Köşe Yazarları

Bir kampanya başlatalım mı…


Tarihi boyunca kuraklık altında yaşayan, yoksulluk, açlığın zirve yaptığı Etiyopya bile akıl koymuş, bir günde 353 milyon ağaç dikmişler, dünya rekoru kırmışlar.

Hesap da şu; 100 milyonluk ülkede, bir günde kişi başına ikişer fidan dikilmesi… Hedefi aşmışlar.

Bundan önceki rekor Hindistan’a ait. 2017’de 12 saatte 66 milyon ağaç dikilmiş…

Geçen hafta, kendi rekorlarını egale ettiler; bir günde 220 milyon fidan toprakla buluşturuldu.

Az gelişmiş ülkeler kategorisinde görülen Hindistan, bir çok medeni ülkeye kafa tutmuş. İklim değişikliğiyle mücadele için imzalanan Paris Anlaşması’na o da imza koymuş ve  2030’a kadar ormanlık alanlarını 95 milyon hektara çıkarma taahhüdünde bulunmuş. Şimdi planlı bir şekilde gereğini yapıyor.

Güney’de “Lefkoşa’ya 300 Bin Ağaç” adlı bir inisiyatif kurulmuş. Adamızın küresel ısınma nedeniyle çölleşme tehlikesi altında bulunmasından dolayı, 2019 sonbaharında büyük bir ağaç dikme seferberliği başlatacaklarmış.

Ya biz? Yılda kaç ağaç dikip, kaç tanesini yok ediyoruz acaba?

Önce Girne’nin doğusunu, Esentepe’yi kırıp geçiren, adı harupla anılan Ozanköy’de harup, adı zeytinle anılan Zeytinlik’te zeytin ağacı bırakmayan bizler?

Rant orada dururken, ağacın lafını bile etmeyen bizler?

Bu adanın diğer yarısında doğaya daha ne kadar zarar vereceğiz?

Bahçesinde en az üç tane ağacı olan eski evlerin yerine betonları dikerken, “yerine şu kadar ağaç dikeceksin” diye kural koymayan bizler…

Özellikle yaz mevsimi boyunca, dönümlerce orman alanını yangınlarla, sorumsuzca yok etme becerisi gösteren bizler…

Biz bu dünyada tanınmamış bir toprak parçasıyız diye, küresel bir sorunu körükleme hakkımız mı var?

Nasıl olsa biz Paris Anlaşmasına taraf falan değiliz, öyle bir sorumluluğumuz yok, öyle mi düşüneceğiz?

Oysa biz, bugüne kadar yaptıklarımızla, doğayı katletme konusunda yeteri kadar suç işlemiş bir toplum değil miyiz?

Bir yerden dönmenin zamanı değil midir? İlla da birilerinin başımıza vurması mı gerekir?

Çağdaşlık deyince, kendimize toz kondurmayız. Avrupalıdan çok Avrupalıyızdır. Her şeyin en iyisini biz biliriz.

Ama iş uygulamaya geldi mi, az gelişmiş ülkelerin de gerisindeyizdir…

Güney Kıbrıs’taki inisiyatifin amacı, Orman Dairesi’ni, eğitim kurumlarını ve diğer yetkilileri harekete geçirmek olarak açıklandı.

Devletin bu işi kendiliğinden yapmasını beklemek beyhude.

Benzer bir inisiyatifi kuzeyde de biz vatandaşlar oluştursak ve devleti de bu inisiyatife yardım etmek zorunda bıraksak, güzel olmaz mı?

Nasıl mı? Çok basit, kitle haberleşmenin gücüyle.

Gazetelerle, sosyal medyayla.

Öyle bir ses çıkarmalı, öyle bir toplanmalıyız ki, devlet görmezden gelemesin.

Haydi çevreciler, haydi duyarlı sivil toplum örgütleri, yardım kuruluşları, sağır kulaklara açıklama yapmakla zaman harcamayın, elimizi taşın altına koyalım, sonbahara kadar böyle bir kampanya başlatalım, ne dersiniz?

LEFKOŞALILAR, KİRACIKÖY MUHTARI KADAR OLAMADILAR…

Lefkoşa sınır kapılarındaki yığılma, bayram süresince sosyal medyada en çok konuşulan konu oldu.

Her iki tarafın insanları da kuyruklarda telef oldular.

Madem ki bu kapılar açık, o zaman iki tarafın yönetimleri de halkına geçişler konusunda gereken hizmeti vermek zorunda. Ama maalesef o niyet yok. Sanki “sürünsünler” der gibi bir durum…

Çağlayan’daki Mağusa kapısının trafiğe açılması konusu gündeme geldiğinde de yazmıştım, “Lefkoşa’da Mağusa İnisiyatifi gibi bir örgütlenme lazım” diye.  Olmadı. Biz hala Mağusalının yaptığını yapamıyoruz, sadece elimizde klavye yazıp duruyoruz, ama nafile…

Bakın Kiracıköy’ün Rum muhtarı çıkmış,  köyünden Gaziler’e bir geçiş açılması için Anastasiadis’e mektup yazmış. “O zaman, Kiracıköy, Lefkoşa arası 60 dakikadan, 20 dakikaya düşecek” diyor. Kaç kişiye hizmet verecek? Muhtemelen sadece birkaç köye. Ama adam düşünüyor ve talep ediyor.

Yok mu Lefkoşa’nın iki yanında bu işe baş koyacak, birlikte ses çıkaracak bir gönüllü grubu?

YERİN KULAĞI VAR

GUTERRES UMUTLU:

Şu an için elinde kayda değer bir şey olmadığını, bu yüzden görüşme sürecinde adım adım ilerlemeyi hedeflediğini söyleyen BM Genel Sekreteri Guterres, önümüzdeki haftalarda adaya gelmesi beklenen bayan Lute’un görevinin, beşli konferans için zemin aramak olduğunu belirtti. İki liderin 27-29 Eylül tarihleri arasında New York’ta BM Genel Sekreteriyle biraraya geleceği ve bu görüşmenin ise gayrı resmi konferansın ilk adımını oluşturacağı iddia ediliyor…

 BİR DE ANASTASİDİS ANLASA:

Eski Rum Başsavcı Markidis,  Rum Lider Anastasiadis’e uyarılarda bulunarak, Guterres çerçevesinin 30 Haziran 2017 tarihli olduğunu ve Genel Sekreter ve Güvenlik Konseyi için 4 Temmuz çerçevesi diye bir şey olmadığını söyledi. Markidis ayrıca, Güvenlik Konseyi’nin “statüko sürdürülebilir değildir” yönündeki tezinin özellikle ciddiye alınması gerektiğini belirterek, “bu da, geçerli olduğunu öğrendiğimiz her şeyin bir son kullanma tarihinin olduğu anlamına gelmektedir” dedi. Anastasiadis bize pek kulak asmaz ama, belki Markidis’in bu uyarılarını dikkate alır…

BEKLEDİĞİM OLUYOR:

Bir yandan eski Başsavcı Markides, diğer yandan barış aktivisti ünlü sanatçı Mikis Theodorakis, en önemlisi BM genel Sekreteri. Üçü de Cumhurbaşkanı Akıncı’nın doğal gaz konusundaki önerisine destek içeren, Rum tarafının tek yanlı dayatmacılığına karşı  çıkan mesajlar yayınladılar. Önceki gün de Rumca gazeteler, en şahinleri bile, Güney Kıbrıs’ın bu konuda “yalnız kaldığını” söylemek zorunda kaldılar. Ne ittifak kurdukları ülkelerden, ne AB’den, ne de ABD’den Türkiye aleyhine yaptırım çıkaramamaktan yakındılar. Beklediğim bir şeydi. Sonuçta bir şekilde adaletin galip geleceğine inancım sürüyor.

VE BAYRAM BİTTİ:

Tatil de bitti. Bayram boyunca tüm sorunlar ötelendi. Bol bol yedik, içtik ve gezdik. Bugün artık işbaşı yapılıyor. Biriken sorunlar bugünden itibaren yeniden hem ülkenin hem bizim gündemimizi işgal edecek. Hükümetin ekonomi konusunda sıkışan piyasayı rahatlatmak, vatandaşın geçim derdine çare olacak adımları öteleme lüksü kalmadı. Umutlar, Türkiye’den gelecek 750 milyonluk katkıda. O da birtürlü gelemiyor. Ve paranın gelmesi için imzalanan protokolda yer alan maddelerin hayata geçirilmesi şart. Hem hükümetin, hem vatandaşın işi zor…

“DÜŞÜK IQ’LU STRATEJİ”:

Ekonomi ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu, hükümetin Maraş açılımına destek vererek, “şu andaki güdülen stratejinin doğru” olduğunu iddia etti, bugünlere, “düşük IQ’lu bir strateji ile  geldiğimizi” iddia etti. “Şu anda yapılan bence de doğru proaktif bir şekilde zorluyoruz, yeter diyoruz, önümüze bakacağız diyoruz, açarız diyoruz, açık uçlu olmaz diyoruz. Bizdeki  ‘barış’ lobisi bir de bunu görse bence o zaman bir şansımız olur” diyen Aşıkoğlu, aldığı koltuğun hakkını verdi.

BU PARALAR KİMİN:

Özellikle Ercan havaalanında sürekli olarak, yüklü miktarda dövizle çıkış yapmaya çalışanlar yakalanıyor. Baktığımızda 40-50 bin dolar taşıyacak insanlar değil. İyi de bu paralar kimin adına ve neden gayrı yasal yollardan yurt dışına çıkarılmak isteniyor. Temiz bir para olsa banka yoluyla yasal olarak çıkarılabilir. Ama ısrarla diğer yol seçiliyor. Bugüne kadar bu paraların gerçek sahipleri hiç bulunmadı. Bu paralar neden böyle yasal olmayan yollardan yurt dışına kaçırılıyor, eminim benim gibi sizler de merak ediyorsunuz…

ZİRVEDEKİLER

Nazım Hikmet: Ahmet Kaptan hatırlattı, bakın ne diyor usta; “Bir yara açıldığında, hücreler onu kapatmak için bir araya gelir. Bunu yapmazlarsa, vücut ölür. Bir yara var ve bizim bir araya gelmemiz gerekiyor”….

 DİPTEKİLER

Merdivensiz…: Son yıllarda ülkede hızla artan dikey büyüme sonucu özellikle büyük kentlerde 15-20, hatta daha yüksek binalar yapılıyor. Tamam elimizdeki toprak az, dikey büyüyelim de, bu binaların bir çoğunun yangın merdiveni bile yok. İtfaiyenin elinde ise 15 kata kadar müdahale edebilecek sadece 2 araç varmış. Yani 20 katlı bir binada yangın çıksa sadece seyredeceğiz.

 

 



Başa dön tuşu