BM Genel Sekreteri’nden beklenen ve Kıbrıs müzakereleri

19 Şubat 2018 Pazartesi | 12:00
Mete Tümerkan
Mete Tümerkan

Kıbrıs konusunda önümüzdeki günlerde bölgedeki hidro-karbon yatakları meselesi nedeni ile suların ısınacağı ve ortamın gerginleşeceği kesin.

Kıbrıs Rum tarafı bölgedeki doğal kaynaklar konusunda oldu bittiler yaratma peşinde koşuyor.

Kıbrıs meselesinde bir çözüm bulunmadan bu konularda atılacak adımların ortamı daha da gereceği gün gibi ortada.
Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara bölgede oldu-bittiler yaratılmasına izin vermeme konusunda kararlı.

Bu kararlılığın bölgede faaliyet göstermek üzere gelmiş olan yabancı şirketler de farkında…

Kıbrıs meselesi çözümlenmeden meseleye taraf olacak adımlar atmak istemedikleri de kesin.

Her ne kadar Rum tarafı onları adım atmaya ve sondaj konusunda kendilerine oldu-bittiler yaratma konusunda yardımcı olmaya zorlasa da, bu aşamada üçüncü taraflar risk alarak macera içine sürüklenmek istemiyor.

Hidro-karbon meselesinde aklın yolu, bu konuyu çözüm sonrasına ötelemek ya da Kıbrıs Türk tarafı ile varılacak uzlaşma çerçevesinde adım atmaktan geçer.

Aksi, gerilimin tırmanması ve krizin istenmeyen boyutlara gelmesi demek olacaktır.

Hidro-karbon meselesi ile ilgili tartışmalar devam ederken, perde arkasında Kıbrıs konusunda müzakerelerin yeniden nasıl başlayabileceği konusunda da arayışlar sürüyor.

Kıbrıs Türk tarafının aslında bu aşamada müzakerelerin yeniden başlaması için yapması gereken hiçbir şey yok.

Top bu aşamada, müzakereleri çıkmaza sokan, Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansının başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olan Rum Liderliğinde…

Rum liderliği herşeyden önce Kıbrıs meselesine bakışta top yekün bir zihniyet değişimi geçirdiğini ve çözümü gerçekten istediğini ortaya koymak ve bu yönde somut adımlar atmak durumunda…

Müzakerelerin yeniden başlayabilmesinin gündeme gelebilmesi için bu şart.

Rum tarafı bu adımı attıktan sonra, müzakerelerin ne şekilde ve hangi yöntemlerle yapılacağı meselesi gündeme gelecektir.

Bu da çok önemlidir.

Takvime bağlı ve çözüm odaklı olacak şekilde müzakere yönteminin belirlenmesi gerekecektir.

Ama bunlardan daha da önemlisi, müzakereler son bir deneme olacak şekilde başlayacaksa, bu denemenin başarısızlıkla sonuçlanması halinde Kıbrıslı Türklerin statüsünün, durumunun ne olacağı konusunun önceden karara bağlanmasıdır.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı bu konuda gerekli güveceyi sağlamadan bence sonu yine hüsranla bitecek bir müzakere sürecinin bir parçası olmaz.

Cenevre’de yaşanan deneyimler, bunun öncesinde Annan Planı süreci ve sonrasındaki gelişmeler bize müzakerelerin başında  sürecin başarısızlıkla sonuçlanması halinde Kıbrıslı Türklerin durumumun ne olacağı konusunun netleştirilmesi gerektiğini öğretti.

Bu bir ön koşul değildir.

Bu yıllardır bir sonuç vermeden devam edip giden müzakere süreçleri nedeni ile, mağduriyeti her geçen gün artan Kıbrıslı Türkleri korumak ve artık belirsizlikten kurtarmak için mutlaka yapılması gereken  bir şeydir.

Ama tüm bunlardan önce BM’nin iyi niyet misyonu ile ilgili bundan sonra ne yapacağı belirleyici olacaktır.

BM Genel Sekreteri’nin bu konuda hazırlayacağı rapor mutlaka Cenevre’deki Kıbrıs Konferansı’nın neden başarısızlıkla sonuçlandığı değerlendirmesini içermelidir.

Raporda ayrıca bu değerlendirme ışığında benzer şeylerin yaşanmaması için ne yapılması gerektiği yer almalıdır.

Aksi takdirde müzakerelerin yeniden başlaması bir anlam ifade etmez.

Bu konuya devam edeceğiz.