İdeolojisi ve de siyaset’i batsın; Newroz/Nevruz Bayramı’nın Kürt mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi‘ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da Göktürklerin Ergenekon‘dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır. 3000 yıllık bu geleneği 2010 yılından itibaren başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 21 Mart’ı Dünya Nevruz Bayramı olarak kabul etmektedir. İşte şu anda gençler ofisimin yanında ha’bire halay çekmekte ve de “newroz piroz be” nidâlarıyla baharı yine/yeni/yeniden müjdelemekteler. Ailemizin kırlangıçlarının da eli kulağında. Geçen yılın yavruları, bu yıl anaç olarak gelecekler vesselam. E onların yuvaları bu; dişiyle, tırnağıyla, alın terinden inşa ettiler yuvalarını. Güneş yine geç batacak. Çocuklarımızı eve sokmakta yine zorlanacağız. Yo Yo Diyetler yine devreye girecek. Yine o bisküvi reklamındaki gibi Biscolata Erkeği hayaliyle fitnes salonlarına doluşup, yine Facebook’tan yer bildirimleri şeklinde mesajlar vereceğiz. Mâlum, 6 ayda maydanoz bile yetişmez ama n’apalım, umut da biz fakirlerin ekmeği ha’bire çıkacak cana eziyet edeceğiz. Ey okuyucum; Dün de “yarın” demiştik ama artık 2014 Yaz geldi çattı. “Benim hayatım, benim teknolojim” der ya bi’reklam filmi, doğrudur onun teknolojisi onu bağlar bağlamasına ama buna karşılık teknolojik uyumumuz sayesinde hareketsiz bir yaşam da bizi bağlar tıpkı bi’sürüngen gibi. Bir zamanlar bu toplumın yarınlarıydık ama artık maşallah et bullisi stili yarı prostat ve andropoz arifesinde ha’bire sona doğru ve son sürat yaşlanmaya devam ediyoruz. Yürümüyoruz, koşmuyoruz, çevirmiyoruz. Egzersiz eğitimimiz maalesef çok yetersiz. Kaliteli ve yeterli uykumuz da yok. Sosyal baskılardan kurtulamıyoruz. Yoğun iş yaşamı, yetersiz ve dengesiz beslenmemiz de cabası. Kilo problemi, kolesterol, damar sertliği, hipertansiyon ve hormonal dengede sorunlar yaşıyoruz. Maalesef doğal ürünlerden uzaklaştık. Eskiden ‘fast food’ vardı, artık bunun yanına cips, dondurma, kola gibi tatlı zehirleri barındıran ‘junk food’ da sahnede. Bu kültürü de benimsedik. Bunların yanında unutmayalım ki, ömrü uzatılmış yiyecekler bir o kadar ömrümüzden çalıyor. Sonuç mu? Herkesin kendine günde bir saat ayıracak zamanı vardır a dostlar. Daha önce yazmıştık yine yazalım; Günde 1 saat demek; Günün yüzde 4’ü demek. İşte bu yüzden kendine 1 saatçik bile ayırmayan biri sürünmeye mahkûm bildik. Sağlık bilimci arkadaşlar; “Egzersiz en iyi ilaçtır” derler ya, külliyen katılırız. E prensipler? Özetle şöyle; Egzersiz öncesi, esnası ve sonrasında mutlaka sıvı alınız. Uzmanlar su veya maden suyu ve kramplar için muz alaşımını tavsiye ediyor. Bunun yanında açlık şekerini yukarıda tutacak az bi’meyve de afiyetle şarttır… Özellikle yağ yakmada sıkıntısı olanlar rutin olarak tiroid tahlillerini yaptırmalıdır. Aksi takdirde akıntıya kürek çekersiniz… İyi bir ısınma ve soğumayı ihmal etmeyiniz. Beslenme prensiplerine uyunuz. Egzersizden 2-3 saat önce ve sonra sindirimi kolay besin öğelerini alınız. Bu yolda profesyonel bi’diyetisyen baskısı da şart… Yağ yakmak istiyorsanız egzersiz nefes nefese kalmayınız. Bol oksijenle, ritmik ve de ılımlı egzersizle bu işler olur… Trafik, sakatlıklar, hastalıklar için uygun malzeme ve teknolojiyi ihmal etmeyiniz. Özellikle ayak, diz ve bel sağlığı için ayakkabılarınızız 6 ayda bir yenileyin… Tam ve düzenli uykunuzu alın zira uyku bir törendir. Ha gayret a dostlar. Yeni umutlara…


























