Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

BİZ BU ADADA VAR OLDUKÇA O MANGAL YANACAK

Hatırlarsınız bir süre önce, yeni  yıla ramak kala Güneyde çalışan işçiler, işlerine gitmek için sınırda eylem yaptılar. Bu eylem,  Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’nin, “Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden ve Güney Kıbrıs’ta çalışan kişilerin 25 Aralık’a kadar Güney Kıbrıs’a geçişlerinin durdurulması” kararından sonra olmuştu.

 Yapılan eylem, sosyal medyayı her zamanki gibi ikiye böldü. Ekmek derdinde olan emekçilerimiz için sosyal medyada ağza alınmayacak hakaretler yapıldı. Ne “arsızlıkları” kaldı, ne de “guduzlukları”.  Nasılsa onlar Euroları desteliyorlardı ve gözleri doymuyordu!!!

Rahmetlik Bedi nenemin sözü dün gibi kulaklarımda : “Bizi Rum’a muhtaç edenler utansın”

Uzun zamandır  sosyal medyada, özellikle Türkiye  insanında  Kıbrıslı Türkler için kullanılan sözler, tarihimizi,  mücadelemizi, kültürümüzü de aşağılayan bir üslup halini almıştır. Kıbrıs’ın  kültürünü bilmeden, anlamadan aşağılayıcı ve küçümseyici  olan bu dil, insanlar arasındaki kavgayı beslemekte ve kutuplaşma yaratmaktadır.

Bunun son örneği güneyde çalışan işçilerimizin protestosunda yaşandı. “Yılbaşında herkes mangal yakarken, benim çocuklarım aç mı kalsın?” diye isyan eden bir babanın haberinin altına ağza bile alınmayacak nice küfür, nice eleştiri geldi.

Yüzlerce yorumu okurken aslında Kıbrıs insanını tanımadıklarını, bizim kendimizi tanıtamadığımızı daha iyi anladım. Kıbrıslının açgözlülüğünden, “illa et mi yiyeceksiniz, gözünüz doysun” laflarına ve bunun gibi bitmez tükenmez suçlayıcı ve aşağılayıcı  yorumlara maruz kaldı güneyde çalışan baba. Evet özelde baba, genelde HEPİMİZ.

Oysa Kıbrıs’ı bilen, tanıyan, anlayan, yaşayan herkes MANGALIN BİR SİMGE olduğunu çok iyi bilir. Mangal, Kıbrıs’ta pek çok anlam taşımaktadır. Her baba, her birey, özel günlerde mangal yakmanın aslında Kıbrıs’ı temsil ettiğini, fakir bile olsa, maddi zorluğu bile olsa, ailesine “bunu olsun yapabilecek” kadar bir sofra sunmaya çalıştığını bilir.

eylemciler

O baba aslında hepimizin babasını ve çocukluğunu simgeliyordu. O baba bizim çocuklarımızın da beklentilerinin isyanıydı. İtalya’da, Yunanistan’da ya da dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayanların örf, adet kültür ve değerlerinin farklılaştığını çok iyi bilir.

Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan atalarımızdan beridir bir kimlik oluşturmuşuz. Yeme- içme kültürü de bunlardan bir tanesidir. Türkiye’nin şu andaki yaklaşımıyla ters düşebilecek alışkanlıklar da olabilir bunlar.  Biz buyuz. Böyle özeliz ve güzeliz.

Burayı tanımadan, nefretle, öfkeyle, “sizi biz kurtardık”la, “beslemesiniz”le devam eden cümlelere sahip insanların yaklaşımlarıyla yaralanmakta ve yalnızlığa itilmekteyiz. Bu düşüncelere sahip insanlar  bir değil, beş değil, on değil. Gitgide milyonlara ulaşmaktadır.

The Handbook of Cyprus

İngiliz Sömürge Yönetimince 100 yıl kadar önce basılan kapsamlı Kıbrıs kitabı. Kıbrıs için temel kaynak kitaplardan biri. Dönemin valisi Sir Ronald Storrs, yardımcısı  Bryan Justin O’brien’le birlikte 1930’ da yazdıkları Kıbrıs’ın el kitabında ada halkının eğitimi de dahil olmak üzere tüm Kıbrıs’ı inceleyen, Kıbrıs insanının yaşantısı hakkında kafa yoran bir el kitabı. Haşmet Gürkan’ın Galeri Kültür Yayınları’ndan çıkan “Kıbrıs’ın Sisli Geçmişi” kitabında bol bol faydalanılan bu rehber kitap ülkemizle ilgili bilmediğimiz pek çok konuya ışık tutuyor…

Konumuzla ne alakası var, bu kitap da nerden çıktı demeyin. Ofis arkadaşım, meslektaşım Cemal Kılıç ile her sabah özellikle edebiyat, felsefe, siyaset konularında kısa da olsa sohbetler yaparız. Ne mutlu bana ki devamlı kitap okuyan, araştıran, İletişim konusunda doktora yapan, müthiş kültürlü bir arkadaşla aynı ortamdayım. Cemal, bana pek çok kitap önerisi yaptı, çok değerli okumalar yapmamı sağladı. Yine bir sabah bu tür bir sohbet yaparken, konu güneyde çalışan işçilerin protestosuyla MANGAL’a geldi. Cemal, eski başbakanımız ve tam bir kitap kurdu olan, müthiş donanımlı Ferdi Sabit Soyer’le pek çok kez, derin bilgiler içeren sohbetler yaptığını ve bir sohbet esnasında kendisine Haşmet M. Gürkan’ın Kıbrıs’ın Sisli Geçmiş’i kitabını okumasını önerdiğini söyledi. Kitaptan övgüyle bahsetti ve  “Sen de bu kitabı okumalısın” diye de ekledi. Cemal, errtesi gün bana kitabı getirdi. Ülkem üzerine pek çok bilgiyi İngilizce’deki kaynaklardan derlenen bu çok değerli kitapta buldum.

 

MangalKitabın sonunda gördüm ki “elin Sömürgeci İngiliz’i” bile adadaki yöneteceği halkı tanımak için adayı ve insanını inceleyerek bir rehber kitabı oluşturmuşlar. Adaya görevli olarak gönderilen İngilizler aslında bu kitapla birlikte “Kıbrıs adasındaki yaşantı” hakkında bilgi sahibi olmuşlar,  kafa yormuşlar, bilgi toplamış, araştırma yapmış ve oturup rehber kitaplar yazmışlar. Ne yeriz, ne içeriz, ne giyeriz, huyumuz, micazımız nedir diye sayfa sayfa anlatmışlar. Bizi tanımak için detaylı olarak araştırmalar yapmış, incelemiş ve bugüne kadar ulaşacak bir el kitabı hazırlamışlar.

Biz ise 1974’den sonra güneyden kuzeye göç edip, acılarımızın üzerine yeni bir hayat kurduktan sonra yanıbaşımızdaki o çok sevdiğimiz Türkiye’ye bile kendimizi anlatamamışız.  Farklılığımızı, kimliğimizi, kültürümüzü bildirememişiz. Onlar da zaten bunun için çaba sarfetmemişler. Benim istediğim, benim olduğum gibi olacaksınız alt mesajlarıyla halkının bilincine bize hükmetme gücünü yerleştirmişler.

Kafir, besleme, hazır yiyen, tembel Kıbrıslılar! kendini bir türlü en yakını Türkiye’ye anlatamamış, tanıtamamış. Zaman zaman bazı yazarlar, bazı televizyoncular doğru yaklaşımlar sergileyip, buradaki yaşamı ve insanı doğru anlatsalar bile bu cılız bir çabadan ileriye gidememiş. 1974’ e kadar  kendi imkanlarıyla, halkıyla, mücahidiyle dilini, dinini, kültürünü savunan Kıbrıs Türkü bir türlü  “kendisini kurtaran” Türkiye ve insanının gözüne  girememiş, kendini anlatamamış.

Okuduğum bu haber beni ne dehlizlere sokmuş meğer!. Diyesim o ki:

Kıbrıslı en zor anında mangalını yakar. Üzerine et de koyar, balık da tavuk da, ekmek de, hellim de, zeytin de, pide de. Mangala patates de gömer, soğan da. Küllenince mangal bir cezveye keyif kahvesini de koyup finalini öyle yapar. Mangaldan aldığı bir parka kömürle zeytin yaprağını da yakıp, göze, nazara karşı sevdiklerini tütsüler de! Bunun sonucunda şeftali kebabıyla tıkansa  da damarları bu bedeli öder!

O bahçede yanan mangal, tüten bir aile dumanıdır. Muhabbetin ateşi yanar orada.  Sadece mangaldaki ateşten yayılan bir sıcaklık değildir o, sevginin sıcaklığıdır. O ateş evlerimizin bahçelerinde bir sevdanın ateşi olarak yanar, tüter ve bizim simgemiz olarak yaşar kültürümüzde.

O mangalın başına toplarız ailemizi, sevdiklerimizi, doğum günü kutlarız, diploma, tezkere, evlilik, emeklilik ve sayamadığım her türlü güzelliğin birleştiricisi olur o mangal. Kadeh kaldırırız, unuturuz dertlerimizi, birbirimizi yolda bulmadığımızı hatırlarız. Kocalarımız, babalarımız, oğullarımız, analarımız omzuna peşkirciği atar, oturur küçük sandalyecikle mangalın başına, ailesini bir araya toplar.

Belki askerimizi davul-zurna ile göndermeyiz  biz ama onun yerine sevdiklerimize mangal yakarız oğullarımızın şerefinea. Yeni yılda  “dışarıya çıkma ailenle ol ha” demeyiz de çocuklarımıza “hade ha mangal yakacayık” deriz.

Birini özlediğimiz zaman selam yerine “ne zaman yakıyoruk mangalı” diye sorarız.

Biz Kıbrıslıyız. Adalı olduğumuzdan dolayı kendimize ait değer yargılarımız vardır. Bizim için mangal, ailenin, sevginin, aileyi ayakta tutabilmenin bir ölçütüdür, bir simgesidir.

İster anlayın, ister anlamayın. BİZ BÖYLE GÜZELİZ.