Köşe Yazarları

Bir Cinayet Aracı Olarak Drone


İlginç bir çağda yaşıyoruz. Öyle bir çağ ki aslında farkında olmasak da en çabuk yitirdiğimiz şey  “Hayret Etmek”…Drone pazarının dünya lideri Dji firması ilk drone modelini 2005 yılında piyasaya sürmüş. İlk Drone’un fiyatı o günlerde yaklaşık 18,000 Dolar…  2005 yılı dolaylarında biz nelerle uğraşıyorduk diye düşünüyorum… 2004 yılında Annan Planı Referandumu mitingleri için İnönü Meydanındaydık mesela… Bir düşünsenize o zamanlar 80,000 kişi miting meydanında iken havada bir drone görse ne olurdu… Herhalde kimisi Ufo zannederdi, kimisi üzerine bomba atılıyor falan zannederdi, bir panik olurduk muhakkak… Anlayacağınız her türlü bir “Hayret” söz konusu olurdu… Cem Yılmaz’ın GORA filmindeki veciz deyişiyle “Ufo Gören Masum Köylü” idik bir zamanlar… Bugün ise herhangi bir parka gidip drone uçursam yanıma gelen küçük çocuklar havadaki 2016 model Drone’a bakıp diyor ki “Abi bunun yenisi çıktı, siz daha almadınız mı?”

 

 

“Aman düşmesin…”

Dronelara ilişkin bir de çarpıcı bir anımı hatırlıyorum… 2016 yılında ilk Drone’um olan Phantom 4’ü elime aldım. İlk akla gelen ister istemez şu: ”Aman düşmesin…” Şimdi hem ucuz bir alet değil, hem de o güne kadar olan hayatımızda yer çekiminin bariz bir üstünlüğü söz konusu…  Allah’tan daha önceden Drone’larla haşır neşir olan bir arkadaş da yanımdaydı da “Merak etme, merak etme düşmez…” dedi de o paniğimi biraz yatıştırdı. En çok zorlandığım konu şu olmuştu: İlk uçuşta sürekli kendimi drone yere düşmesin diye bir çaba içinde buluyordum. Oysa ki aletin mantığı oldukça basitti, havalandıktan sonra sen hiç bir şey yapmasan bile kendisi sabit biçimde havada durabiliyordu… Uzun süre Drone’un bu yeteneğini kabullenmekte zorlandım… “Ne demek ben birşey yapmasam da sabit durabiliyor?!” Durabiliyordu işte… Bu kadar basit.

“Melek mi Şeytan mı?”

Ve geçtiğimiz günlerde Drone teknolojisinin belki de bu yüzyıl içerisindeki en çarpıcı askeri – siyasi kullanımına şahit olduk… ABD, İran’ın üst düzey generallerinden birini silahlı bir Drone kullanmak suretiyle havaya uçurdu… İnsan ister istemez kendisine şunu soruyor bizim anılarımızda, günlük kullanımımızda bu kadar masum olan bir teknoloji nasıl olur da bu kadar korkunç bir silaha dönüşebilir? Diyebilirsiniz ki insan öyle bir yaratık ki bir kalemle bile isterse başka bir insanı öldürebilir… Bu da doğru kuşkusuz… Ama kendi adıma şunu söylemeliyim ki bu saldırıyı duyduğumda dönüp kendi evimdeki Drone’a baktım… Melek mi Şeytan mı gibisinden… Aslında bu konuda çarpıcı bir örnek, Dan Brown’un “Melekler ve Şeytanlar” kitabında mevcut… Bir Katolik Rahip, bilim adamlarının kiliseye ve sine yönelik haklı eleştirilerini cevaplarken şunu söylüyor: “Dinin kusurları yok mu? Var tabi… Çok… Din kusurludur, çünkü insan kusurludur…” “Ancak örneğin atomun nasıl parçalandığını anlatan bilim kitaplarının arkasında da – Lütfen bu bilgilerle atom bombası yapmayınız- yazmıyor. İşte bu yüzden dine ihtiyaç var… Vicdana ihtiyaç var…” Galiba akılla, bilimle ve dolayısıyla teknoloji ile ilgili temel sorunumuz bu… Vicdanı olmayan akıl her zaman yıkım getiriyor…

“Ama biz Hümanistiz…”

Leonardo Da Vinci’nin gençlik yıllarını anlatan ve çok sevdiğim diziler arasında olan “Da Vinci’s Demons”dan bir sahne… Leonardo, Floransa Prensi Medici’ye bir uyarıda bulunur ve yakım zamanda Vatikan ve Papa’nın Floransa’ya savaş açacağını söyler… Medici bu uyarıya cevap olarak der ki “Saçmalama Leonardo ne savaşı… Ben bu ülkenin hükümdarıyım bir hümanistim… Biz kimseyle savaşmayız…” Leonardo ise buna cevap olarak şöyle der: “Efendim zaten savaş tam da bu sebeple çıkacak… Siz hümanist olduğunuz için… Bir ordunuz olsa savaş çıkmayacaktı…”

Belli ki Droneları önümüzdeki yıllarda savaşların içerisinde daha da çok göreceğiz. Belki de 10 yıl sonra tüm ordular robotlaşacak… Peki bilim bu kadar hızla ilerlerken vicdan nerede olacak? Taraflardan birinin hümanist olması barışı mı tetikleyecek yoksa eskiden olduğu gibi savaşı mı? Hep birlikte göreceğiz…

 



Başa dön tuşu