Bir İnsanı Sevmekle Başlayacak Her şey - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Şubat 24, 2024
Köşe Yazarları

Bir İnsanı Sevmekle Başlayacak Her şey

Ece UsluUzm. Dr. Ece Uslu

Gri elinde telefonla eve girdi. O kadar yorgundu ki eşine, çocuklarına yarım ağızla bir merhaba diyerek sofraya oturdu. Yemeğini yerken bir yandan da telefonunu kurcaladı. Sofrada her zaman olduğu gibi sessizlik hakimdi. Sofrada 2 kelam edecek, ailesine günlerinin nasıl geçtiğini soracak, hatta sofrayı toplamaya dahi yardım edecek takati yoktu. Bir an önce kanepesine uzanıp günün yorgunluğunu atmak istiyordu. Kanepesine uzandı ve telefonuna bakmaya devam etti, gününün büyük zamanını onunla geçirmiyormuş gibi.. Salona geçtiler, sonra çocuklar da ödevlerini çoktan yapmış olmanın rahatlığı ile telefonlarına sarıldılar. Eşi de aileyi tamamlarcasına yanlarına geldi telefonuyla… Herkes telefonu ile SOSYALLEŞTİKTEN sonra birbirleri ile sohbet etmeden, birbirlerinin hayatlarından bi haber yataklarına geçtiler ve yataklarında, telefonları ile oynarken uyuyakaldılar.

Sabah uyandıklarında ilk işleri telefonlarına bakmak oldu, kırmızı ışıkta da ve de araba sürerken! Hatta telefona bakayım derken şeridinden bile kaç kez çıkıp kaza tehlikesi atlattı Gri. Ama instagramda story bakmaktan daha önemli ne olabilirdi ki bu hayatta… Telefona bakmasa kendiyle, hayatı ile mutsuzlukları ile yüzleşmek zorunda kalacaktı belki de. Düşünecekti, sorgulayacaktı, memnun olmadığı hayatı ile ilgili sorumluluk almak zorunda kalacaktı. Bütün bunlar o denli zor, o denli karmaşık ve emek isteyen şeylerdi ki! Bu şekilde başkalarının hayatlarına bakıp kendine karşı duyarsızlaşarak, zor olan hayatını bir nebze olsun kolaylaştırmış oluyordu. Bunları yaparken kendine ayrılmış zamandan çaldığının farkında mıydı acaba? Hani ömür dediğin bir gündür o da bugündür misali…


‘İşlerim çok yoğun, çok fazla dışarı çıkamıyorum ama ben sosyal bir insanım.’ diyordu Gri. Sosyal medya üzerinden sürekli arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Orada tanıştığım bir çok kıymetli arkadaşım var. Fazlasına gücüm yetmiyor zaten, çok yoruluyorum.’ diye anlatıyordu kendini. ‘Ama bişeyler eksik sanki’ diye de ekliyordu. Gün içinde onlarca kişi ile konuşuyor, ama yine de yalnız hissediyordu.

Bu senaryo sadece Gri ve ailesi için geçerli değil elbette. Hemen hepimiz her gün elimizden düşmeyen telefonlarımızla sürekli bir şekilde aynı hareketi yapıyoruz: Boş gözlerle telefona bak ve  anlamsızca ekranı yukarı kaydır!

Sosyal medyada herkesin ne kadar birbirine aşık, ne kadar mutlu, ne kadar dürüst, ne kadar duyarlı olduğunu izliyoruz. ‘Herkesin hayatı bu kadar iyiyken bende mi bir sorun var? diye düşünecekken karşımıza bambaşka bir mutluluk pozu çıkıyor, unutuyoruz.

Yanımdan aslında ilişkisinin ne denli kötü gittiğini anlatarak ayrılan arkadaşım, yarım saat sonra mutluluk selfiesi paylaşıyor eşi ile sosyal medyada! ‘Neden?’ diyorum. O sırada karşımda oturan arkadaşımın whatsapp mesajı ile kafam dağılıyor. ‘Kulaklarım işitirken neden yazmayı tercih etmişti?’ yine anlamlandıramıyorum.

Gazetelerde ekonominin çöktüğüne dair manşetler atılırken, doğal afetler, hastalıklar ve savaşlarda ölen canlardan söz edilirken, sosyal medyada adeta kim daha mutlu, kim daha zengin, kim daha çok gezmiş, kim daha başarılı olmuş yarışı yapılıyor…

‘Benim de bişey yapmam gerek.’ diyor insanoğlu bunu görünce. ‘Çoğunluk böyle ise ‘sorun bende’!‘ diye düşünüyor. Bunları başarı saydığı için yapamadıkça utanıyor, yetersiz hissediyor. Sonra öfkeleniyor hayata, bu olanakları kendine sunmayan eşine, ailesine, patronuna, eksik/değersiz olduğunu düşünerek kendisine… Hayal dahi kurmuyoruz aslında, bir karambol içinde başkalarının hayallerini satın alarak sürükleniyoruz. Yoksa herkesin bu denli aynı kalıplar içinde davranıyor olması mümkün değil.

Aile ortamında değil sadece, arkadaş toplantılarında da kimsenin elinden telefon düşmüyor. Masaya oturur oturmaz yapılan ilk iş selfie çekmek! Konuşurken birbirimizin yüzüne bakmıyoruz, gözümüz hep telefonda, çektiğimiz selfieye kim kaç beğeni atmış, ne yorum yapmış onun merağı içindeyiz.  Yaptığımız paylaşımları yoruma açık tutarak normalde insanların yüzümüze karşı söyleyemeyecekleri sözlere kendimizi maruz bıraktığımızın farkında dahi değiliz o an! (Herhangi bir ortamda böyle davranıyorsanız ya başkaları için yaşıyorsunuzdur, ya orada olmaktan dolayı gerçekten mutlu değilsinizdir ya da mutluluk oyunu oynayarak kendinizi bir nebze de olsa daha iyi hissettirmeye çalışıyorsunuzdur. )

 

Napıyoruz biz gerçekten? Gördüklerimizin hangisi gerçek? İletişimde olduğumuz insanın sesini duymadan, ona dokunmadan yani ‘temassız’ ilişkilerle ne kadar doyum sağlayabiliyoruz? Öğlen vakti acıktığınızı ve canınızın döner çektiğini düşünün. Dönerciye gidip dönerin kokusunu içinize çektikten sonra  brokoli mi sipariş edersiniz? Yoksa orada oturup dönerinizin  tadını mı çıkarırsınız? Eğer birinciyi yapıyorsanız hep aç hissedersiniz. Çünkü ihtiyacınızı tam anlamı ile karşılamamış olursunuz. İşte Gri’nin hep bişeyler eksik dediği olay da buydu! Temassız, sanal ilişkiler kurarak aslında hep dönerin kokusunu içine çekmekle yetinmiş oluyordu. Tatmin olmadıkça daha çok kişi ile konuşuyor, sosyal medyada daha fazla zaman geçiriyor; Böylece sosyal medya tuzağına hapsolmuş oluyordu. İhtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılamadığından bir süre sonra mutsuz hissediyor, ama kendinden o denli uzaklaşmış oluyordu ki bu mutsuzluğu anlamlandıramıyor, anlamlandıramadığı için çözüm üretemiyor ve düşünmemek adına kendini daha fazla telefonuna veriyordu.

Mutsuz, sevgisiz, samimiyetsiz, duygusuz insanlar haline geliyoruz her geçen gün… Çıkar üzerine kurulan ilişkiler artarken, kimsenin bir diğerinin derdini dinlemeye tahammülü yok. Bir maymun türü olan makak maymunları bile yapacakları hareket yan kafesteki komşularına elektrik şoku verilmesine yol açacaksa kendilerine yiyecek verilen zinciri çekmeyi reddederek empati yapabiliyorken, biz kendi çıkarlarımız için başkasını gözümüzü kırpmadan harcayabiliyoruz. Kendimizi, çıkarlarımızı tabi ki düşünelim ama benim özgürlüğüm başkasına zarar vermeye başladığı noktada son bulur, bunu da unutmayalım.

Benim cephemden görünen bu dostlarım. İnsan olmaktan uzaklaşıyoruz. Özümüzden uzaklaşıyoruz. Bu da bizi daha mutsuz, öfkeli ve güvende hissetmeyen bireyler haline getiriyor. Tek tesellim insanın sevgiye muhtaç bir varlık olduğunu bilmem. Evet son zamanlarda dağılmış olabiliriz, sahte dünyalar, sahte hayatlar yaşıyor olabiliriz. Birden özgür bırakılmış bir kuş gibi ordan oraya amaçsızca uçup savruluyor olabiliriz. Ama inanıyorum sevgi kazanacak bir gün, samimiyet kazanacak… Uyanacağımız gün gelecek biliyorum…

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar