Köşe Yazarları

BİR HÜKÜMETİNİZ YOK FARZEDİN…

Mehmet Moreket yazdı






Neyle karşılaştırayım bilemedim. Virüsün bizde ilk göründüğü, birkaç vakanın çıktığı ilk günlerle mi? Hiç mukayese edilmez…

Düşündüm daha büyük felaket ne olabilir? Savaş mı? Yemin ederim 1974’de, doğrudan savaşın içinde bile bu kadar korku, panik, belirsizlik yaşamadım. Biz savaşıyorduk ama, başımızda doğru kararlar alacak bir mekanizma vardır diye gerisini düşünmüyorduk. “Aman ne yanlış yapacaklar” diye bir gailemiz hiç olmadı…

Şimdi anlıyorum ki, insan için en büyük kaygı nedeni, yönetim boşluğudur… Başında bir iradenin olmadığını hissetmektir. Kendimi uzay boşluğunda gibi havada, korumasız hissediyorum. Neye dokunacağımı, ne yapacağımı, yarın ne olacağını bilemiyorum. Kimse “organizasyon bozukluğu” falan diye geçiştirmeye kalkmasın, şu anda KKTC’de siyasi bir irade yoktur. Bundan daha kötüsü olamaz.

“Her şey kontrol altında, başardık yine başaracağız, radikal kararlar alacağız, paniğe gerek yok, öyle fazla büyütülecek bir şey yok” zırvalarını dinleyip, yeni felaketler olmasını mı bekleyeceğiz?

Gerçek; sokaklarda karantinaya yerleştirilemeyen insanlar, karantina yapacak yer bulunamıyor; hastane bitmiş, hastalar bile otellerde, vatandaş bulaşmış, her dakika yeni bir devlet dairesi boşaltılıyor. Çocuklar hastalanıyor, çocuklar… Hiçbir hastaya bakacak yeri yok artık bu ülkenin… Acil ameliyatlar erteleniyor, tehlike çok büyük…

Yahu dün aldığın kararı bugün değiştirmek ne demektir? Demek ki, sen önünü göremiyorsun. Planlama yapma kabiliyetin yok. Olacakları önceden görenleri dinlemiyorsun bile. Mekanizmayı çalıştırmıyorsun. Bilerek çalıştırmıyorsun.  Yasanın emrettiği o mekanizma çalışsa, bu kepazelik olmayacak. İnsan sağlığı, ülke ekonomisi, kamu düzeni, güven, istikrar zarar görmeyecek.

Televizyonda sunucu soruyor, “hala bazı okullar açık, ne olacak?”. Sağlık Bakanı olacak kişi, “Daha Resmi Gazete çıkmadı, kapatırız, dur bakalım birkaç gün gitsinler, onları da kapatırız” diyor…

Sonra da neden bu kararı zamanında almadınız deyince, “Tek başıma değilim, başka etkenler var; az kaldı o da bitecek kurtulacağız” itirafı yapıyor. Kastettiği, seçimler….  Bazı kararların seçim gailesiyle alınmadığını bir şekilde itiraf ediyor…

Ey ahali, bu kafalarla yönetilmekteyiz. Daha doğrusu yönetilmemekteyiz….

Bundan sonra başınızda bir hükümet yokmuş gibi farz edin…

Ölü gözünden yaş beklemeyin…

Bu virüs sürecek, ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. Ama bu hükümetin ömrü bitecek…

Dayanın, sıkın dişinizi…

Bağlı olduğunuz örgütlere kitlesel örgütlenme için baskı yapın…

Onların gitmeye niyeti yok! Son nefesimizi vermeden, biz onları gönderelim, hem de bu krizin ortasında.

Yoksa çok daha kötüsünü yapacaklar, haberiniz olsun…


YERİN KULAĞI VAR

 

HP’Yİ ANLAMAKTA ZORLANIYORUM:  UBP’yi anlıyorum, onların var oluş nedeni iktidar olmak. İktidarda olacaklar ki, yandaşlarını memnun edip, bir sonraki seçimde yerlerini garanti etsinler. Anlamadığım ise küçük ortak HP’nin bunlar karşısında süt dökmüş kedi gibi sus pus olup, yanlışlara ortak olması. Onca hakaret, aşağılama bir yana, gidişatın ne kadar tehlikeli olduğunu görmelerine rağmen hala ısrarla bu hükümeti sürdürüyorlar. Dörtlü hükümeti bozmak için ortaya attıkları bahanelerin bin misli şimdi yaşanıyor ama, bu sefer sessizliği seçmişler. Siyasetten silinme pahasına.

KRİZ HÜKÜMETİ VE OHAL:  Bir günde 700 yolcu geleceğini bilerek aldılar karantina kararını. Ama nereye koyacaklarını düşünmeden. Çocuk olsa, yapmaz. Ben hala kim ne derse desin, aynı görüşteyim, gelsin bir kriz hükümeti, teknokrat mı olur, partiler arası mı olur, çıkartsın OHAL’i. Zaten vergisini, lisans ücretini ödemeyeceğini açıklayan otellere el koysun. Başka yolu yok. Bakın söylüyorum, bu insanları yerleştirecek yer bulamayacaklar, en kolay olanı seçip, her yeri kapatacaklar. Boşa geçen her gün kayıp hanesine yazılıyor.

YAZMAYA UTANIYORUM:  Haberlere yetişmek mümkün değil. Daha birkaç gün öncesine kadar “hükümetimiz, inşallah yapacak” falan diyenler, felaket haberlerini yorumsuz vermeye başladılar. Kimsenin yorumuna ihtiyaç kalmadı zaten. Her şey göz önünde. Öyle acıtıyor ki, yazmaya utanıyor insan…

ALLAH KORUSUN:  Üç gün önceki kararla Türkiye’ye giden, uçağa bineceği saat başka kararla karşılaşıyor. KKTC vatandaşının karantina parasını devlet ödeyecek diye biliyor, uçaktan inince sokakta kaldığı gibi, iki bin lira ödeyeceksin deniyor. Bu insanlar sana güvenecek? İki gün sonrasını göremeyen insanlara güvenecek? Daha da cumhurbaşkanı olacaklarmış. Allah korusun…

ÖĞRENCİ DE GELMEYECEK:  Ekonominin can damarları on binlerce öğrenciyi de kaybettik. Sebebi de bu konuda hiçbir önlem almayan, eksik veya yanlış kararlar alan hükümettir. Dün sosyal medyada adaya gelen bir öğrenci arkadaşlarına “sakın gelmeyin” diyor. Haksız mı? Bu ülkede ilk gördüğü kaos, ne yaptığını bilmeyen idareciler ve en önemlisi şaşkın tavuk gibi sabahlara kadar sokaklarda bir karantina oteline yerleşebilmek için beklemek. Siz olsanız güvenip de böyle bir ülkeye gelir misiniz söyleyin…

 O HEKİMİN HİPOKRAT YEMİNİ VAR:  Ülkenin değil sadece, kendilerinin kontrolunu da kaybettiler. Bilim Kurulu üyesi bir hekimin “yasaya göre aldığımız kararları uygulamak zorundasınız” demesini o çağdaş, bilim adamı Dışişleri Bakanı, “yapılmaması gereken bir hareket” olarak yorumluyor. Sıkışınca antidemokratik işlere girmeye mi niyetiniz var, düşünce özgürlüğünü engellemek gibi mesela? O hekimin Hipokrat yemini var. Siz yemin ettiğiniz anayasanın gereğini yapmıyorsunuz diye o da mı yeminini inkar etsin? Halk sağlığının topyekün tehdit altında olduğunu görsün ama sussun mu istiyorsunuz?


Ercan'da bekleyen yolcular

FOTO GÜNDEM: Havaalanında insanlar güneşin doğuşunu yerlerde oturarak beklediler. 700 kişinin geleceğini bildiği halde, o insanları nereye götüreceğini hesap edemeyen bir devlete geldiler. Koskoca polis subayını, çıldırttıkları insanların karşısında çaresiz bıraktılar. Ne büyük utanç…

 








Başa dön tuşu