Köşe Yazarları

Bir adam olsak? Kendimiz olsak yeter…







Dedikodular dün de devam etti…




Amma sevdik ha bu FETÖ işini…



Türkiye’nin çektiği ızdırabı unuttuk.

Demokrasiye sahip çıkmak gerekirken sonuna kadar…

“Acaba Kıbrıs’tan kimi alacaklar” konulu sohbetler aldı başını yürüdü.

Yetmez…

İsimler başladı tartışılmaya…

Kurumlar…

Üniversitelerimiz…

Bankalarımız…

Ne meraklıymışız birbirimizin gözünü oymaya…

Ne meraklı?

Oysa…

Farkında dahi değiliz yanı başımızda yaşananların.

Farkında olsak, birbirimizin gözünü oymak, birbirimizi “FETÖ’cü, PKK’lı” ilan etmek yerine, kendi demokrasimize dört elle sarılırdık.

Daha kötüsü de var…

Polise…

Güvenlik Kuvvetleri’ne telefon edenler dahi varmış…

İhbar üzerine ihbar…

Dahası da var mesela…

Türkiye medyasında, “KKTC’deki falan da FETÖ’cü” diye yazı çıksın diye çırpınanlar var.

Üniversite kapatmak isteyen var…

Haliyle…

Millet de, “Ben FETÖ’cü değilim” diye açıklamak zorunda kalıyor…

Konuşan konuşana yazan yazana…

Yahu efendiler…

Burası Kıbrıs…

Siz kendi ülkenize, kendi sorunlarınıza dahi sahip çıkmazken…

Türkiye sizi ne yapsın?

Kendi toplumunun derdine çare olamayanlardan, Türkiye ne beklesin…

Kendinizi bu kadar da abartmayın…

acannn copy

Her satırına dikkat…

Bertuğ Topal, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Din İşleri Müşaviri Selami Açan ile bir araya geldi.

Röportajın içeriği bana göre son derece önemli.

Açan’ın konuşması son derece daha önemli.

O makam…

İbrahim Duman denen şahsın döneminde, bugün yaşadığımız birçok sorunun merkezi konumundaydı.

KKTC’de laikliğe müdahale edildi…

Çağdaş eğitime müdahale edildi…

Paralel bir din yapılanması sağlandı…

Dini temelli öğrenci örgütleri, “ilim yayma” adında cemiyetler türedi.

Oysa…

KKTC’de dini faaliyetleri yeniden organize etmek, Türkiye Büyükelçiliği’nin mi görevi?

Hangi normal ülkede olur bu…

Ancak da burada…

Türkiye’den buraya gelen din adamları var.

Kıbrıs Türkü kendi din adamlarını yetiştirmediği sürece, bunlar devam edecek.

Elçilik ancak da bu personelle ilgilenir, sorunlarıyla cebelleş olur derken…

Nereye cami yapılacak?

Nereye örgüt açılacak?

Hangi faaliyet finanse edilecek?

Nereye okul açılacak?

Hepsine, karar mekanizmasında “KKTC’liler olmadan, elçilik karar” veriyorsa…

Orada bir sorun vardır.

Bu nedenle, Açan’ın söylemleri son derece önemli.

Beni esas ilgilendiren açıklaması da röportajın sonunda:

“Okullar için çok talep var. Ben görevimiz gereği Mağusa’ya, Girne’ye, Lefke’ye Güzelyurt’a farklı zamanlarda gidiyoruz, Cuma namazı kılıyoruz sohbetlerimiz oluyor.

Gittiğimiz yerlerde çok bariz bir şekilde vatandaş biz büyükelçilik bünyesinde olduğumuz için sanki büyükelçilik okul yaptırıyormuş gibi bize sarılıyorlar. Halbuki büyükelçilik değil, bu ülkenin Eğitim Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen bir eğitim ve öğretim müfredatı var o ölçüde yapılıyor bu işler. Bir okulun açılmasına Eğitim Bakanlığı karar verir.

Alt yapıları bu ülke mevzuatına göre gerçekleşir. Bizler sadece bu konularda ekonomik katkılar istenirse bunları sağlarız. İlahiyat Koleji’nde kontenjan sıkıntısı olduğu bize iletiliyor. Kontenjanın artırılması okulun kapasitesi ile alakalı bir şeydir ve buna Eğitim Bakanlığı karar verir. Bizim tamamen dışımızda olan bir hadise. Dolayısıyla vatandaş kontenjan artırılsın diyorsa demek ki vatandaşın bir talebi var bu noktada.”

Herkesin bu son satırları defa defa okuması gerekir.

En çok da bizim Eğitim Bakanı’mız ve personelinin.

Bir kendiniz olun ya…

Bir şeye de siz karar verin…

Toplumunuzun da faydasına olsun.

Umarım sayın Açan da söylediği gibi davranmaya devam eder…

 









Başa dön tuşu