Güneş fena halde yakmakta.
Dayanılacak gibi değil.
Bir damla su altın değerinde.
Bir zamanlar, o susuzluk ortamında Larnaka’nın Tuz Gölü çevresinden geçmekte olan Aziz Lazarus, orada bulunan bir kadından bir salkım üzüm veya içecek ister.
Kadın, bunların yerine kendisine tuzlu toprak verir.
Bunun üzerine, daha önce bağlık olan bölge tuza boğulur.
…
Efsane bu.
Ada çeşitli defalar lanetlenmiş.
Ne kadar Hıristiyan safsatası olsa da, doğrusu adaya yağan lanet tarihsel gerçeklerle uyum gösteriyor.
…
Ada her konuda susuzluk yaşadı.
Bu yüzden de ahalinin bağrı hep yanık oldu.
Necati Özkan zamanında siyasete atıldığında ahali ona yakın ilgi göstermiş, hatta adına marş bile yapılmıştı.
“Bağrımız yanık
Su ver Necati”
…
Necati su verebilmiş miydi?
…
Ne zaman bağrı yanmadı ki?
Bağrı yandıkça su yerine Taksim istedi.
Sonra döndü devlet istedi.
Baktı ki durum gene aynı.
En sonunda bir salkım üzüme kaldı.
…
“Değil siz, sizin devletinizden kimse bu inşaatı durduramaz”
Üzümü verecek olan böyle diyor…
…
Ahalinin bağrı yanık ya.
Su istiyor.
Geldi,
Su getirecek.
Dereye beton döktü.
Çünkü geldikleri yerde öyle yapılırdı.
İtiraz edeni polise aldılar.
İyi ki bir de yanlarında biber gazı yoktu.
İyi ki adaya bir de TOMA gelmemişti.
Üstüne de ekledi:
“Değil siz, sizin devletinizden kimse bu inşaatı durduramaz”
…
Üzümcü doğru söylüyor.
Doğru söyleyene ne diyebilirsiniz ki?
…
Devlette “kimse” var mı?
…
Ne derler,
Et kokarsa tuz vurulur; tuz kokarsa ne çare!
…
Ta o zamanlardan Lazarus mu beddua etmişti bu ülkeye?
…
Dikkat edeceksiniz artık.
Bir salkım üzüm isteyim derken, her şey tuza dönüşebilir…
































