tarafın uzlaşısı ile mümkün olacağı unutulmamalıdır.
Birleşme de, ayrılık da ancak iki tarafın rızası ile olabilir.
Bu durumu not ettikten sonra uzun yıllar içerisinde ortaya çıkan BM parametrelerini bu aşamada hemen tartışmaya açmanın doğru bir yaklaşım biçimi olmayacağının altını çizelim.
Bu aşamada Rumların yıllardır ısrarla kurtulmak istediği ve aslında bu nedenden dolayı müzakere sürecini kilitlediği BM parametreleri ile ilgili soğukkanlı olmak gerekecektir.
Ancak bu arada bazı konularda beklemeden adımlar atılmalıdır.
Kıbrıs Türk tarafı adanın Kuzey’indeki yaşam koşullarını iyileştirmek, bu arada uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekebilecek adımlar atmayı gündemine almalıdır.
Yarın uluslararası hukukun bir parçası olacakmış gibi kendi evini toparlayacak reformlara imza atmalı, bunun için çürümüş sistemi süratle değiştirmekten korkmamalı, öte yadan da Kuzey Kıbrıs’a uygulanmakta olan izolasyonları kıracak şekilde açılımlar yapmayı gündemine almalıdır.
Mevcut sistemle artık yola devam edilemeyeceği açıktır.
Annan Planı kapsamında da yer alan Kıbrıs Türk Devleti modelini hayata geçirecek bir anlayış ile birlikte Başkanlık sistemini uygulamaya koymaktan çekinmemeliyiz.
Cesur adımlar atmalı, Kuzey Kıbrıs’ı top yekün yeniden inşa etmeliyiz.
Gerilimlerin ülkeye bir faydası olmayacağı bilinci ile hareket etmeli, ama Kıbrıs üzerindeki hak ve çıkarlarımızı da akılcı bir şekilde korumak için Türkiye ile birlikte kararlı adımlar atmaktan geri durmamalıyız.
Yeni bir dönem, Kıbrıs Türküne daha iyi ve kaliteli yaşam koşulları sunulması halinde bir anlam ifade edecektir ve ihtiyaç da budur.
Yapılması gerekenler de zor değildir.
Ama önce hele bu bozuk düzenden kurtulalım, doğru düzgün işler yapılmaya başlansın ve ekonomik akıl öne çıksın, göreceksiniz gerisi gelecek.
Çözüme endeksli siyaset ve bunun dayattığı yaşam modeli bitecek.
Çözüm olursa olur, parametreler orada durur ama devam eden hayatta kalabilmek, elimizi güçlendirebilmek ve günün birinde çok daha güçlü bir şekilde masaya oturmak bizim elimizdedir.
Yapmamız gereken ise bugüne kadar yapılanların tersini yapmaya başlamak, akılcı ve cesur kararlar alarak yola devam etmektir.
Gerisi gelecektir…
































