Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Bir ayda iki kültür elçisini kaybettik: Ömer Kofalı ve Tegiye Taçkıran

Bazı insanlar var,  yerleri doldurulmaz.

Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Gönyeli’li Ömer Kofalı ve bu hafta başında yitirdiğimiz Tegiye Taçkıran, benim tanıdığım onlardan ikisiydi.

Geçmişten miras aldığımız Kıbrıs kültürünü koruyarak, gelecek nesillere aktarmanın en önemli toplumsal sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Somut ve soyut kültürel miraslar, bu anlamda çok önemli. Nobel ödüllü İsveç’li yazar Selma Legörlöf, bir mülakatında kültürü tanımlarken şu ifadeyi kullanmıştı: “Kültür, bütün öğrendiklerimizi unuttuktan sonra, aklımızda kalan şeydir.”

Ömer Kofalı ve Tegiye Taçkıran’ın yaşam yolculuğunda yollarının kesiştiğini zannetmiyorum. Ancak her ikisi de yaşadıkları toprakların, çok özel iki kültür temsilcisiydi.

Yaşayan her bir çınarın devrilişinde, yeri doldurulamayacak değerler de yok oluyor. Sonsuzluğa uğurlanan, her bir kültür elçisi ile birlikte, Kıbrıs’ın kültürel mirası ve yaşam şekli de zedeleniyor… Dağarcıkta biriken bellek, geri dönüşü olmayacak biçimde kayboluyor…

GÖNYELİLİ ÖMER KOFALI

Ömer Kofalı ile torunu askerlik arkadaşım Alişan vasıtasıyla, yıllar önce Gönyeli taşından yapılan, müzevari evinde görüşmüştüm. Lefkoşa manzarasına nazır, tepe üzerindeki evde, hafif esintili bir günde, yüreğimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren bir sohbet gerçekleştirmiştik. Söylediklerinin bir kısmını da, videoya kaydetmiştim. Siyah dizliği, çizmeleri, beyaz gömleği, yeleği,beline doladığı kırmızı kuşağı, başındaki peşkiri ile çok güzel hikayeler anlatıp, şen şakrak hareketleri ile halk dansı bile oynamıştı. Gidenlerin ardından, ne yazık ki, yapılacak tek şey, onu iyi hatıraları ile anmak, sevdiklerine sabır dilemek ve mekanı cennet olsun temennilerinde bulunabilmek. Ömer Kofalı, yakın tarihimizin önemli bir kültür temsilcisiydi, silinmez izini bu topraklarda bıraktı… Dünyanın da en büyük zenginliği, bu olsa gerek…

HİRSOFU’LU TEGİYE TAÇKIRAN

 

Tegiye Abla yeri doldurulamayacak insanlardan biriydi.

Poli yakınlarındaki Hirsofu (Altıncık) köyünde dünyaya gözlerini açan Tegiye Taçkıran, 86 yıllık ömrüne çok olaylar sığdırdı. 10 evlat ve onlaca torun ve torun çocuğu, sahibi Tegiye abla, Kıbrıs’ın son kalan çınarlarından “Eski Toprak” diye tabir edilebilecek karakterlerinden biriydi.

1974 sonrasında Zümrütköy’e yerleşen Tegiye abla, konuşmaları, sözleri ve manileriyle, hiç tartışmasız köyün, en önemli insan simgelerinden biriydi.  Çünkü o yaşam şekliyle tam bir Kıbrıslıydı.

27 Şubat 2017’de hayata gözlerini yuman, Tegiye Abla sonsuzluğa uğurlanırken, geride iyi hatıralar bıraktı. Aynı köyde kalmamız ve ailece görüştüğümüz birisi olması hasebiyle, Tegiye ablanın, bende  çok sayıda  fotoğrafı ve mani okurken ki bazı video kayıtları mevcut.

Yeşilırmak köyünde, değerli sanatçı İsmail Işılsoy’un “Kıbrıs’ın Ahşap Yüzleri” temasıyla açılan mani konulu sergisinde, o gür sesiyle okuduğu bir manilerin bazılarında şöyle diyordu:

Bir sen söyle bir da ben

Şekerisan bal da ben,

Has bahçenin gülünü,

Bir sen dakın bir da ben.

 

Karanfilsin bibersin,

Sen alemde dilbersin

Ben sana gönül vermem

Misafirsin gidersin.

Tegiye Taçkıran’ı tanıyanlar, onu iyi hatıraları ve manileriyle hatırlayacak. Hirsofu’nun güzel, Zümrütköy’ün özel kadını, ışıklar içinde uyu.

Hasan Karlıtaş | Poli 2017