İnanmadığımız halde “hemen çözüm” derken yollara bellere sığmayan arkadaşlara ayıp olmasın düşüncesinde biz de dedik ki “evet çözüm isteriz ama böyle ve şöyle!”
Fakat artık anlıyoruz ki oluştuğundan beridir dünyada hiçbir siyasi sorunu çözme başarısı gösterememiş BM’ler bu çözümün de adresi değildir! Olsaydı “işte Ortadoğu!” Olsaydı işte artık Fransalarda İngilterelerde Amerikalarda gitgide çoğalıp azan, akıttığı kanla beslendikçe gelişip büyüyen terörizm! Globalizmin değil, ırkçılığın savunulmaya başladığı bir dünya!
BM’ler bu dünyanın garantörü olamadı! Güvenlik Konseyi ile Amerika’nın Rusya’nın ve öteki büyük ülkelerin çıkarlarına hizmet etmekten kurtulamadı!
Norveçli Eide bu BM’lerin bilmem kaç binlerce memurundan biridir ve Kıbrıs siyasi sorununu çözmeye tayin BM’ler genel sekreterinin özel danışmanıdır. İlk sekreteri Ban ki Moon’du. Şimdi Cuterres! Fakat bu Eide Kıbrıs’ı tanımıyor! Türk halkını, büyük olasılıkla Ortadoğu ekseni içindeki Türkiye’yi de tanımıyor! Rumları tanıdığını hiç sanmıyorum! Keza Yunanistan’ı da o antik Yunan tarihinden bilmeli!
FAKAT şunu çok iyi bildiğini biliyorum: “1974 Barış Harekâtını!” Kıbrıs’a gelirken büyük olasılıkla kendisine sorunu şöyle takdim ettiler:
“Bak Eide karşında büyük bir sorun var. Adada Türklerle Rumlar kardeş kardeş yaşarlarken, 1974’de Türkiye askeri bir harekâtla Girne’den çıkarma yapmış, adanın Kuzeyini işgal ederek mağdur ve mazlum Rum ahaliyi Güney’e göçe zorlamıştır! Tabi Türkler de Güney’den kaçıp Kuzey’e gelmişler Rum mülkünü yağma ve talanla gasp etmişlerdir! Görevin geçmişte olduğu gibi iki halkı yeniden birleştirip “birleşik Kıbrıs federal çözümünü” sağlamaktır, haydi gazan mübarek olsun!”
Ya Kıbrıs’ın öncesi? Yok!
Ya Kıbrıs Cumhuriyetinin neden yıkıldığı? Yok!
Ya EOKA terör örgütünün faaliyetlerinin nedeni? Yok! Ya 1963 Kanlı Noel saldırıları? Yok?
Ya Güney’den göç eden Türklerin hak hukukları? Yok?
Ya hâlâ Türk halkına uygulanan ambargoların kaldırılması? Yok!
Ya Rum’un Türk toplumunu 42 yıldır baskı, zulüm ve abluka altında tutmasının sorulası hesabı? Yok!
EİDE işte bu “yok” dediğimiz Kıbrıs gerçeklerini hesaba kitaba koymayan, sorusunu sualini etmeden, buna göre bir çözüm plan ve haritası çizmeden sadece “mazlum ve mağdur” denilen Rum’a kaybettiklerini ve adadaki çoğunluk itibarını iade etmek için görevlendirilen, bir BM’ler memurudur!
Yazık ki peşine düşüp ikincidir Cenevre’ye taşınanlar, bu BM’ler memurundan çözüm çıkarmasını bekliyorlar!
SEÇMEN NEDEN SANDIĞA GİTSİN? “Çözümsüzlük” elbette “istikrar ve kalkınmanın” önündeki büyük engeldir. Ancak 42 yıldır ensesinden yumurta pişirilirken tepe tepe kullanılmasını gerektirecek ne “tek sorundur” ne “tek engeldir!” Eğer öyle lanse ediliyorsa bu gelip giden yönetimlerimizin beceriksizlikleriyle basiretsizliklerini kamufle etmek için uydurulmuş bir masaldır, nitekim hiçbir yurttaş bu masalı yutmamaktadır!
İspatı kendinden menkuldür: Örneğin Nalbantoğlu Devlet hastanesinde Üç kardiyologdan biri olan Naciye Özbek de istifa edince, Allah hastalara acısın, sadece iki kardiyolog kaldı!
“Kapatın hastaneyi gitsin” mi diyelim. O zaman KKTC’nin devlet olup olmadığının sorgulaması hatta anayasa mahkemesinde yargılanması gerekmez mi? Neden bilir misiniz?
Çünkü bu devlet böylesi aciz durumlara düşerken, “sayesinde” memleketin Ortadoğu Üniversitesine bağlı devasa bir hastane ile diğer kentlerde de özel hastaneler oluştu. Üstelik sağlık hizmetlerini de sorunsuz ve medyanın diline düşmeden sürdürmektedirler. Hatta şifaya kavuşturulmuş hastalarının gazetelerdeki teşekkür duyuruları ile!
Bunlara karşın bu devletin havaalanı da vardı uçakları da! Batırdı! Fakat şimdilerde yine “sayesinde” o havaalanı bir özel şirket tarafından “yap işlet devret” sisteminde büyütülüp genişletilirken, pistlerine de vızır vızır özel şirketlerin, TC’nin uçakları inip kalkmakta! Bu devletin sayesinde!
Bu devletin telekomünikasyonu varken ve “batmışlığı” oynarken; iki özel şirkete ait cep telefonları kentlerin her mahallesinde açılan bürolarıyla abonelerinin ayağına kadar hizmetin hizmetini götürmektedirler. Bu devletin sayesinde!
Olay şudur: Devlet bakkalcılık, sanayicilik, tüccarlık, ithalatçılık, ihracatçılık, bahçecilik, fabrikacılık yapmaz.. Yönlendirir, programlar, yaptırtır!
Nitekim TC ile özelleştirmelere yönelik mali ve ekonomik protokolleri savsaklamaya devam ederken, “özel sektör” devletin üzerindeki özel becerisiyle gelişmektedir! Devlet ise hastanelerini, okullarını bile idame ettiremezken benzeri kurumları da kullanarak “oy ve seçim kazanımları” hesaplarında popülizmle partizanlık yapmaktan öte bir kuş tutamamaktadır!
Önümüzde seçimler vardır. Kim bu olumsuz gerçeklere karşın sandığa gidip oyunu kullanır ki?
KISACA TAKILDIĞIM: (ABD DIŞİŞLERİBAKANLIĞINA NE OLUYOR?) “Neden ambargoların devam ettiğini Montana’da çözüm konferansı başlarken bile sorgulamazlar! Neden hakkımız olan Doğu Akdeniz’deki enerjiden dışlandığımızı sorgulamazlar! Fakat Rum mallarının üzerine yattığımızı sorgularlar, Rum’un evkaf mallarımızı yuttuğunu sorgulamazlar! Çünkü KKTC’yi tanımazlar, takmazlar, adanın tek devleti Güney Rum yönetimidir derler! Sonra giderler Güney’den aldıkları belge ve kasıtlı bilgilerle raporlar hazırlayarak Kuzey’de büyük oranda kadın ticareti yapıldığını yayınlarlar! Kimler? ABD Dışişleri Bakanlığı! “Kuzey’de kadın ticareti yapılıyormuş da hükümetin umurunda değilmiş çünkü vergilerini alırmış!”
Ooo! Kuzey dedikleri hem adı Rum tarafından konmuş “korsan devlet hem tanınmamış, hem AB’den dışlanmış! Fakat 42 yıldır dışlayıp horladıkları bu Kuzey’deki yönetimden “kendi değerlerine ve kanunlarına uygunluk beklemekteler!” İnsan çatlar! Çünkü rapor Güney’den aktarma bilgilerle hazırlanmış! Öte yandan sen ey Amerika bugüne kadar ne verdin ki Kuzey’e ne istiyorsun? Şimdi hepsi bitti kerhanelerle uğraşıyorlar tam da Montano’daki konferansa denk getirilerek! Üstelik sahtekârlıkla!
































