Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir kaktüs hikayesi

Basit görünen bir olay, bir davranış, alır sizi, uzaklara çok uzaklara götürür.
Hayatınızda ve başkalarının hayatında, küçük farklılıklar yaratmanız, gerçekte sizi ve başkalarını  sonsuza taşıyacak anılar yaratır.
Çoğu insan, gündelik hayatın koşuşturmaları içerisinde,  kendine ve  çevresine farklılıklar yaratmayı unutmuştur. Oysa farklılıklar, hobiler, hayatın ta kendisidir.
Hristagis Mansuras, sıradan görünen bir Kıbrıs köylüsüdür. Sokakta görseniz, hiç dikkatinizi çekmez. Diğer insanların sıradan görünüşlerinin altında yatan güç ve potansiyeli göremediğimiz gibi, kimi kez, yanlarından gülüp geçtiğimiz gibi, sıradan bir insan görünümündedir.
Sıradan görünmek ve sıradan olmak farklı kavramlardır. Hristagis, kısaca DAGİS sıradan görünümünün ardında, gerçek bir savaşçıdır.
Dillirga köylerinden, Mansura’dandır. Benim köylümdür.
1955lerden sonra tırmandırılan milliyetçilik dalgasının içinde, o savaş koşullarında tanıma fırsatımın olmadığı bir köylüm…
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde, Dagis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin polis teşkilatının bir elemanı olur. 1963 olaylarından sonra kendi bölgesinde polislik yapar. Sorumluluklar alır.
1955 olaylarıyla birlikte, Mansuralı Rumların bir bölümü Mofsili’ye geçer. Kalan diğer Rumlar ise 1963 çatışmaları başlar başlamaz, hemen Mansura’yı terkeder. Bunlar arasında Dagi’nin babası Argiro ve annesi Maritsa da vardır.
Yaşamak, yaşadıklarını hatırlamak, onların izlerini yorumlamak, insanı çoğu kez rahatsız edebilir. Dagi’nin ailesinin göçü de böyle bir olaydır.
Maritsa’nın bir de Türk kardeşi vardır. Köyde herkesin bildiği bir olaydır bu…
Maritsa’nın kardeşi ise, babamın öz dayısıdır. Yani Mansur köyünün muhtarı… Bu adam zekasıyla, İngiliz hükümetine bile kazık atabilen zekasıyla, herkesin çekindiği Sami Dayı’dır. En zor durumlarda, daima ezilenin yanında yer almasıyla da bölgede haklı bir namı ve gücü vardır.
Koşullar, insanlara farklı davranışlar yaptırır.
1964’te, henüz 11 yaşlarında küçük, ama yerinde duramaz bir çocuktum…
Dagi’nin ve diğer Rumların evlerinde, Türklerde olmayan, Portakal ağaçlarını ve üzerlerindeki portakal’ları hala hatırlarım.
Sami dayı, babama, köyü terk eden Rumların portakallarından kesmek için, beni de yanına alma izni çıkarır. Gece, hırsızlar gibi, Dagi’nin annesinin evine giderek portakalları çuvala doldururuz. Ancak, bende kalan izler, Portakal toplama değil, başka izlerdir.
Oray gidince, Sami dayı, kız kardeşinin evinde yağmalanmamış değerli bir eşyası kaldı mı, onları alıp, koruma amaçlı gittiğini anlatır. Bir ekmek tahtasından başka, korunacak hiçbir şey bulamaz. Portakallarla birlikte, ekmek tahtasını da alır. Eve, geri döneriz.
Birkaç ay sonra, Ağustos 1974’te, Rumlar Dillirga köylerine  saldırır. Tüm diğer Mansuralılar gibi, Sami Dayı da Erenköy’e göç eder. Mansura köyü, bu kez Rumlar tarafından talan edilir. Evlerde hiçbir şey bırakılmaz.
Rumların Mansura’daki evleri nasıl talan ettiklerini, bu talan’ın başını ise, Pirgolu bir Rum öğretmenin çektiğini daha sonra farklı Rumlardan öğrendim.
Dagi, o dönemde ve daha sonra, Mansuralı Türklerin mallarının yağmalanmaması için çok uğraştı. Ancak polis teşkilatı içerisindeki milliyetçilik dalgası yüzünden, pek başarılı olamadı.
Dagi’yi ben, 2003’te, kapılar açıldıktan hemen sonra tanıdım. Amcam Rezvan’ın ricasıyla, birinci yeğenim olduğunu öğrendiğim bu adamı gidip buldum.
Dagi de Mansura’nın yağmalanmasının kötü izlerini
taşıyan ve Mansura’nın her iki toplumun ortak yaşam alanı olmasını savunan bir insan.
1955 ve 1964 olaylarının parçaladığı ortak yaşam hedefine ulaşmak için çırpınan, bu amaçla kurduğu Mansuralılar derneğiyle, her iki taraftaki fanatiklerle mücadele eden bir insan.
Arif Hoca’nın da çok yakın akrabası olan Dagi’yi anlatmağa bu satırlar yetmez.
Dün, onun 1980lerden beri ekip baktığı, 4 adamın kaldıramayacağı büyüklükteki kaktüs hediyesini almak için Dagi’ye gittik.
Kapılar açıldığında,  Dagi, kızımın evlenmesi durumunda, en büyük kaktüsünü hediye edeceğini kızıma vadetmişti.
Dagi’nin yanına kızım, damadım ve torunumla gittik. Koca Dagi bir çocuk kadar sevinçli ve heyecanlıydı. Büyük kaktüsü, çok ağır olduğu için alamadık.2 kişinin zorlukla kaldırabildiği başka bir kaktüsü alabildik.
Dagi’nin diğer kaktüsleri, Mansura’daki evlerimize konacak, dilekleriyle Dagi’nin yanından ayrıldık.
Kaktüsler, bizi alıp, eskilere taşıdı. İnsanların milliyetçilik zehrine bulaşmasının, kaktüslerin dikenlerinden daha tehlikeli ve zalim olduklarını, kaktüs maceramızla yaşadık.