Biz hekimlerin ameliyatlarda kullandığımız bıçağın ismidir “Bisturi”. Bıçak deyip geçmeyin. Taktir edersiniz ki portakal soyduğunuz bıçakla aynı değildir. Bir kere özel şekillendirilmiştir. Cerrahın eli ile adeta bütünleşir. Sapı da metaldir. Defalarca sterilizasyona girmesine, yüksek basınç ve ısı ile muamele görmesine rağmen bozulmaz. Şeklinden taviz vermez. Abuk ve yamuk değildir anlayacağınız.
“Uç” kısmı da dediğimiz keskin kısım, bir sapa takılıp çıkarılır. Sapın özel dizaynı sayesinde bu takıp çıkarma işlemi saniyeler içinde yapılır. “Uç” keskindir. Onunda yapılacak ameliyata göre şekilleri vardır. Bu şekillere göre aldıkları numaralarla adlandırılırlar. Örneğin cerrah hemşiresine “bana beş numaralı bisturi ucunu ver” dedi mi hemşire ona ne vereceğini hemen anlar.
Cerrahide bir tümce vardır. “Alet yapar el övünür” derler. Bisturi olmasa el clidin ilk katmanını bile geçemez. El olmasa bisturi hareket edemez ya, o başka mesele. Kısacası iş yapabilmek için bisturi ele, el de bisturiye ihtiyaç duyar.
Takdir edersiniz ki, ekmek bıçağı bile çocuğunuzun eline bir eğitimden sonra verilir. Yoksa çocuk Tanrı Korusun, ekmek yerine kendini doğrar. Kaldı ki bisturi kullanacak ele komut verecek beyinin eğitimi çok daha önemlidir. Bu eğitim bol masraf ve uzun zaman gerektirir…
Elin bistüriyi tutuş şekli kendine münhasırdır Bisturi kullanmak için , av tüfeği kullanmak isteyenin sahip olması gerektiği gibi “ruhsat” gerekir. Bu ruhsat “tıp diploması” olarak bilinir. Tüfeğin en fazla ruhsatını bir ayda verirler ama bisturi ruhsatını altı senede bile bazen zor verirler.
Bisturi, bir gazetecinin kalemi, bir ressamın fırçası gibi cerrahın en önemli aksesuarı olur. Onunla bütünleşir. Ancak ne gazetecinin kaleminden ne de ressamın fırçasından “gerçek kan” damlamaz. Bu nedenle bisturi, kendine münhasır bir saygıyı hak eder.
Hekimlerin cerrah olanlarının en kıymetli aletidir bisturi. Tıpkı dahiliyecilerin steteskopu gibi.
Bir köşe yazarı dostum (!)var. Ara sıra bana sosyal medya üzerinden özelden mesajlar atar. Genelde hekimleri itibarsızlaştırmaya çalışan düşünceler üretir. Geçenlerde yine böyle bir inci (!) yumurtladı. “Hekim olmak kolay iş. Sokaktan geçen her adam hekim olabilir” deyi verdi. Sinirlendim. O an cevap verememek sinirimi de artırdı. Adamı listemden sildim bir de engel koydum. Ama hiç rahatlamadım.
Ertesi gün oldu. Hep o sözleri düşündüm. Tuhafdır ama düşündükçe adamı haklı bulmaya başladım. Evet, gerek ve yeterlilik şartlarını yerine getirdikten sonra herkes hekim olabilirdi aslında.
Bu ülkede gerekeni yaparsan sokaktaki bir adamı dört yılda avukat yapabilirsin.
Yine dört ya da bilemedin beş yılda mimar mühendis çıkarabilirsin.
Sanırım yine dört yılda fizik ya da matematik öğretmeni olarak iş hayatına sürebilirsin.
Şartları ve takvimi denk getirirseniz herhangi birini birkaç ay içinde Milletvekili, Bakan hatta Başbakan yapma şansımız vardır.
Olanak varsa bir vatandaşımızı altı ay içinde polis kadrolarına katabilirsiniz.
Bu gün karar versek, tüm olanakları da kullansak, sokaktan geçen bir kişiyi ancak dokuz yıl sonra dermatolog, on yıl sonra bir patolog, on bir yıl sonra kalp damar cerrahı on iki yıl sonra nefrolog, on iki yıl sonra endokrinolog vs olarak insanların hizmetine suna biliriz.
Ha! Birde her şeyi onun gibi çok iyi bilen (!) köşe yazarı (!) olmak için ise sanırım birkaç dakika yetiyor. Yok yok sanmak gereksiz. Kesinlikle Öyledir. Bunu kendimden biliyorum. Beni ikna etmeleri otuz dakika sürmüştü.
Görüldüğü gibi bu ülkede herkes her şey olabilir. Olabilir olmasında da bisturiye dikkat etmek gerekir. Zira o bazen keser, bazen deler, bazen çizer, bazen yazar, bazen çalar, bazen de konuşur.
Onu tutan el ne isterse , o ele hükmeden beyin nasıl emrederse onu yapar.
Tanrı hekimi bisturisiz bırakmasın, kimseyi de onun tadına bakma ihtiyacı duyurmasın.

ANLAYAMADIKLARIM
Bu dünya üzerinde kendini vazgeçilmez sanan insanları hâlâ hiç anlayamadım
VE ŞİİR…
Bu hafta yine Sayın Hüseyin Kaba’ya ait bir şiirle sizinleyiz
TÜM ÂLEM
İçtik
Yıllanmış şarap gibi
Yudum, yudum
Buruk sevgiyi
İçimiz dışımız
Alev, alev
Âşk
Dağ,
Deniz,
Yangın yeri
Tüm âlem Esrik !
































