“Şu anda bir şey yapamazsak bir daha hiçbir şey yapamayacağız.”
Bu sözü tuttum.
Sözün sahibi Andreas Mavroyannis’tir.
Kendisi, Annan planının hazırlanmasına katkı koyan Rum ekibin içindeydi.
Sonra dönüp Annan planına hayır demişti.
Şimdi Rum başkan Anastasiadis’in müzakerecisidir.
Bizim müzakereci Kudret Özersay ile birlikte adını çok duyacağız.
Mavroyannis, Havadis’ten Esra Aygın’a konuştu.
Son derece ikna edici bir üslup kullandı.
Şu anda bir şey yapamazsak bir daha hiçbir şey yapamayacağız” düşüncesinin hakim olduğunu ve bu düşüncenin “aciliyet hissi” yarattığını söyledi.
Bu nedenle başlayan görüşmelerde zamana oynama veya karşı tarafı suçlu gösterme oyununa girilmeyeceğini söyledi.
Söylediklerinde dikkatimi çeken, ortaya koyduğu argümanların Kıbrıslı Türkleri değil, Kıbrıslı Rumları ikna etmek üzere oluşturulmuş argümanlar olduğudur.
Alıntı yaptığım söz de aynen öyledir.
***
Mavroyannis mülakatında yeni bulunan enerji kaynaklarının (doğal gazın) çözüm için ciddi bir motivasyon yarattığını söylüyor.
Avrupa Birliği, İsrail, Kıbrıs ve Türkiye’nin iş birliği içinde gazın ucuz ve güvenli bir şekilde Avrupa piyasasına ulaşmasını istiyor.
Mavroyannis “Amerika işin içinde yoktur” diyor ve Amerika’nın gaz nedeniyle barış istediği söylemini reddediyor.
Söyledikleri doğru olabilir ama eksiktir.
Amerika dünya enerji piyasasını bizzat elinde tutmak isteyen ve denetleyendir.
Öyle olmasaydı Orta Doğu’da ne işi vardır?
Irak’ı niye işgal etti?
Enerji Batı’nın varlık sebebidir.
Dolayısı ile Batı’nın patronu Amerika’nın da.
***
Petrolün veya doğal gazın bulunduğu ülkelere felaket getirdiği doğru değildir.
Ellerindeki petrolü kullanarak çölde devasa şehirler yaratan Körfez ülkeleri bunun tersini anlatıyor.
Rusya da öyle.
Rusya’nın sadece Gazporm şirketinin yıllık gaz geliri 150 milyar dolara ulaştı.
Elindeki petrolü kişisel iktidarı ve serveti için kullanan diktatörler ve haydut devletler Kıbrıs için örnek olamazlar.
Tarihlerinde ilk defa Kıbrıslılar birbirlerinden aldıklarının pazarlığını yapmanın ötesinde somut bir zenginliği paylaşma müzakeresinin arifesinde bulunuyorlar.
Bu fırsatı değerlendirirlerse “çözümün şart olduğu” gerçeğine ulaşabilirler.
Aksi yeni gerginliklere ve çatışmalara kapı açmak demektir…
































