Yeni nesle seçmeli soru sorulsa,
Kıbrıs sorunu ne zaman başladı?
a- 1571’de
b- 1878’de
c- 1963’te
d- 1974’te
Şaşıracaklar.
Gerçekten ne zaman başladı?
…
Bırakın genç insanları, bu soruya tarihçilerin bile ayrı ayrı yanıt vermeleri mümkündür.
…
Her sorun konuşarak aşılır.
Arada kan aksa da, çare konuşmaktan geçer.
…
En iyi konuşan toplum herhalde Kıbrıslılardır.
Hani ağzı olan konuşuyor derler ya.
O misal.
Kıbrıs sorununu o kadar çok konuşuyoruz ki, bu konuda kimsenin kimseden üstünlüğü yok.
Tam bir müptelalık hali hakim.
Öyle ki, Kıbrıs sorunu olmasa, ne duruma geleceğimizi kestirmek zordur artık.
Çünkü kahramanlarımız da, ünlülerimiz de, siyasetçilerimiz de, sanatçılarımız da Kıbrıs sorunu nedeni ile kendi varlıklarını ispat ederler.
Ne bir Leyla ile Mecnunumuz var, ne Marko Polo’muz, ne Beethoven’ımız.
Buralarda aşktan, müzikten, bilimden konuşan yok.
Kıbrıs sorunu, her bireyin kendini yeniden keşfedip yolunu bulduğu bir alan haline geldi.
Rum, Türk fark etmez.
İş bulacaksa, bu soruna bakış açısına bağlı.
Siyasetçi olacaksa, bu sorun karşısındaki duruşuna bağlı.
Bırakın vekil ya da bakan olmayı, mahalleye muhtar olacaksa, Kıbrıs sorunundaki görüşleri önemli.
Hatta Kıbrıs sorununda kafaları uyuşmayanlar hayatlarını birleştiremezler bile.
…
Mesele tiryakilik yarattı.
Olmaması halinde mevcut olan ne varsa hepten değişeceğinden, dünyanın en uzun müzakerelerini sürdürüyoruz.
Tam bir klinik vaka.
…
Meseleye taraf olan devletlerin Kıbrıs sorununu ısrarla konuşmaktan bıkmayan Kıbrıslılar hakkında ne düşündükleri bilinmiyor.
Mutlaka küçümsüyor olmalılar.
Hani, küçük ülkenin küçük insanları diyerekten…
…
The Guardian gazetesinde bir Yunan fıkrası yayınlandı.
Fıkra şöyle:
Üç adam uzak bir ülkede ölüm cezasına çarptırılır.
Biri İngiliz, biri Fransız biri de Kıbrıslı.
Bunlara en son arzuları sorulur.
İngiliz puro, Fransız şarap ister.
Kıbrıslı olan bakınır.
Karşıda ölüm mangası var.
Son arzusunu söyler:
“Son bir kez karşıdaki ölüm mangası ile Kıbrıs sorununu tartışmak istiyorum.”
Bunun üzerine, İngiliz ve Fransız suçlular son arzularını değiştirerek,
“Bizi Kıbrıslıdan önce öldürün” demek durumunda kalırlar.
































