Köşe Yazarları

Birleşmiş Milletler Nasıl Bir Çözüm İstiyor?






Birleşmiş Milletler (BM), nasıl bir çözüm istediğini ilkelerinde (parametrelerinde) açıkça belli etmektedir. Buna tüm dünya da diyebiliriz.

Bu parametreler, 3 Haziran 1968 tarihinde, iki toplum arasında başlayan görüşmelerin yıllarca süren, biriken, oluşan ve dünyaca kabul gören süzgeçten arda kalanlardır.

Kabul eder veya etmezsiniz. 51 yılda biriken ve hala daha taraflarca farklı algılanan bu parametreler BM tarafından nasıl tanımlanmaktadır?

Hatırlatmakta büyük fayda vardır. Çünkü her kafadan, “kafasına estiğince” bir ses çıkmakta ve bu ilkeler “işe geldiğince” yorumlanmakta, saptırılmakta, “kafaya göre” dezenforme edilmektedir.

Çok fazla federasyon temelli çözümü dillendirmediği gerekçesi ile haksız eleştirilerin odağında olan CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın “100 Soruda Kıbrıs’ta Federasyon” isimli kaynak başucu kitabında, bu parametreleri ve dayandıklarını, ayrıntılı gerekçelerini bulmak mümkün.

Bize düşen; dünyanın kabul ettiğini, karşı tarafa da kabul ettirmek için çabalamaktan ibarettir. Kaçmaktan değil!

İki Kesimlilik Nedir?: Bu ilke, 1977 Denktaş-Makarios Zirve Anlaşması’ndan beri, BM’nin Kıbrıs’ta çözüm için öngördüğü ana ilkelerden biri olarak kabul edilmiştir. BM belgelerinde bu kuralın içeriği de belirlenmiştir. BM Genel Sekreteri’nin 1990 tarihli ve S/21183 sayılı ile 1992 tarihli ve S/23780 sayılı raporlarının 20’nci paragraflarında: “federasyonun iki kesimliliği, her bir federe devletin, kendi kesiminde, açık bir nüfus çoğunluğuna ve toprak mülkiyetine sahip bir toplum tarafından yönetileceği olgusunca yansıtılacaktır. İki kesimlilik, ayrıca, federal devletin, federe devletlerin yetki ve işlevlerini ve federe devletlerin ve federal devletin yetki ve işlevlerini ihlal edemeyeceği olgusuna yansıtılacaktır. demektedir.

Siyasi Eşitlik Nedir?: BM Genel Sekreteri, 1990 tarihli ve S/21183 sayılı raporunda, bu ilkenin nasıl yorumlanması gerektiğini de açıklamıştır. Üstelik, BM Güvenlik Konseyi de, 1991 tarihli ve 716 sayılı kararında, iki toplumun siyasi eşitliğini, Genel Sekreter’in bu raporunda yorumladığı şekliyle, Kıbrıs sorununun çözümündeki temel bir ilke olarak teyit etmiştir. Bu rapora göre: “Siyasi eşitlik federal devletin tüm organlarında ve idarede eşit katılım anlamına gelmezken, benzer durumlar yanında şu yollarla hayata geçirilebilir: Kıbrıs Devleti’nin federal anayasası iki toplum tarafından oybirliğiyle -iki toplumun da muvafakatı ile- kabul edilecek veya değiştirilecek, federal devletin tüm organlarında ve bunların kararlarında her iki toplumun etkili katılımı olacak, federal devletin toplumlardan herhangi birinin çıkarına aykırı uygulamalar yapmasını engelleyecek önlemler alınacak ve iki federe devlet eşit olacak, eşit yetki ve işlevlere sahip olacaktır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

İki Toplumluluk Nedir?: Bu ilke, 1977 Denktaş-Makarios Zirve Anlaşması’ndan beri Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki temel parametrelerden biridir. BM Genel Sekreteri’nin 1990 tarihli ve S/21183 sayılı ve BM Güvenlik Konseyi tarafından 750 sayılı kararla onaylanan 1992 tarihli S/23780 sayılı raporuna göre: “Kıbrıs, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının ortak yurdudur. Bu iki toplum arasındaki ilişki bir çoğunluk-azınlık ilişkisi değil Kıbrıs Devleti’ndeki iki toplum arasındaki ilişkidir. BM Güvenlik Konseyi’nin BM Genel Sekreteri olarak bana verdiği yetki açıkça göstermektedir ki, iyiniyet misyonunun muhatabı iki toplumdur. Yine açıktır ki, iki toplumun sürece katılımı eşitlik temelinde olacaktır. Dolayısıyla aranan çözüm, iki toplumun karar vereceği ve iki toplum tarafından kabul edilecek bir çözüm olmalıdır. Bu çözüm, aynı zamanda, her toplumun kültürel, dini, sosyal ve dilsel kimliğine saygılı bir çözüm olacaktır.” denilmektedir.

Ne kadar da açık ve net tanımlanmış.

Önemli olan bunların üzerinde ısrar etmek. Dünyaya ve karşı tarafa bunları hatırlatmak.

Diplomasi profesörü geçinenlerin, bunlar bağlayıcı değil saçmalıklarına sakın ola aldanmayınız. Dünya bunları kayda geçti. 51 yılda genel geçer ilkeler bunlar oldu. Bunlara tu kaka diyenlerdir bunların kökleşmesini ve parametre haline gelmesini sağlayanlar. Çok mu meraklıydılar? Olmadıklarını şimdi, 50 yıl sonra ifşa ediyorlar. Görüşürmüş(!) gibi yaparak ve istemeye istemeye, ayak direye direye dünyanın işaret ettiği noktaya geldiler. Artık bunlardan kaçış yok. İki tarafın da kabul edebileceği kriterler bunlardan ibarettir. Bakmayın siz koro halinde ağlaştıklarına!

Bırakın acılı dünyalarında, ajitasyon(genel olarak kişisel ruh bozukluğu nedenlerine, aynı zamanda çevrenin tutum ve davranışına da bağlı olarak davranışsal ve ruhsal heyecanlılık şeklinde beliren az ya da çok tutarsız aşırı davranış (Vikipedi).) yaparak, oy dilenmeye devam etsinler. Eriyip kayboluşlarını hiçbir güç engelleyemeyecektir!

Dünyanın gerçekleri ile onların dönüp dolaştığı ve içinde boğulduğu kısır döngünün çıkmazı yoktur. Tek amaç; dizginlenemez egolarını tatminden başka bir şey değildir.

Bırakın, dünya giderken Mersin’e, onlar gitsin tersine!

Çünkü onlar; iflah olmazlardandırlar (onmamak, düzelmemek, doğru davranışta bulunmamak)!








Başa dön tuşu