Köşe Yazarları

BİR “AF” ANALİZİ…


Sosyal Sigorta affı, geriye dönük 19 yılı kapsayacakmış.

Müflis tüccar, veresiye dükkanını karıştırır… Yapılan bu.

Af ile, yatırımların yapılmaması için işveren cesaretlendiriliyor. Nasıl olsa birkaç yıla af çıkar beklentisi değil mi bu yatırımları yaptırmayan?

Af ile, 6 aydan, 2 yıla hapis cezası gerektiren bir suç affediliyor.

Af ile, ödemelerini düzenli, hiç aksaksız yapanlara “enayi” beratı veriliyor.

Af ile toplumda büyük bir adaletsizlik yaratıldığı gibi, yenileri teşvik ediliyor.

Ne için, Çalışma Bakanlığı’nın hesabına göre 60 milyon lira toplamak için.

Peki, attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değecek mi?

Ben buradan şimdiden yazayım, DEĞMEYECEK!

Hatırladığım, 2011’de Şerife Ünverdi’nin bakanlığı sırasında  çıkan af için de, 2017’de UBP-DP hükümetinin çıkarttığı af için de “BU SON” denilmişti. Son olmadığı ortada.

2011’de 5 bin kişi müracaat etmiş, sadece 2 bin kişi ödeme yapmış. 2017’de 9 bin 500 borçludan, ödeme yapan sadece 3 bin 900 kişi. Devede kulak.

Ve her iki af da, 2000 yılından sonrasını kapsıyordu. Aynen bugünkü gibi.

Şimdi burada bir tuhaflık yok mu? Eski Maliye Bakanlarından Zeren Mungan’ın bir açıklaması var. Buna göre KKTC’de ortalama 2 yılda bir Sosyal Sigortalar ve vergi affı çıkarılmış. Demek ki işe yaramamış. Şimdi o afların üstüne, aynı dönemin suçlularına bir af daha. Yahu sürekli af çıkartmışsın, ödememiş, şimdi ödeyeceğinin garantisi ne?

Çok daha kötü sonuç şu; her afla, ciddi miktarda insan, geri kalan ödemelerini yapıp, toplu halde emekliye çıkıyor. Bu da Sosyal Sigortalara külliyetli bir yük daha getiriyor.

Kısaca bu af işi, suça teşvik ediyor. Beklenen sonucu asla vermiyor; verse zaten tekrarlanması gerekmez. Ödemelerle ilgili aflar, sadece ve sadece fona bir miktar taze kaynak akışı getiriyor o kadar.

Bunca yıldır af üstüne af çıkartacaklarına, sistemi düzeltmek, cezaları ağırlaştırmak üzerine kafa yorsalardı, ne sigortalar zarara uğrardı, ne kayıt dışılık kalırdı.

Şimdi de 60 milyonu bulalım da ne isterse olsun havası var. Görelim bakalım ne getirisi olacak…

 

ZEHİRE DE ALIŞTIK…

Ne kadar kanıksadık, endişelenmeyi bıraktık, gıda tahlil sonuçlarını artık okumuyoruz bile.

Gazeteciler, ne kadar vahim olursa olsun,  aynı konuları tekrar etmek istemezler.  Bilirler ki bıkkınlık yaratır. Ama ya her konuya atlayan sosyal medya? Orada da umursayan yok.

Zehirleniyoruz arkadaşlar. Ah, vah edip kanser oranını tartışıyoruz ama, sadece kendimizi değil, gelecek nesilleri de zehirlemeyi sürdürüyoruz.

Tarım Dairesi sonuçları yayınlıyor. Sürekli ilaç kalıntısı bulunuyor, Tarım Bakanı, “denetim yapılıyor” diyor ama, örnekleme üzerinden. Yakalanan imha ediliyor, yakalanmayanı evimize sokuyoruz.

Cezaları mı az, denetim mi yetersiz, ne yapacağız, ne yapmak gerekir? Böcekle mücadele edilmezse, ürün alınmazmış. Peki avantaj dezavantaj analizi yapıldı mı? Halkın zehirlenmesi mi, ürün alınmaması mı? Eksik olsun. Madem adam gibi ilaç kullanmayı öğrenmiyorlar, üretmesinler, bizi de zehirlemesinler.

Fayda zarar analizini Anayasa yapıyor. Devletin “halk sağlığını koruma” görevi var. Anayasa, devletin, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini sağlama ödevinden bahsediyor. Ruh sağlığını geçtim, beden sağlığımızı bozan, hem de ciddi bir şekilde bozan bu durumla mücadele görevi yerine getirilmiyor.

Bunun bahanesi yok, olamaz. Bütün bir halk göz göre zehirleniyor. Sera ziyaretleri falanla olacak iş değil bu. Planlama ve yaptırım getirilmediği sürece, ben Anayasal görevini yerine getirmeyen hükümetlerin bir de üstünden halkla dalga geçtiğine inanırım…

 YERİN KULAĞI VAR

 İLGİNÇ BİR TARİH:

Üçlü görüşmenin tarihi ve yeri özellikle seçilmiş gibi. Dünyanın son bölünmüş başkenti denir ya Lefkoşa’ya, görüşme birleşen başkent Berlin’de, hem de birleşmenin gerçekleşmesinin 30. Yıldönümünde. O da bir Kasım ayındaydı. Guterres, bir mesaj veriyor taraflara. İki olay arasındaki  farktan bahsedilirken, Almanya’da tek millet, tek din, tek dil yerine burada iki ayrı köken olduğu vurgulanır. Bence en önemli fark, “niyet”. Bölünmüş Almanya’nın iki kesimi birleşirken var olan karşılıklı arzu, burada yok.

UBP AÇIKTA KALABİLİR:

Hükümetin UBP kanadı, “Biz Akıncı’nın müzakerelere katılmasını onaylamıyoruz” diye yüksek perdeden atarken, Rum gazeteleri, Türkiye’nin, 5’lü konferansa hazırlık olarak, 3’lü konferans yapılmasına olumlu baktığını yazıyorlar. Neye inanacağımıza şaşırdık. Ama tarih tekerrürden ibaretse, UBP ayrık otu gibi açıkta kalabilir. Hatta söylemlerini 180 derece değiştirmek zorunda kalabilir…

 BUYUR BURDAN YAK:

Başbakan Ersin Tatar, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Sekreteri’nin de katılacağı üçlü bir toplantıda Rum liderle  egemenlik, güvenlik, toprak, vatandaşlık, garantiler, yönetime etkin katılım gibi en can alıcı konuları görüşmesi doğru değildir”diyerek, Akıncı’ya, toplumsal güveni yitirdiği, artık Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesini temsil etmediği için Kıbrıs görüşmelerine katılmaması çağrısında bulundu. Kafama takılan, Akıncı’nın “toplumsal güveni yitirdiğinin” kararını neye dayanarak verdiğidir.

KAVGA ERKEN BAŞLADI:

Kendisinin 10 ay önce Cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini söylediğini ve hala aynı görüşte olduğunu ifade eden Zorlu Töre, “Sayın Tatar’ın yapacak çok işi var. Eğitim, sağlık, çevre, turizm bu ülkede yapılacak çok şey var. Ersin Tatar bunlarla uğraşmalı” diyor. Görünen o ki, UBP’nin içinde Tatar’ın aday çıkmamasını isteyen tek kişi Zorlu Töre kalmış.

 KARARI KENDİSİ VERECEK:

HP Milletvekili Mesut Genç cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili kararın iki hafta içerisinde belirleneceğini söyleyerek, “Kudret bey seçime girip, girmeme konusunda önce kendisi karar verecek. Sonra da konuyu parti meclisine taşıyacağız”dedi. İyi de Kudret bey kararını verdikten sonra bunu Parti Meclisi’ne taşımanın anlamı ne? “Aday değilim” derse “hayır olacaksın” diyebilecek misiniz, hiç sanmam. Ama merak etmeyin, aday çıkmayacak. Ersin bey de istemezdi ama, partisinin kararına uydu ve yakında da adaylığını resmen açıklayacak…

ŞAKA GİBİ:

Geçen hafta iddiaydı, şimdi doğrulandı. Avrupa Komisyonu, Yeşil Hat Tüzüğü’ne kuzeyden güneye ticarette, “tahin ve meyve suyu”nu ekleme niyetindeymiş. Biz buradan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü çıkartın, insan haklarını ihlal ediyorsunuz diye bağırınırken, yaptıklarına bakın. Koskoca Avrupa Komisyonu, “tahin ve meyve suyu”yla uğraşmış da bize iyilik yapıyormuş. Haydi sevinelim, AB tahinimizle meyve sularımızı tanıdı…

ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “Duyduğumuza göre (!) aramızda Rumcular varmış… Kim bunlar ? Osmanlı’nın kendilerini  İngiliz’e sattığından beri  adadaki varlığını korumak için inanılmaz bir savaş verenler mi ?

TC,  ‘Benim Kıbrıs meselesi diye bir meselem yoktur…’ derken,  faşist Rumlara  direnenler mi ?

TC, adanın Türkiye için stratejik öneminin bile farkında değilken, Kıbrıs’ta,  ENOSIS’i önlemek için silahlı mücadeleye girenler mi ? 1963’den 1974’e kadar başına gelmedik kalmayanlar mı ?”…

 DİPTEKİLER

Bir O Kaldıydı: Tartışmalar başladığında hastaneden laf yetiştiremeyen MHP lideri Bahçeli de sonunda konuştu. Akıncı’nın açıklamalarını, “Çirkef ve çirkin” olarak değerlendiren Bahçeli,“Nitekim uyuyan Komünist uyanmış, zalimlerle beraber eşzamanlı olarak devreye girmiştir” diyerek, o da Akıncıyı “ihanetle” suçladı… Akıncı’ya “komünist” diyerek bir yerlere modası geçmiş mesajlar gönderiyor. Oysa kullandığı dile bakan herkes gereken mesajı alıyor.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı